Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Röportaj

57 yıl sonra Ledra Street’te bir Türk dükkanı açıldı

İşte Düzgün’ün röportajı:
 

Esin Esmen’in henüz 14 yaşındaki kızı Nermin, babasının yürüttüğü faaliyetleri çok yakından izliyor ve onun yanından ayrılmıyor. Nermin babası ile gerçekleştirdiğimiz uzun söyleşiyi dikkatle dinledi, yer yer katkı yaptı. Baba Esin, çocukların ortaokuldan sonra özellikle yaz tatillerinde uygun bir işte çalıştırılmalarının, çocukların kişisel gelişimlerine olumlu katkı yapacağına inanıyor.

Hepimizin Uzunyol olarak bildiğimiz Ledra Street’te bir zamanlar Türk Rum dükkan sahipleri birlikte iş yaparlardı. Aynı şey, Ermu Sokak’ta, Arasta’da hatta Bandabuliya’da da yaşanırdı. Sonra toplumlararası sorunlar başladı araya korkular girdi ve pazar Türk, Rum diye ikiye ayrıldı. Ledra Street’te en son 1958’de Bedevi ailesinden tatlıcı Cahit Bedevi kalmıştı. Kardeşi Halil ve ayakkabı boyacısı Küfi dükkanlarını Türk çarşısına taşımak zorunda kalmışlardı. Cahit Bedevi kısa bir süre daha bu çarşıda kalmış ancak tehdit ve yaratılan korkulara daha fazla dayanamamış ve o da tıpkı diğerleri gibi, 1958 yılında Uzunyol’u terk edip Girne Kapısı’na taşınmıştı.

Aradan geçen 57 yıldan sonra geçtiğimiz günlerde Uzunyol’da mütevazi bir törenle ilk Türk dükkanı tekrardan açıldı. Biz bu tarihi olaya tanıklık yaptık ve belgelemek istedik. Bu girişimi yapanın henüz daha 39 yaşında genç bir girişimci olduğunu ve açılışını yapmakta olduğumuz dükkanla birlikte Güney Kıbrıs’ta ikinci dükkanını faaliyete soktuğunu öğrenince, onunla bir söyleşi yaptık. Esin Esmen bize henüz daha kısa süreli olan fakat başarılarla dolu ticari hayatını anlattı. İşte hikayesi:

Esin Esmen Baf’tan; Aksilu ve Vreçça’lı bir anne babanın çocuğu olarak dünyaya gelmiş, Lefkoşa doğumlu ve 39 yaşında. Büyükleri tarafından anlatılan 1974 öncesinin yoksun ve kötü dönemlerini yaşamamış ama “bundan da refah içinde yaşadığımız sonucu çıkmasın çünkü ilkokuldan sonra yaz tatillerini çalışarak geçirmek zorunda olduğum şartlarda yaşıyorduk” diyor. Liseye kadar dönemin gençleri gibi herhangi bir yaşam planına sahip olmadığını anlatıyor. Bu durumu şöyle izah ediyor: “Hayat bizim için biraz pembe renkti. Anne babamın bana devredebilecekleri iş ya da mali imkanları yoktu, ben de zaten askerliği yapıp devlette memur veya polis olur hayatımı sürdürürüm diye düşünüyordum. Ama askerlikte karşılaştığım katı şartlar ve etrafımdaki gençlerin ruh hallerini görünce, hayatın rengi çok da pembe değilmiş diye düşünmeye başladım. Hayat dediğimiz şeyin biraz daha hazırlık gerektiren ve daha dinamik rekabetçi şartları olan bir şey olduğunu anladım. Bu etkilenme ile de devlet memuru olma hayallerime son verdim.”

