Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Hükümetin önceliği güven tazelemek olmalı…

 

CTP-UBP hükümetinin bence ilk ve en önemli icraatı, yıllardır siyaset ve siyasetçiye duyulan güvensizliği ortadan kaldırmak olmalıdır. Çünkü bugüne kadar bu ülkeye yapılan en büyük kötülük bu olmuştur. Yozlaşma ve güvensizlik de, hep partizanlık ve adam kayırmacılığımızın sonucudur…
Herkes bir düşünsün, partizanlık, adam kayırmacılık, yolsuzluk, usulsüzlük diye hep şikayet etmiyor muyuz?.. Peki ama bunlara onay verenler o cesareti nereden buluyor? Tabii ki bizden, değil mi?..
Eğer bizler tüm bir toplum olarak buna karşı dursak, usulsüz, haksız, adaletsiz uygulamaları elimizin tersiyle itebilsek, siyasiler bunu yapabilirler mi?..
Başkalarının hakkını yeme pahasına, kıyak istihdama balıklama dalarsak, bir belediyenin işlerini usulsüzce almayı kabul eder, hatta bunu teşvik etmek için uğraşırsak, arsa, tarla icar etmek için oyumuzu satışa çıkarırsak, yasaya göre olmayacak bir işi el altından yaptırmak için çalmadık kapı bırakmazsak, olacağı budur. Yani demem o ki, esas temiz olmayan ne yazık ki toplumun kendisidir, yani bizleriz…
Adam bir koltuğa hasbelkader oturduktan sonra, oradan kalkmamak için de gereğini yapacaktır haklı olarak. Hele de kapısında “Şu işimi yap, bu kadar oy garanti” diye kuyruk oluşturanlar varsa. Ve üstelik de kendinden öncekilerin kuralları hiçe saydıkları, ya da adaletsizlik yaptıkları için yargılanmadıklarını da görüyorsa… Yapmaz mı?.. Yapar, bir de bu işlere teşne bir karakteri varsa…
Onun için diyorum ki, temiz siyaseti sağlayacak olan, temiz toplumdur. Bunun da ilk adımı da, usulsüzlüğü, yolsuzluğu yapanı teşhir etmek olmalıdır. İşte bunun için, yeni kurulan CTP-UBP hükümetinin ilk görevi, toplumda yerleşen bu hastalığı kestirip atmak, yapacakları icraatlarla da, toplumda yok olan güven ve adaleti yeniden sağlamak olmalıdır…
Tabii ki bu iş sadece hükümetle, siyasetçiyle bitmez, çünkü tek boyutlu değil… O nedenle hem toplum, hem de basına görev düşüyor…
İki zıt fikirsel partinin oluşturduğu bu hükümet bazı çatlak seslere rağmen başarılı olmak istiyorsa, öncelikli olarak yılların kronikleşen bu sistemini ortadan kaldırmak zorundadır. Yok eğer, “alan da veren de memnun” diyerek, “böyle gelmiş, böyle gider” mantığıyla yola çıkılacaksa, kusura bakmasınlar ama hiçbir şey düzelmeyecek…

Kalyoncu refahı nasıl sağlayacak?..

Başbakan Ömer Kalyoncu, CTP-UBP hükümetinin güvenoyu almasının ardından verdiği ilk mesajındaki, “toplumsal refah” sözünün altını çizmek istiyorum. Benim tanıdığım Kalyoncu, boş yere konuşmaz, popülizm olsun diye inanmadığı şeyleri de söylemez.
Evet son yıllarda ne yazık ki, işler iyi gitmiyor. İşveren, çalışan, esnaf umutsuz ve mutsuz. Toplumsal refah için, öncelikle bu çarkların iyi çalışması, bunun için de refah payının yükselmesi gerekmektedir…
Ancak yeni Maliye Bakanı Hasan Başoğlu, Başbakan’ın refah vaadinin tam tersini söylüyor. Ne diyor Sayın Bakan, “denk bütçe ve tasarruf…”. Bunun anlamı, yine çalışanlar, yani dar gelirlilerin fedakarlığı olacak… Peki ama çalışandan keserek, diğer taraftan tüccara vergi affı getirerek, toplumsal refah nasıl sağlanacak. Elinde avucunda olmayan, ay sonunu zar zor geçiren birisi piyasaya canlılığı nasıl getirebilir ki?..
Geçtiğimiz bayram öncesi gazetelerin tümünde, esnafın memnuniyetsizliğini, bayramda beklenen alış verişin olmadığını okuduk. Bunun bir nedeni, ekonomideki plansızlık olduğu gibi, önemli bir nedeni de, çarşıya akan paranın durmuş olmasıdır gerçekten.
Çarşıyı yaşatan, vatandaşın alım gücüdür. Özellikle de memurun. Peki o güç nereden geliyor, devletin gelirlerinden. Devletin ana gelir kaynağı ne? Vergiler…
Siz bakmayın, battık, bittik diyenlerin çoğunun verdiği vergi, bir odacınınkinden daha az. Tüccar vergisini bir tamam ödemezse, devlet çalışanı nasıl ödeyecek? İnsanlar artık temel tüketim maddelerinden bile kısmaya başlamışken, çarşıyı beslemeleri nasıl mümkün olabilir ki…
Tabii, vergi kaçırmayan esnafı, tüccarı tenzih ediyorum. Vergisini veren, bunu üstüne alınmasın. Ama mevcut ekonomik yapının içinde, mükellefin yüzde 52’sinden gerçek kazancı üzerinden vergi alınamıyorsa, olacağı da budur…
Çark kopmuştur, kırılmıştır, dönmemektedir artık. O çarkın süratle tamir edilip, her bir parçanın tıkır tıkır işlemesini sağlamanın yolu da ekonomik planlama ve kimsenin gözünün yaşına bakılmayacağı bir düzeni kurmaktan geçmektedir… Ve bir de, zırt pırt yapılan vergi aflarından vazgeçilmelidir.
Bence Sayın Kalyoncu, toplumsal refahı sağlamak için önce buralardan başlamalıdır…

