KıbrısManşetRöportaj

7 litre sütle başladı, marka yarattı “Yürü da gorkma”


Nezire Gürkan

Tarım ve hayvancılıkla uğraşan bir ailenin kızı. Doğduğu günden toprakla, hayvanla, sütle haşır neşir. Herkesin yakından bildiği, bilmese de duyduğu, 4-5 yıl öncesine kadar aktif olan Boğazköy’deki yarım asırlık Yayla Bar sahipleri Zarif ve Süleyman Önal’ın kızı. Köy çocuğu. Daha 10 yaşlarında sürü otlattı, hayvan sağdı, hellim yaptı, traktör/araba sürdü.  Oyuncaklarla, bebeklerle tanışamadı. Zor bir çocukluk geçirdi. Ama belki zorlukların verdiği azimle, belki tesadüflerin ve hayallerinin de sürüklemesiyle o ağır şartlara rağmen iyi bir eğitim aldı. İlkokulun ardından St. Joseph Fransız okuluyla başladı, TMK’dan mezun oldu. İngiltere’de tarım eğitimi yaptı. Dönüşünde birçok işte çalıştı ama “ille de kendi işim” dedi. Anne/babasının işini sürdürme imkânı olmadı,  eşinin soyadını marka yaptı. Öyle hazır bularak değil, sıfırdan başlayarak. Günlük, herkes gibi eve gelen sütle yoğurt yapayım dedi; katlandı, arttı, yoğurt satılmaya başladı. Bunu hellim ve talar peyniri izledi. Ve artık duramadı. Kayınvalidenin de desteğiyle ailenin soyadı GARANTİ’yi marka yaptı. “Başladığımda sermayem 7 litre süttü ve emeğim, alın terim, hayallerim” diyor. Şimdilerde 25. yılında, iki oğluyla birlikte üretmeye devam ediyor.

 

Yürü da gorkma

Fatma Sibel Garanti’yi, İş Kadınları Derneği’nin “kadın girişimcileri” ödüllendirdiği törende gördüm ilk kez geçtiğimiz yıl. Kendine güvenle çıktığı sahnede ödülünü alırken “yürü da gorkma” diye seslenmişti kadın girişimcilere. 7 litre sütle başladığı işi, 6 ton kapasiteye kadar nasıl çıkardığını dinlemiştim o gün arka sıralarda otururken. Hiç tanımadığım bu kadın gücü, enerjisiyle bütün salonu etkilemiş, girişimciliğe niyetlenen kadınlara moral olmuştu. “Hayallerinizin peşinden gidin, hiç vazgeçmeyin” diye seslenişi ise uzun süre hafızamda yer etmişti. Röportaj için o günden not ettim ancak bir yıl sonra fırsat bulabildim ve konuşunca girişimciliğin aslında zorluktan beslendiği gerçeğini bir kez daha gördüm.

10 yaşında traktör, araba sürdü

Fatma Sibel Garanti ile bir markayı sıfırdan, el emeği, alın teriyle yarattığı için konuşalım istedim. Çocukluktan süt içinde doğduğunu bilmiyordum doğrusu. Meğer çocukluk hayatı, dönmüş, dolaşmış işi olmuş aslında.

Evlilik öncesi adıyla Fatma Sibel Süleyman, Türk-Rum tüm Kıbrıslıların çok yakından bildiği, ayran ve çöreğiyle meşhur ünlü Yayla Bar sahipleri Zarif (rahmetli) ve Süleyman Önal’ın kızı. 3’ü erkek 5 kardeşin en küçüğü. Boğazköy 1961 doğumlu, çocukluk ve gençliği bu bölgede geçmiş. İlkokulu Ağırdağ’da okumuş. “Yürüyerek giderdik okula, orman yollarından” diyor.

Ailenin işi nedeniyle zor bir çocukluk geçirdi. Hayvan otlattı, süt sağdı, daha çocuk yaşlarda hellim yapmayı, mayalamayı öğrendi. “Çocuktum, hayvanları ovada beklerken uyuya kalırdım. Çünkü tek meşgul olacağımız şey radyoydu. O da öğle saatlerinde yayın yapmazdı. Haçana bir bekle… Uyursam hayvanlar kaçar, insanların arazilerine girer, şikâyet olurdu. Babam kızardı. O günkü aklımla tek hayalim FM kanallı radyoydu” diye anlatır o günleri.

İş kadınından önce iş çocuğu… Eller boşuna mı kalın!