Memuriyet hayallerini sonlandıran Esmen, askerlik sonrası dönemi şöyle anlatıyor: “Pazarlama ve finans şirketlerinde çalıştım. 25 yaşına kadar çalıştığım bu iş yerlerinde insanların hangi şartlarda yaşadıklarını, neden ve hangi şartlarda kredi kullandıklarını, nasıl başarılı olduklarını ya da neden iflas ettiklerini kısacası gerçek hayatla ilgili oldukça deneyim edindim. Bu deneyimler zamanla kendi kendime sorular sormama ve sonuçlar çıkarmama neden oldu. ‘Ben olsam bu şartlarda bu krediyi kullanmazdım, bu adamın yerinde ben olsam daha başarılı olurdum veya bravo ben bu adamın yaptığı şu hamleyi doğrusu düşünememiştim’ gibi hayata ve işe yönelik somut testler yapma olanağım oldu.
2000 yılındaki bankalar krizini yaşadık. İnsanların kredi alabilmek ve ayakta durabilmek için evlerindeki eşyalarını ipotek vermelerine tanık oldum. Zorluklar içerisinden tekrar hayata tutunabilenlerin öykülerini dinledim. Böylesi bir zenginliğim olmuş oldu ve artık kendi adımlarımı atmam gerektiği sonucuna vardım.”

 

Esen Esmen’in ticaretle yüzleşmesi bir tesadüf üstünden olmuş.

“Bir gün İstanbul’da İstiklal Caddesi’nde gezerken arkadaşlarımın ısrarı sonucu D&P marka parfümeri satan bir dükkana girdik. Arkadaşım ‘burada satılan parfümler, bizim bildiğimiz parfümlerden hem çok daha ucuz hem de çok daha kalıcıdır’ dedi ve almamız için ısrar etti. Birer tane aldık. Kıbrıs’a geri döndüğümüzde bende bir fikir oluştu. Acaba ben bu markanın bayisi olabilir miyim diye? Çantanın üzerinde yazan numaraya telefon açtım ve ‘ben sizin ürünlerinizi satmak isterim’ dedim. Bana bu markayı veremeyeceklerini ama başka bir yan ürünü verebileceklerini söylediler. Doğrusu dükkan açacak kadar da param yoktu. Bir miktar alıp denemeyi düşündüm ve Mağusa’dan Güzelyurt’a kadar tanıdığım bütün arkadaşlarımı devreye sokarak onlara ‘bu ürünleri şu fiyata satarsanız, bu paranın şu kadarı sizin olacak’
dedim. Bu organizasyon çok başarılı oldu ve sonunda ‘evet şimdi dükkan açabilirim’ dedim. Firmaya tekrar müracaat ettim, çeşitli görüşme ve tartışmalardan sonra bundan tam 12 yıl önce ilk dükkanımı açtım. Param az olduğu için 350 adet ürünün sadece yarısını alabildim ve bana 3 aylık bir ödeme süresi verdiler. 15 gün sonra tümünü ödedim ve geri kalan çeşitleri de getirttim. Kısa sürede onları da ödeyince ‘artık tamam dedim ikinci dükkanı da açabilirim.’ Yakın çevremin ‘yapma etme iflas edecen’ endişelerine rağmen ikinci dükkanı açtım ve günümüzde 7 tanesi Kuzey Kıbrıs’ta, 2 tanesi de Güney’de olmak üzere parfüm satışı yaptığımız dükkanların sayısı 9’a ulaşmış olduk.”

Poli: Güney’de dükkan açma fikri nasıl oluştu?
Esin Esmen:
Bu fikir bende hep vardı. Yapsak mı yapmasak mı? Yaparsak nasıl bir tepki alırız veya risklerimiz olur mu? gibi fikir ve endişelere sahiptim. Bu girişimimiz politik bir soruna dönüşebilir ve günün sonunda zararlı çıkabilirdik ancak ürünleri ithal ettiğimiz Türk firması denemeye değer diyerek bizi teşvik etti. Güney Kıbrıs’ta ekonomik kriz başlayınca ‘şimdi en uygun zamandır’ diyerek girişim başlattım. Çünkü ekonomik kriz zamanlarında insanlar bazı harcamalarında kısıtlama yaparlar ancak ben onlara 50-60 Euro’ya satın aldıkları bir ürünü 10-15 Euro’ya sunarsam mutlaka beni tercih edecekler diye düşündüm. Planladığım gibi de oldu ve çok düzgün ilişkilerimiz olan bir müşteri kitlemiz oluştu. Güney Lefkoşa’nın en önemli ikinci ticaret destinasyonu olan Strovolo’da açtığımız dükkan daimi müşterileri olan ve artık parfümleri kod numaraları ile bilip satın alan bir tüketici kitleye ulaştı.

