Gözümüz aydın. Yıllardır alınan tüm önlemlere rağmen başa çıkamadığımız canavarın, resmen kardeşi oldu. Yol hatası, sürücü eğitimsizliği, sürat, alkol, dikkatsizlik, cep telefonu ile meşgul olmak… Sebepleri hakkında ne düşünürsek düşünelim, toplumumuzun uzun yıllardan beridir kaderi olan ve yılda ortalama elli vatandaşımızı aramızdan alan, yüzlercesini ise yaralayıp sakat bırakan “trafik canavarı”nın nur topu gibi bir kardeşi oldu.
Bu kardeşin adı “iş kazaları canavarı.” Öyle de görünüyor ki bu küçük kardeş, büyüğünün açtığı yolda hızla ilerlemeyi kendine prensip edinmiş. Gün geçmiyor ki haber ajanslarımıza ölümlü bir iş kazası haberi düşmesin. İnşaattan düşmeler mi, inşaat çöküntüsünün altında kalmalar mı, iş araçları arasında sıkışmalar mı, patlamalarda yananlar mı, kombaylarda biçilmeler mi istersiniz. Her türlüsü haftada bir gazete manşetlerine çıkar oldu.
Sahi nerden çıktı birden bire bu iş kazaları canavarı? Neden büyümesini engelleyemiyoruz?
Tamam! “Trafik canavarını” artık durduramayacağız. Bunun için yeterli sayıda mazeret de ürettik zaten. Araçlar arttı. Araçların hızları arttı. Yollar yetersiz, sürücüler eğitimsiz kaldı. İnsanlar da akıl koymadı. Sonunda trafik canavarı büyüdü. Büyümekle de kalmadı toplumsal olarak kanıksadık. Toplumsal yaşamın içinde “ölümlü bir kaza” birkaç gün sonra sadece istatistiki bir rakam oldu bizler için.
Peki ama iş kazalarını önleyememenin mazereti ne?
Bu kafada gidersek “iş kazaları canavarı” eylemleri de “trafik kazaları” gibi aynı sosyolojik akıbete uğrayacak. Giderek kanıksayacağız çalışırken ölen insanları.
Atalarımız “yılanın başı küçükken ezilmeli” demişler. O zaman hızla iş yasamız gözden geçirilmeli, işçi sağlığı ve güvenliği mevzuatı, edinilen üzücü deneyimler dikkate alınarak yenilenmelidir.
Tabii ki mevzuatı zamanın koşullarına uygun hale getirmek için, istatistiki olarak, işçi sayısının iş kollarına dağılımı, bu iş kollarında yaşanan iş kazalarının sayısı ve şekli, kazalar sonrasında işçilerin akıbetinin ne olduğu yönünde ciddi çalışma yapılmalıdır. Bu çalışmaya, özellikle kazaya uğrayan işçi kesiminin kökeni ve yaşam koşulları yanı sıra çalışma saatlerinin de irdelenmesi mutlaka dahil edilmelidir.
Yasal düzenlemelerle yetinilmemeli, çalışma bakanlığı başta riskli iş alanlarında olmak üzere, tüm iş yerlerinde sık sık denetlemeler yapmalı, işçilerin sağlıklı koşullarda çalışıp çalışmadığı hakkında düzenli raporlar tutulmalıdır. Bu yönde mevzuata uygun davranmayan işverenlere, her defasında bir daha ağır cezalar uygulamalıdır. Ceza, para cezasından başlayarak tekrarı halinde geçici ve sürekli olarak iş yerinin kapatılmasını dahi öngörecek bir yelpaze içinde olmalıdır.
Sendikalaşma mutlaka sağlanmalıdır…
Bunlar yapıldı, yapıldı. Aksi taktirde bu yeni canavar da, tıpkı kardeşi gibi aramızdan çok can alacak, bizler de ahlarla vahlarla kalacağız. Hatta kim bilir belki bir gün gelecek modern dünya bizi suçlayacak, bu çağda “köleliğe” pey verdiğimizi tarihe kaydettirecektir.
Bunun böyle olmasını istemiyorsak Canavarı hemen şimdi durdurmalıyız.
Bir gurup sendika ve örgütün “Çalışırken Ölmek İstemiyoruz” sloganı ile yaptığı talepler mutlaka değerlendirilmelidir. Top artık hükümet ve Meclis’tedir.
VE ŞİİR…
Bu hafta sayfamın konuğu değerli meslektaşım Dr. Arif Albayrak.
Akşama Yüzünün Döküldüğü Saatlerdeyim
Akşama yüzünün döküldüğü
Saatlerdeyim.
Işıklar sönüyor bir bir,
Gözlerin aydınlatırken
Bu şehri.
Sen eksikken
Hüzünler şehrimde
Ben sanki fazla gibiyim
Sen sevdiğim
Şehrin seherinde
Dönüp de
Bıraktığım yerde,
Bıraktığım gibi
Bulamamak da var
Belki de gelememek de
Işıklar sönüyor bir bir,
Gözlerin aydınlatırken
Bu şehri
Sen eksik
Ben fazla bu şehirde
Akşama yüzünün döküldüğü
Saatlerde ve
Tarifsiz kederlerdeyim…
ANLAYAMADIKLARIM
Sayın Galanos, Mağusa’da eş başkan gibi misafir karşılayıp ağırlayabildiğine göre, şehrin birikmiş su ve kanalizasyon problemlerini gideremediği ve bu konuda bir fikri olmadığı için istifa etmeyi düşünmez mi? Anlayamadım da…
Objektifimden- Mağusa Suriçi
Karikatür
.jpg)
