“Dikmen ovasında 200 koyun otlanır. Onlara su götürülmesi gerekir, kimse yok. Babam ‘arabayı sürmeyi öğrenecen, hayvanlara su götürecen’ dedi bir gün. 11 yaşındayım. Demir yığını bir land-rower vardı, ‘gir içine’ dedi. Yayla Bar’ın avlusundayız. Boyum da yetmez, koltuğa yastık koydular. Girdim arabaya. ‘Bu benzin, bu da glaj; buna bas, bunu yavaş yavaş kaldır’ dedi babam. Ya öğrenecem, ya öğrenecem, yapamazsam dayak var. Teklettim, sıçrattım ama sürdüm. Başka şansım yoktu zaten. Ertesi gün de o arabanın arkasına su tankerini taktı, hayvanlara su götürdüm.”

Sert miydi baba?

“Evet sertti ama şartlar sertti zaten. Yapacak çok iş vardı. Hayat şimdiki gibi değildi. Çok iş vardı, para yoktu. Bizim oyun planı yapmaya, oynamaya hiç vaktimiz olmadı. Çocuk olmadık hiç. Okul çıkışı oyun değil, iş planı vardı. İş kadınından önce iş çocuğu olduk yani. Bu eller, parmaklar bu nedenle kalın. Bebeklerle oynayarak vakit geçirsek, bizim de incecik parmaklarımız olurdu…”

Pembe tırnaklı bebek travma

Bu tip zorluklar insanı daha girişken yapıyor ama galiba travmalar da oluşuyor deyince, hayatından bir örnekle destekledi beni.

“Bir seferinde babam bana plastik bir bebek almıştı. Pembe tırnakları vardı bebeğin. O tırnakların hepsini ısırdım, kopardım. Kızgınlıkla, hınçla. Şimdi geri dönüp baktığımda, bunlar travma. Neden benim yok öyle tırnak içgüdüsüyle yapılan hareketler…”

 

Okul müdürü St Joseph’in yolunu açtı

Bu şartlara rağmen bir köy çocuğunun Ağırdağ İlkokulu’ndan çıkarak iyi eğitim alması nasıl oldu?

“Okulumuzun müdürü Selçuk Hoca, ‘bu çocuk çok başarılı, iyi bir okula gönder’ dedi babama. ‘St. Joseph Fransız Okulu var, orası çok iyi’ dedi. Otobüsle Lefkoşa’ya gidecem, Girne Kapısı’nda inecem, oradan yürüyerek Arabahmet bölgesinden geçecem, okul hemen orda. Lefkoşa’nın Güney tarafı. Babam tamam dedi. Beni götürdüler, tarif ettiler ve başladım. Yıl 1973. İlk sene 20 üzerinden 20’yle tamamladım okulu, tam not. İlk 9 ayda İngilizce, Fransızca, Rumca kelimeleri kullanır hale geldim. 3 dilden karışık, her dilden bir kelimeyle iletişim kurardım.”

Ancak 1974 savaşıyla birlikte kapılar, geçişler kapanır ve Fatma Sibel Süleyman (Garanti), eğitimine orta 2’den itibaren sonradan adı Türk Maarif Koleji’ne dönüşen kolejde devam eder. Buradan mezun olur.

Bu noktada Kıbrıslı ailelerin imkânsızlıklara rağmen her dönem eğitime verdikleri öneme de vurgu yaptı.

“Babam ve annem eğitimli değillerdi, mali durumları iyi değildi ama eğitime çok önem verirlerdi. Galiba Kıbrıslı ailelerin genelde en iyi özelliklerinden. İmkânsızlıklara rağmen erkek, kız fark etmez, herkes genelde çocuklarının okumasını istedi hep. Babam ‘okuyun, okumazsanız kaderiniz bu’ derdi. 3 abimi (Abdullah, Hüseyin ve Dündar Önal)  Türkiye’de üniversitede okuttu. 3’ü de mühendis. Ablam (Nevin Artem) içimizden en mağduru oldu, çünkü birçok iş onun sırtındaydı. Ama onu da meslek sahibi olması için Kız Meslek Lisesi’ne gönderdi babam.”

İngiltere’de tarım eğitimi

TMK’dan mezuniyetin ardından yurt dışında eğitim ister. Para yok, imkânsızlık çok ama yine bir yol bulunur. Belki girişkenliği, belki şans nedeniyle ama ona göre hayalleriniz sizinle sınırlı.