Poli: Güney Kıbrıs’ta perakende satış yapan bir dükkan açmak riskli bir girişim değil mi? Pratik zorluklar, Türkiye’den ithalat yapmak, bir Türk girişimci olarak sahneye çıkmak, bunlar zor ve riskli şeyler değil mi?
Esin Esmen:
Bu sorulara evet diye cevap verirseniz zaten böylesi bir girişimde bulunmazsınız. Oysa biz Kıbrıslı Türk girişimcilerin, Kuzey’de yaşadığımız kapalı devre ortamda ufkumuzun genişlemesi ve daha da büyümemizin olanakları çok daraldı. Artık Avrupalı gibi düşünmek, Avrupalı gibi yaşamak ve Avrupalı gibi ticaret yapmak zorundayız. Güney Kıbrıs, bu tür bir deneyim için en yakın fırsattır.
Herkes kabul etmelidir ki fırsatçılık yapılarak büyük karlarla ticaret yapmanın sonu gelmiştir. Yüzde 5, yüzde 10 karlarla satış yapabilme artık büyük başarı sayılmalıdır. Kendine güvenen ve rekabete açık bir konuma kendimizi hazırlamalıyız. Bu nedenle Avrupalı deneyimlere sahip olmalıyız.
Güney Kıbrıs’ta şirket kurmak çok kolay. İlle de Rum ortak bulmak zorunda değilsiniz. İşinizi yapacak olan ve Güney’de yaşayan bir partnere sahipseniz, Türkiye dahil istediğiniz ülkeden ürünler getirip iş yeri kurabilir, tüketicilerle düzgün ilişkiler kurabilirsiniz. 2 yıllık deneyimimizin sonunda ne resmi makamlardan ne de tüketicilerden olumsuzluk sayılabilecek her hangi bir deneyim yaşamadık. İşimizi tıpkı Kuzey Lefkoşa’da olduğu gibi olağan şartlarda yürütüyoruz.
Güney’de ikinci şubeyi açmayı zaten bu olumlu kanaatlerimiz sonucu kararlaştırdık. Güney’e farklı alanlarda yatırımlar yapmaya da devam edeceğiz. Bu yönde bazı hazırlıklarımız var.

Poli: D&P’nin ikinci şubesini Ledra Street’te yani Uzun Yol’da açmak nasıl bir duygu? Türk tüketicilerin çok uğradığı, Rum satıcılardan oluşan bir pazar orası. Rumlar “a a bizim sokağa bir Türk geldi” dediler mi? O caddedeki Türk satıcılar en son 1958 yılında orayı terk etmek zorunda kalmışlardı. Yoksa kimliğinizi saklı mı tutuyorsunuz?
Esin Esmen:
Nasıl ki bizde Arasta Sokağı’na bir Rum gelse ve bir dükkan kiralamak istese anında bütün çarşı duyar, burada da aynen öyle oldu. Burada dükkan arayışımızı bir yıldır sürdürüyorduk ve bu caddedeki herkes artık beni ismim ile biliyorlar. Kaldı ki bu caddede ve yan sokaklarda daha başka ülkelerden girişimciler de var. Bir sorun yaşamadık, bu yönde bir belirti de görmüyorum. Tabii ki 57 yıl sonra bir Kıbrıslı Türk’ün bu çarşıda sahne alması etkileyici bir şey. Bunu ilk yapan olmak bizim için mutluluk verici.

