Kıbrıs sorununun Türk toplumu açısından özü, yönetimi paylaşmaktır. Ancak, bu öz zamanla şekil değiştirerek, birçok insan için, toprak paylaşımı ve mülkiyet sorunu haline geldi. Toprak sorunu ve mülkiyetin, tazminatlar ve takas olayı ile birlikte, YÖNETİM sorunundan daha öncelikli olarak, insanlar arasında tartışma konusu olması anlaşılır bir şeydir. İnsanların bilincinde, ekonomik faaliyetler ve kendi dar çıkarları, BİRÇOK KEZ toplumsal çıkarların ÖNÜNE geçmektedir. Toplum psikolojisi ve bu psikolojiyi besleyen BİREYSEL ÇIKARLAR dikkate alınmadan, basit hukuki gerekçeler dikkate alınarak, mülkiyet sorununu çözmeye çalışmak, Kıbrıs’taki kargaşayı daha da arttırabilir. Mülkiyet sorununda, esas sahip, şüphesiz ki, 1974 öncesi, hatta 1960’taki mülkiyet kayıtları dikkate alınarak tespit edilebilir.
1963 olağanüstü koşullarında, Kıbrıs Türklerinin önemli bir bölümünün, yaklaşık olarak 104 köyün göçmen durumuna düşürüldüğü ve bu süre zarfında, mülkiyet ilişkilerinde de, büyük alt üst oluşlar yaşandığı da unutulmamalıdır. Kıbrıs Türklerinin GETTO’larda yaşarken, ekonomik durgunluk nedeniyle, ekonomik faaliyetlerin kısıtlı olmasından dolayı, stabil bir ekonomik hayat ve bunun yarattığı, anormal mülkiyet ilişkileri, çözümle birlikte, önemli ekonomik ve sosyal sorunları da beraberinde getirecektir. 1960’tan beri, malına, MAL DİYEMEYEN insanların, 1974 koşullarında, yerleştirildikleri Rum malları üzerinde bir yaşam kurarken, kendileri ve çocukları için, kendilerine hukuksal olarak ait olmayan arazilerde, evlerde yarattıkları yeni yaşamlar ve değerler, mekanik bir şekilde ele alınabilir mi? Sıradan insanların travmaları ve sorunlarını çözecek yol, onların sorunlarına, İNSANİ ve SOSYAL YAŞAMI dikkate alarak, çözüm formülleri üretmekten geçer.
İnsanlara daha iyi bir yaşamın koşullarını vaat etmek yetmez. O koşulları yaratmak için GEREKLİ MADDİ KAYNAĞIN nasıl bulunacağı da mutlaka ayrıntılı bir şekilde ele alınmalı ve halkın kafasındaki kuşkular ortadan kaldırılmalıdır. Kıbrıs Türk toplumu içerisinde, ayrımcılığı kışkırtmak ve gelecekteki bölünmeyi kalıcı hale getirmek için, esas olarak, yaratılan UCUBE mülkiyet ilişkileri kullanılmıştır. Bu yaratılan UCUBE MÜLKİYET ilişkilerinden toplumu kurtarıp, hukuksal bir çerçeve yaratmak, çok zor olacaktır. Toprak ve YENİ HARİTA da, gerçekte yeni MÜLKİYET İLİŞKİLERİ yaratılırken, sosyal ve psikolojik yönler dikkate alınırsa, her iki toplum arasında destek bulabilir. Kıbrıs sorununda, toplumsal paylaşım ve yönetimde eşit haklara sahip olmak, sorunun esası olmasına rağmen, en kolay halledilebilecek konu haline dönüşmüştür. Toprak ve mülkiyet sorunları da, insani olarak daha yakıcı sorunlar olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle Kıbrıs sorunu, psikolojik ve sosyolojik sorunlarıyla, adil olarak çözülmedikçe, toplumlar arasındaki bölünme zehri kolay kolay giderilemeyecektir.
