“Boğazköy’de, Yayla Bar yakınlarında yabancı bir çift vardı. Çok iyi görüşürdük, Yayla Bar’ın yakınında kalırlardı. İngiliz Mr. Douglas ve eşi Fransız Maryse. Mr. Douglas Halkın Sesi’nde, matbaada çalışırdı. 1974’te savaş çıkınca İngiltere’ye döndüler ama ilişkimiz hiç kopmadı. Geldiler, gittiler, yazıştık. Liseyi bitirince onlara İngiltere’de okumak istediğimi yazdım. Onlar yardımcı oldu, babam da karşı çıkmadı. Biletimi kesti, biraz da harçlık verdi ve gittim.”

İngiltere ve 10 yılda 3 iş

İngiltere’de 2 ay lisan okulunun ardından 3 yıllık tarım kolejine girer. Burası eğitim verirken, pratik imkânı sağlayan hayata dönük bir okul. Hem okudu, hem pratik yaparak hayatını kazandı. Çiftliklerde çalıştı, modern tarımı gördü, soğuk süt zinciri tankerleriyle tanıştı. Çapalamadan ottan arındırmaya, kimyasal ilaçlamadan hasada kadar birçok alanda çalıştı. 12 sertifika aldı. Eğitimi süresince çiftliklerde yatılı kaldı, hatta yöneticilik yaptı. Daha 20-21 yaşlarında. 3 yıllık eğitim süresinin ardından adaya döndü. Yıl 1983.

“İşyerimiz, Yayla Bar tüm alenin geçimini sağlayamazdı. İş bulmak zorundaydım. Babamla birlikte dönemin Tarım Bakanı İrsen Küçük’e gittik. Sertifikalarımı da aldım yanıma, tarım konusunda çok iyi eğitim aldığımı, faydalı olabileceğimi söyleyerek iş istedik babamla. Tamam dediler ama olmadı, meğer abilerim solcu olarak bilindikleri için alınmamışım işe. Sonradan öğrendim.”

İlk iş başvurusunu, Asil Nadir’in babası İrfan Nadir’e yapar. Narenciye ve konfeksiyon alanında dönemin parlayan işyerlerinden. Yabancı dil avantajıyla hemen işe alınır. Hayvancılıkla ilgili bölümde yönetici olur. Kayıt, fatura düzeni kurar.

Tarım teknisyeni Veli Garanti ile de burada tanışır. Hatta tanıştıkları gün, “bu kadın benim karım olacak” demiş kendi kendine Veli Garanti. Haksız da çıkmaz, 1985’te evlenirler. 1987’de Çağkan, 1992’de ikinci oğlu Çağın doğar.

Karı koca iş yerinin arabasıyla gidip gelirken bir gün kaza geçirirler. Yaralanırlar, araba da hasar görür. Bu kaza işten durdurulmalarına neden olur.

Bu sefer Sanayi Holding’e başvurur.  Plastik hammadde ithalatı bölümünde mülakatla işe alınır. 3 yıl da burada çalışır ancak holdingin kapanması gündeme gelir. Mustafa Toros Ticaret’e başvurur. Beyaz eşya ve otomotiv bölümünde ithalat sorumlusu olur yabancı dil avantajıyla. İş yoğunluğu, çocuk bakımı derken 1994’te istifa eder.

Ne yapayım derken, başladı ve duramadı

“İşten ayrıldım, bir şeyler yapmam gerekir. Evlendiğimden beri Zümrütköy’deyim. Eşimin ailesi de burada. Aile bireyleriyle önce okullara, kantinlere, törenlere pasta, börek, bulgur köftesi yapalım dedik. Evde ürettiklerimizle para kazanmaya başladık. Bu arada bahçeye, tarlaya, hayvana meraklı eşim 5-10 hayvandan her gün eve süt getirirdi. Yoğurt yapardım bu sütle. İşten ayrılıp vaktim olunca daha çok yapmaya başladım. Eve yaparım, aileye veririm, komşulara dağıtırım…  Yavaş yavaş fazla geleni bakkala vermeye başladım. Verdikçe daha fazlası talep edildi. Bu sefer ‘hade hellim de yap’ talepleri başladı. Bizim süt yetmez oldu, süt almaya başladık. Dillirga kökenli kayınvalidemin tarifiyle talar peyniri de yaptık. Ve arkası geldi…”

Marka oldu, kayınvalide de damga vurdu

Üretim arttıkça mutfak sığmaz oldu, yardımcı eve geçtiler. 60 metre kare yer. Kısa sürede 7 litreden birkaç tona çıktılar. İstihdam da yapmaya başladı. Satış ağı geliştikçe marka şart oldu. Kendi tercihiyle soyadını marka olarak seçti; hem aile adı, hem manalı bir isim.  2000 yılında marka aldı, GARANTİ hellimleri adıyla anılan sarı bidonlarla adanın geneline yayıldı.

