Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

50 yıl sonra hatırlanma

Bugün bu yazdıklarım size sadece benim özelim gibi gelebilir.

Ama değil aslında…
Bu, bir neslin kayboluş öyküsüdür. Sizler çoğunuz da bunun içinde kendinizi bulacak ve eminim benim gibi hayıflanacaksınız…
Bizler, 60’lı yılların ortalarında, “gönüllü” olarak Mücahit yazılanlar…
Bizden önceki babalarımız, abilerimiz gibi, o günlerin birinci önceliği olan savunmaya katkı koymak adına, mücahit olduk. Aynı zamanda lise öğrencisiydik. Hayallerimiz vardı. Üniversite okumak için hazırlanmaktaydık. Bize, ikisini birlikte yürütebileceğimiz söylenince, kararımızı verdik.
Ben ve liseden bazı arkadaşlarım, müzik öğretmenimiz Yılmaz Taner’in de yönlendirmesiyle, bandoya yazıldık…
Bando komutanımız Zeki Taner’di. Lisede iki yıl, liseden sonra da bir yıl sadece bandocu olmadık, askerliğin gereği olan her türlü eğitime katıldık…
Bando, o yıllarda çok kıymetliydi. Şimdiki gençler bilmezler, Türk bayrağı sadece bayrak töreninde çekilir, marşlar ancak o türende dinlenirdi. Kurtuluşu beklediğimiz günlerdi. Girne Kapısı’nda her Cumartesi ve Pazar günleri yapılan törenler bayram gibi geçerdi.
O yıllarda Bandocu olmak tıpkı Ahmet Uzun’un dediği gibi, “Yeşilçam’da Ayhan Işık olmak kadar değerliydi…” Gettolara hapsolmuş Kıbrıs Türkü için müthiş bir olaydı. Haftanın belli akşamlarında, o günün popüler şarkılarından oluşan konserlerle, halkın sosyal hayatının da önemli bir parçası olmuştuk.
Çok zor günlerdi. Ama her evde en az bir mücahit vardı. Hatta bizim evde rahmetli abimle ben, iki kişiydik. Zorlukların herkesin başında olduğunu biliyorduk, o bakımdan hiç düşünmedik, tartışmadık. Doğal olan, yapılması gerekendi bizim için. Ailelerimiz de bizi sonuna kadar desteklediler…

3 yıllık aradan sonra sonunda terhis olduk, üniversiteye gittik. Mücahitlik yıllarımızdaki hayat tecrübesinin o dönemde bize büyük katkısı oldu. Çünkü ciddi bir hayat tecrübesinden geçmiştik…
Sonra 1974… Tatildeydik. Yine hep birlikte gönüllü olarak askere gittik. Nice taarruzlara katıldık. Kimimiz yaralandı, kimi arkadaşlarımızı kaybettik…
Yıllar geçti. Geriye çocuklarımıza anlattığımız anılarımızdan ve bir kaç fotoğraftan başka bir şey kalmadı…
Ne bir belge, ne bir madalya…
Aslında sormadık bile. Kullanmadık, torpil istemedik. Sessiz sedasız, sivil hayatın içine çekildik…
Hala aradan 40-50 yıl geçmesine rağmen hak talep edenleri, torpil isteyenleri, mal mülk isteyenleri gördükçe isyan ettik, o kadar…
Memur olan arkadaşlarımızın mücahitlikleri emekliliklerinde ikiyle çarpılırken, dışta kalanlar, bire birle yetinmek zorunda kaldık. Haksızlık da gördük…
Ta ki, önceki akşama kadar…
Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral İlyas Bozkurt, bandonun kuruluşunun 50. yılı dolayısıyla, 60’lı yılların bandocularını bir araya getirip, büyük bir olaya imza attı. Yıllar sonra birlikte mücadele ettiğimiz, birçok özelimizi paylaştığımız arkadaşlarımız ile bir aradaydık. Tüm gece boyunca geçmişi yad edip, o günleri tekrardan yaşadık. Kimi zaman güldük, zaman zaman da mahzunlaştık. Ama sonuçta yine birdik ve beraberdik…
Sayın Bozkurt, hem bu “büyük buluşmayı” organize ederek bizleri onurlandırdı, hem de hepimize tek tek teşekkür ederek, birer Onur Belgesi verdi…
Gönüllü hizmetlerimize, tam 50 yıl sonra değer verildi… Bunu görerek mutlu olduk ve gerçekten gururlandık…
Kendileri bu toplantıyı yapar, bu plaketleri hazırlarken, bizim neler hissedeceğimizi tahmin dahi edemezlerdi…
Teşekkür ederiz…

OKUR UYARIYOR

Bu ayıp kimin?..

Sağlık Bakanlığı hastanede sistem oturtacağım derken resmen insanlara eziyet çektiriyor
Devletin, Hastaya saygısı yok!
Bu ayıp kimin sayın bakan?..
Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu’na ilaç almak için sabahın erken saatlerinde kuyruğa giren hastalar Ayakta Tanı Merkezi’ne yönlendirilerek, klimasız bir koridorda saatlerce doktor bekliyor. Aralarında şeker veya kalp hastaları var… İlaç bekleyenler, gelmeyen doktor ve bilgi vermeyen Hastane yetkilileri arasında eziliyor. Hastalar daha sonra Poliklinik İdare Amiri ile görüşmek için odasına gidiyorlar, ancak burada bulunan amir, hastaları tersleyerek odadan çıkmalarını istiyor… Taraflar arasında çıkan tartışma neticesinde idare amiri kendisini bir başka odaya kilitleyerek olaydan kurtuluyor. İlaç yazacak tek doktor, ameliyatının bitmesinin ardından 3,5 saat sonra gelerek hastalara gerekli ilaçları yazıyor. Bu arada aynı doktorun gece de nöbeti olduğu hastalar tarafından belirtiliyor. Sağlık Bakanlığı sistem oturtacağım diyerek hastanelerde başlattığı yeni uygulama ile hastalara ızdırap çektirmeye devam ediyor.
Sabahın erken saatlerinde başlayan macera ise saat 12.00’de ilaçların eczaneden alınması ile noktalanıyor. Sağlıkta devrim yaptıklarını iddia edenlere ithaf olunur…(T.K.)

YERİN KULAĞI VAR
TEKNOKRAT AĞIRLIKLI:
Yeni hükümetin Başbakanlık koltuğuna oturacak isim, yavaş yavaş netleşiyor. CTP’de başbakanlık için ibrenin Ömer Kalyoncu’ya döndüğü iddia ediliyor. Kalyoncu veya bir başka isimin başkanlığında kurulacak yeni kabinenin ise teknokrat ağırlıklı olacağı da kesin gibi…

BÜYÜK BECERİKSİZLİK:
Yeter artık, biri çıksın ve bu suyu kimin yöneteceğini, ya da neden belediyelerin yönetemeyeceğini anlatsın. Herkes ağzının içinde bir şeyler geveliyor, ama net bir açıklama yok. “Biz bunu şu şu nedenlerle yapamayız” deyin, ya da “Biz şöyle yapılmasını uygun buluyoruz, planımız şu, programımız bu” deyin. Ama bir şey deyin artık. Yüzyılın projesi kapımıza gelmiş, biz hala o eski deyimdeki gibi bakmaktayız. İnsanda biraz utanma olur…

TELEFONLAR ÖZGÜR:
Güney ile Kuzey arasında yaşanan cep telefonu krizi aşılıyor. Tarafların cep telefonlarının her iki tarafta da kullanılması için sürdürdükleri görüşmelerde sona gelindiği ve önümüzdeki hafta taraflar arasında bir açıklama yapacakları haberleri geliyor. Bir aksilik olmaması halinde temmuz başı cep telefonları ile her iki tarafta da konuşma yapılabilecek…

“TEMİZ FEDERASYON”:
Rum Yönetimi Başkanı Anastasiadis, “Akıncı ile kimyamız uyuştu, bu kez sorunu çözeceğiz” diyerek üçüncü cumhurbaşkanı Eroğlu’na ayıp etmiş… Hele de, “Sayın Akıncı temiz bir federasyon istiyor” demesi kafaları iyice karıştırdı. Federasyonun “temizi” ve “kirlisi”ni ilk kez duyuyoruz. İnşallah bu iyi niyeti sonuna kadar sürdürürler…

AİLE YASASI EKSİK:
Meclis’te Aile Yasası değiştirildi değiştirilmesine de, bu son şeklin uygulanabilmesi için, bazı başka yasaların da ellenmesi gerekiyor. Aldığımız duyumlar bu yönde… Birçok hukukçunun birlikte yaptığı bu yasa değişikliğinde ayrıca çokça da yazılım hatası mevcut. Biz araştırmamızı sürdürüyoruz. Yasanın çıkmasını bekleyenler de şimdilik fazla sevinmesin…

KİM KİME AYAR ÇEKİYOR:
Nazım Çavuşoğlu, “Bize ayar çekemezler” demiş. Kastettiği, CTP ile koalisyon olasılığı. Anlaşılan Türkiye TV’lerindeki koalisyon haberlerini fazlaca izlemiş, işe argoyla başlamış. Oysa biz pekala biliyoruz ki, rüyasında kendini bakan görenlerin kulağı kapıda, CTP’nin kapıyı çalmasını bekliyorlar…

ZİRVEDEKİLER
Serkan Mesutoğlu: “UBP’nin kurultay istihdamlarından sonra CTP’nin namus istihdamları!.. Öyle diyor Kutlay Erk. CTP’lileri Kıb-Tek’e namus adına istihdam ettik diyor. Yani fırsat eşitliğiymiş, hakmış, hukukmuş, adaletmiş bunlar hep laf diyor. UBP ile CTP arasında olan partizanlık yarışında CTP’nin kanı yerde kalmaz diyor. Toplumun geri kalanı bu partizanlık yarışından zarar görürmüş görmezmiş bu bizim konumuz değil diyor. İki yanlış bir doğru eder mi? Kutlay Erk için ediyor işte…”

DİPTEKİLER
Dökülen Okullar: KTÖS Eğitim Bakanlığı’na liste vermiş. 26 okulda ek sınıf ihtiyacı, 61 okulda acil tadilat… Cevabı şimdiden duyar gibiyim; “Bütçe yetersiz.” O bütçe sadece memur ödemek için var zaten. Eğitimmiş, sağlıkmış, devletin görevi mi onlar… Tek çabaları var, o da tümden özele devretmek…