 

YERİN KULAĞI VAR
BİLMEK HAKLARI:
Müzakere masasıyla ilgili verilen olumlu mesajlara rağmen, partiler ve bazı sivil toplum örgütleri masada konuşulanlarla ilgili olarak bilgileri olmadıklarını söylüyorlar. Hani haksız da sayılmazlar. Bence Sayın Akıncı önce Meclis, ardından da sivil toplum örgütleriyle bir araya gelip, müzakere masasında yaşananlarla ilgili olarak bilgi vermelidir. Nereye, nasıl gideceğimiz bilmek sanırım toplum olarak hakkımızdır…

MÜZAKERE MASASI TEKNİKTİR, İDEOLOJİK DEĞİL:
Kudret Özersay tartışmasız olarak, Kıbrıs müzakere sürecinin triklerini, Kıbrıs Türklerinin korunması gereken temel haklarını en iyi bilen bir kaç kişiden biridir. İki gündür AB ve mülkiyet konularında görüşlerini ve endişelerini kamuoyuyla paylaşıyor. Ancak bu görüşlerine belli çevrelerden, tümüyle ideolojik, siyasi propaganda kokan yanıtlar geliyor. Oysa bunlar, ideolojik bakış açısı ile değerlendirilemeyecek kadar ciddi ve teknik konular. O nedenle de siyasi partiler ya da diğer yetkili makamlar arasında bir tartışma yapılacaksa, teknik olarak yapmalı diye düşünüyorum. “Haydi eller havaya” zamanı değil…

ÇARE DOĞRUDAN TİCARET:
Avrupa Komisyonu, hellimin sadece Kıbrıs adasında üretilebileceği konusundaki tescilini resmileştirdi. Juncker’ın dediği gibi bu sadece sembolik bir adım. Asıl mesele Yeşil Hat Tüzüğü’nün halihazırda istendiği gibi işlememesi. Narenciye ve hayvansal ürünlerle, işlenmiş gıdaların geçişinde hala sorunlar var. Ayrıca, Güney’den kaynaklanan siyasi sorunlar da mevcut. Kuzey’le Güney arasında ticaret hacmi 2-3 milyon Euro’yu zor buluyor. Avrupa Komisyonu’nun tüzükte yapacağı değişiklikler bu soruna çare olabilecek gibi görünmüyor. Eğer gerçek anlamda ilerleme isteniyorsa, Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün üstüne gidilmeli…

KOMİSER ABARTMIŞ:
Bölgesel Politikalardan Sorumlu AB Komiseri Corina Cretu, Yeşil Hat Tüzüğü’ndeki düzenlemelerin ticareti daha da kolaylaştıracağını ve Kıbrıslı Türklerin ekonomik gelişimini hızlandıracağını söylemiş ve “Bu Kıbrıs’ı birleştirmek için Avrupa Komisyonu’na verilen bir görevdir” demiş. Sadece hellim konusunda yapılan düzenleme ile Kıbrıslı Türklerin ekonomik gelişiminin hızlanacağını söylemek, AB’nin Kıbrıs’taki gerçeklerden ne kadar uzak olduğunun kanıtıdır…

BAŞTAN SONA NEŞTER GEREK:
Havadis muhabiri Devrim Demir’in ortaya çıkardığı, cezaevine uyuşturucu soktuğunu itiraf eden gardiyan olayından sonra, hapishaneye neşter vurma zamanı geldi artık. Gardiyan sadece uyuşturucu değil, alkol ve telefon da soktuğunu söylüyor. Demek ki bu işleri yaparken çok da zorlanmamış… İş sadece gardiyanların vicdanlarına kalmış. “Denetleyemiyorum” diyen bir müdürle ve kevgire dönen cezaeviyle nereye kadar?..

YILLARDIR YAŞIYORUZ:
CTP Girne Milletvekili Fazilet Özdenefe, polisin sivile bağlanmasıyla polis teşkilatının denetlenemez ve sorgulanamaz bir yapıdan sorgulanır ve denetlenebilir bir yapıya kavuşturulacağını belirterek, bu konudaki endişelerin yersiz olduğunu iddia etti. Ama siyasetin bulaştığı her yerde yaşananları yıllardır görüyoruz. Bizim endişemiz, tıpkı kamuda olduğu gibi siyasallaşma korkusudur…

 

ZİRVEDEKİLER
Telsim ve LTB: Yıllardır bakımsızlık nedeniyle gececilerin mekanı haline dönen Lefkoşa Kumsal Parkı, Lefkoşa Belediyesi ve Telsim iş birliği ile bu akşam hizmete açılıyor. Yeniden ışıklandırılan park, engelli bireylerin, çocukların ve ailelerin birlikte vakit geçirebileceği, spor yapabilecekleri bir konsepte dönüştü. Katkısı olan herkese teşekkürler…

DİPTEKİLER
İlker Kılıç: CTP Londra Örgütü Başkanı İlker Kılıç, Kudret Özersay’ın AB ve mülkiyet konularındaki endişelerine karşılık, madem AB toprağı olacağız, serbest dolaşım, yerleşim, çalışma konularında hiç bir kısıtlama olmamalı görüşünü savunuyor ve “Yakalanan bu momenti bulandırmasak daha iyi olur” diyor. Bu söyleme aynı ağızla verilecek yanıt da bence şudur, “Peki o zaman müzakere masasına ne gerek var, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne eklenelim, olsun bitsin”. Bunu mu demek istiyor?..