Bu büyüme sürecinde en büyük destekçisi kayınvalide Şerife Garanti.

“Talep ve üretim arttıkça tencereler sığmaz oldu. Hade gidip çelik tencere alalım dedim kaynanama. Gittik. İstanbul’a gittik, 150 litrelik tencere alıp geldik. Bir süre sonra o da yetmedi. Hade gidelim dedik, yine beraber gittik. Bu sefer İzmir’den 500 litrelik kazan aldık. Tırla geldi. Hızla geliştik, büyüdük. Litrelerle süt işlerken, tonlara çıktık. Modernleştik, makineleştik. Ama özü hiç bozmadık. Orijinale bağlı üretim yaptık.”

Kayınvalideye vefa duygusunu, naneli köy hellimlerinin ambalajına fotoğrafını basarak ifade etti. Röportaj sonrası birlikte evinde ziyaret ettiğimiz 89 yaşındaki Şerife Garanti, el ele, diz dize oturduğu gelinini anlatırken, soyadını yaşatmanın gururunu da ifade etti.

1998’den itibaren istihdama da başladı Fatma Garanti. Bir kişiyle başladı, zaman zaman değişti rakam. Şu an 5-7 arasında, üretim ve dağıtımla birlikte.

Düğün parası ve altınlar da yatırım sermayesi

İşyerini köyün dışına çıkarma gündeme gelince, yeni bina yapımına giriştiler. Zümrütköy’ün dışında, şu anki binaya 2010 yılında taşındılar.

Ancak bina yapımı, dizaynı epeyce sancılı oldu. Hâlâ gözyaşlarıyla anımsar o zorlu günleri.

Yatırımlar, banka borçları derken mali kriz yaşarlar. Nerden, nasıl kaynak bulalım derken, şu an şirketin direktörlüğünü yapan oğlu Çağkan’ın önerisiyle altınlarını satmaya karar verir. Elinde çanta, İstanbul’a gider, ne kadar altını varsa paraya dönüştürür. Ama gene yetmez. Kısa süre önce evlenen Çağkan, “bizim bankada duran düğün paramızı da eklersek borç büyük oranda hafifler” der ama bu durum anneyi zorlar. “Oğlumun düğün parasını borca nasıl kullanırım” diye karşı çıkar önce Fatma Garanti, oğlu ısrar edince geline de danışmak ister. Letonyalı gelin, işletmeci, şimdilerde Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi öğretim üyesi  Zanete, “Bu bizim ortak kararımız. Para bankada duracağına işe yatırmak daha doğru. Bu iş sizin, bizim, hepimizin” diyerek destek verir. Hâlâ yutkunarak, gözyaşlarıyla anlatır Fatma Garanti.

Böylece borç büyük oranda azalır, zamanla sıfırlanır.

Hellim neden pahalı

7 litre sütle başladığı hellim, peynir, nor üretimini şimdilerde tonlarca kapasiteye çıkaran Fatma Sibel Garanti’nin, üretim ve dağıtımda, zaman zaman değişen 5-7 personeline ek olarak en büyük yardımcıları 2 oğlu. LAÜ Ziraat Mühendisliği mezunu, Hollanda’da da değişim programıyla gıda güvenliği eğitimi alan Çağkan, direktör ve pazarlamadan; YDÜ İşletme ve Pazarlama mezunu küçük oğlan Çağın ise muhasebeden sorumlu. Fatma Garanti üretimle ilgileniyor ve doğal danışman.

İki de torunu olan, zaman zaman nene olarak onların bakımını da üstlenen Fatma Garanti’nin niyeti, işi yavaş yavaş oğlanlara devretmek. Nitekim, “hellim ülkesinde hellim neden bu kadar pahalı” diye sorunca, sözü Çağkan’a bıraktı, “artık o daha çok hâkim” diyerek.

“Tek neden politikasızlık ve popülizm. Süt parasını hesaplamanın bilimsel yolu, kriterleri var. Bizde hiçbir kriter uygulanmıyor. Tamamen keyfi. Hayvancıyı memnun etme kaygısıyla popülizm tek neden. Ve bir de ithal ürünlerde fon olmaması.”

(Havadis/ 19 Ağustos 2019)

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı