Her kurulan hükümet, kendine özeldir aslında.
Ancak ülke siyasetinde kırılamayan bir zincir varsa, gelenin de gidenden bir farkı olmadığı ortaya çıkıyor.
Son günlerde, CTP-UBP hükümetine umut bağlamamı eleştirenler var. Bu desteğim, mukayese veya eleştiri yeteneğimi kaybettiğim, ya da bir şeyler beklediğimden değil tabii. Ama ben şartlar ne olursa olsun, her yeni hükümet için umut besledim. “Belki bu kez olur” dedim.
Son CTP-DP hükümeti kurulurken, her iki partinin iç çelişkilerinin hükümetin istenen icraatları yapmasına engel olacağı yorumunu yapmıştım.
DP’nin Eroğlu’nun kontrolüne girdiğini, diğer taraftan CTP içinde bir otorite boşluğu olduğunu, her kafadan bir ses çıktığını ve bu durumda hükümetin bazı radikal adımları atmasının zor olduğunu yazmıştım.
Ancak buna rağmen, imzalar atıldıktan sonra, İrsen Küçük hükümetinin bıraktığı yıkımdan, herkesin bir şekilde ders alacağını ummuş, Meclis’e yeni giren milletvekillerine de güvenerek, iyi bir dönem olacağına inanmak istemiştim.
Aynen bugün olduğu gibi…
Bakın o yazımda neler demiştim:
“…Kim daha çok insanın aklını çelerse, yönetimi o ele geçirdi. Bu ülkeye, bu halka ne verebileceğini bile doğru dürüst anlatamayanlar, yıllar yılı kapı aralıklarında, küçük menfaatlerle insanların oylarını toplayabildiler. Onlar geçmişin karanlık ilişkilerinden başka bir şey bilmezler. Ve bugün maalesef hala varlar… Sağda solda aynı taktiklerle savaş vermeye devam ediyorlar. Bunu inkar edemeyiz. Ancak onların değişimin önündeki bu direnişini kırmak hepimizin elinde. Yeter ki kendi çıkarları için bu hükümetin de, hükümete ortak olan partilerin de içlerini karıştırmak isteyecek olanlara prim verilmesin. Yeter ki, doğru işler yapan, niyetinden kuşku duymadığımız, halkın tümünü kucaklayan, eşitliğe, adalete inanan, geleceği kurabilecek vizyona sahip insanlar görebilelim…
Şimdi yeni bir hükümet kuruluyor. İçinde şöyle ya da böyle anılan, bildik isimler olduğu gibi, yeni isimler de olacak. Hangi partiye oy vermiş olursak olalım, yarından itibaren Başbakanımız olacak olan Yorgancıoğlu ve kabinesinin iyi şeyler yapmasını bekleyeceğiz. Eski alışkanlıklarını sürdürmek isteyecekler olacaktır. Onlara ‘dur’ denmesini, yan basanın gözünün yaşına bakılmamasını görmek isteyeceğiz… Biz bu hükümetten artık, ortaya bir vizyon koymasını, ülkeye bir umut getirmesini dileyeceğiz. Geçici olmasından dolayı, icraat hükümeti olamayan, ancak iyi niyetinden kuşku duymadığımız Sibel Siber hükümetinin topluma verdiği morali sürdürmesini, bunu icraatlarla güçlendirmesini bekleyeceğiz…
Yıkmadan, dökmeden, yeni sosyal sorunlar yaratmadan, ama değişim hedefinden asla vazgeçmeden yapılacak icraatlar, yeni dönemin başlangıcı olabilecektir. Biz bugün bu umudu taşımak istiyoruz…”
Aradan geçti 2 yıl… Ne değişti?
Ne bir vizyon görebildik, ne dişe dokunur icraatlar. İktidar ve muhalefetin birlikte onay verdiği Anayasa değişikliği bile, halka güven verilemediği için reddedildi.
Sonuçta da, başta duyduğum kuşkular, gerçek oldu ve hükümet bozuldu.
Bugün değişik ve denenmemiş olan bir formül hayata geçiyor. Güven veren sinyaller geliyor.
Benim de umut etmekten başka bir şey elimden gelmiyor…
YERİN KULAĞI VAR
BAYRAMLIK HÜKÜMET:
CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, “büyük bir kriz çıkmazsa” hükümetin bugün açıklanabileceğini söyledi. Hepsi güzel de Talat’ın hala daha “büyük bir krizden” bahsetmesinin anlamı ne? Demek ki bir yerlerde ciddi rahatsızlıklar var. Bunları “doğum sancısı” olarak görüp, yine de toplum adına olumlu işlere imza atacak bir hükümetin bir an önce hayata geçmesi dileğiyle…
BİR BU EKSİKTİ:
CTP-UBP hükümeti için her gün yeni bir iddia okuyoruz gazetelerde. Son ve sıkça dillendirilen iddia ise “bu ortaklığın Türkiye tarafından istendiği” iddiasıdır. Her Allah’ın günü “Türkiye içişlerimize karışıyor” diye feryat ederiz ama bu yaptıklarımızla da aslında, kendimiz böyle bir müdahaleye çanak tuttuğumuzu da görmezden geliriz…
KORKTUĞUM BU ZİHNİYETTİR:
Eyvah ki ne eyvah… Bir önceki hükümette “borcumuz var” denilerek işe alınan CTP’liler gibi, şimdi de UBP’nin “borçlu oldukları”nı işe almaktan söz ediliyor. Ünal Üstel, CTP döneminde işten durdurulanların geri alınmasının şart olduğundan bahsediyor. E, kurultayda aday çıkacak ya, şirin görünmesi lazım. İşte size kurtulmamız gereken zihniyetten bir örnek…
OLUMLU BİR ŞEY YOK MU:
Belki de sıcakların da etkisiyle ülkede olumlu konuşan, ileriye doğru umut veren kimse yok. Şöyle bir etrafınıza bakın, ne içte, ne dışta olumlu bir şeyler duymak neredeyse imkansız gibi. Aslında ne istediğini bilmeyen bir toplum olduk. Üretmek yerine karalamak çok daha kolayımıza gidiyor…
HAKSIZ MI:
DP Milletvekili Mustafa Arabacıoğlu, “Ben sendikacılığa karşı değilim ama bugünkü sendikal anlayış ile özel de çökertilir. Bugünkü bu sendikal anlayışla, sendikacılıkla demiyorum, çok önemli ikisi arasındaki ayırım. Bugünkü sendikal mantalite siyasetin önündedir. Her yönden ve her konuda…” değerlendirmesinde bulundu. Kimse kusura bakmasın ama Arabacıoğlu’nun bu tespitlerine katılmamak da elde değil. Gerçekten de bu ülkede sendikaların da kendi özeleştirilerini yapma zamanı geldi sanırım…
BURSLAR İHTİYACA GÖRE OLMALI:
Yüksek Öğrenim Dış İlişkiler Dairesi Müdürü, üniversiteye giriş öncesi tercih aşamasındaki öğrencileri, ihtiyaç olan ve olmayan bölümler konusunda yönlendirdiklerini söylüyor. Öğrencilerin de velilerin de buna kulak asacaklarını pek sanmıyorum. Yapılacak olan bellidir, ihtiyaç olmayan bölümlere burs verilmeyecek. Bakın görün o zaman gerçek yönlendirme nasıl oluyor…
ZİRVEDEKİLER
Fikri Toros: “Rekabet olmayan bir yerde yatırım olmaz, yatırım olmayan bir yerde ekonomik büyüme olmaz, ekonomik büyüme olmayan bir yerde de şu anda içine girdiğimiz girdaptan çıkış mümkün değildir. Özellikle kamu bütçemizin yüzde 80-85’i, cari gider ve transferlere harcanıyor. Dolayısıyla kamu hiçbir şekilde ekonomiye para pompalayamıyor ve dış pazarlardan yoksunuz. 1,8 milyar dolar ithalata karşın sadece 140 milyon dolar ihracat yapıyoruz. Bu çok ciddi bir finansal sorun yaratıyor. Siyasi istikrarsızlığın devam ettiği ülkelerde yatırımlar riskli olarak değerlendirilir ve yatırımcı bulunamaz…”
DİPTEKİLER
AKSA: KKTC’nin en büyük çevre felaketçisi AKSA’nın son hamlesi adeta toplumla alay eder cinsinden. Neymiş efendim, “çevre bilincini artırmak için” fotoğraf yarışması düzenliyormuş. Ucuzundan reklam… Hem de, yıllardır sadece çevreye değil, insanlar verdiği zararı görmezden gelerek. Son yılların en büyük çevre felaketi olan ve denize boşalan yakıtın müsebbibi kim, AKSA… Hala daha onun çevreye verdiği zararı tartışıyoruz. 3-5 kuruşluk da bir ödül, yarın da büyüklerimiz çevre bilinci yarattığı için AKSA’ya bir ödül verir olur biter…
