Poli: Biz seni birbirinden farklı alanlarda yatırımlar yapan ve Türkiye dışında Avrupa ile de ticaret ilişkileri olan bir yatırımcı olarak da biliyoruz. Mesela kısa bir süre önce Dereboyu’nda bir İtalyan markası olan “Cafe Pascucci”yi açtığınızı gördük. Buna ek olarak hazır giyim sektöründe de hatırı sayılır bir konumunuz var. Çok gençsiniz, piyasada yenisiniz ve yüksek bir girişimcilik ruhuna sahipsiniz. Bu organizasyondan bize biraz bahseder misiniz?
Esin Esmen:
Aslında her şey “network”le başlar. Bilgiye erişim ve organizasyon yapabilme yeteneği en kıymetli yatırım altyapılarıdır.
Parfümeri alanında Kıbrıs’taki misyonumuzu tamamladığımızı fark edince, artık yeni alanlara girmeliyiz diye karar aldık. Annem babam terzi idiler ve bende giyim konularında bir göz ve kulak doygunluğu vardı. Bunun da etkisi olsa gerek ki hazır giyim sektörüne yöneldik ve Ramsey ile başladık. Daha sonra bu deneyimlerimizden yararlanarak Adil Işık markasını getirdik. Bu marka için üç mağaza açtık.
Deneyip başaramadığımız da oldu. Her zaman markanın büyüsüne kapılmamak lazım. Büyük dediğiniz bazı markaların bazen yönetim organizasyonları çok kötü olabilir ve bu durum sizi aşağılara çekebilir. Bunu da yaşadık. Mesela Türkiye’den yaşadığımız bu deneyimden sonra, bir Fransız giyim markası ile bütün hazırlıklarımızı tamamlamışken “size göndereceğimiz ürünlerde gecikme olabilir” demeleri üzerine geri çekildik ve yatırımdan vazgeçtik. Oysa o marka üzerinden daha başka ünlü Fransız markalarına da ulaşabilirdik ama risk faktörünü dikkate alarak bundan uzak durduk.
Avrupa ile çalışma ısrarımızı sürdürdük ve bir İtalyan markası olan Terranova’ya yöneldik. Bu markadan Güney Kıbrıs’ta olmasına rağmen, ısrarla talepte bulunduk ve çok defa İtalya’ya gitmek zorunda kaldık.
İtalyanlarda; birilerinin telkini sonucu KKTC’nin çok yoksul ve yatırım şartlarının oluşmadığı bir yer olduğuna dair kanaatler vardı.
Onları gelip yerinde inceleme yapmaları konusunda ikna ettik. Bir görevli geldi ve Dereboyu’nda gördüklerine inanamadı. Caddeden geçen araba ve insanların istatistiğini tuttular. Kafelerde restoranlarda oturanları saydılar. Şirket merkezi, bu görevlinin raporuna inanmamış olmalı ki, dört kişilik başka bir operasyon ekibi gönderdi.
Kiraladığımız mağazanın, caddenin etrafın görüntülerini çektiler.
Kendilerine göre araştırma ve soruşturmalar yaptılar ve gittiler. Bir süre sonra ben profesyonelce bir iş planı hazırlayarak, bu alana ayırdığım bütçe büyüklüğünü, nasıl bir satış organizasyonu yapacağımı ve iş takvimimi hazırlayarak gönderdim. Bunun üzerine ikna oldular ve işe başlamış olduk. Bize bir satış hedefi koydular, biz onu aştık ve bu defa “hadi gelin ikinci mağazayı açalım” dediler. Dünya’da 650’den fazla mağazası bulunan bu şirket, bütün kriterlere harfiyen uyum gösterdiğimiz ve başarılı olduğumuz için bize teşekkür belgesi verdi, bundan onur duyduk.
İtalyanlarla başlattığımız ve cesaretimizi artıran bu girişimden sonra, yine bir İtalyan markası olan Caliope’yi de getirdik. Aynı günde iki mağaza birden açtık. Bizim ölçeğimizde bu girişim büyük bir operasyon sayılabilir.

Poli: Hazır giyim ile ilgili olarak pazarın sonuna geldik diyebilir misiniz? Ve başka bir alana geçmeyi planlıyor musunuz?
Esin Esmen:
Hayır pazarın sonuna geldik diyemem çünkü gelecek yılki iş planımıza göre, Kuzey Kıbrıs’ta iki ve Güney Kıbrıs’ta bir adet olmak üzere üç yeni giyim mağazası daha açmayı öngörüyoruz. Kuzey’de açmayı planladığımız yeni mağazalar var olan markalarımızla ilgili olacaktır ancak Güney’e yeni bir marka götüreceğiz.
Giyimin dışında biliyorsunuz ki kısa bir süre önce “Cafe Pascucci”yi açtık. Dünyanın pek çok yerinde şubeleri bulunan İtalya menşeli kahve markası. İtalya’ya gidiş gelişlerimiz sırasında temas ettiğimiz bu firma ile Kuzey Kıbrıs’ta bir şube açabilir miyiz üzerine görüşmeler yaptık. İtalya’daki referanslarımız yeterli bulundu ve onların belirledikleri iş yeri kriterleri üzerinden Lefkoşa Dereboyu’nda ilk dükkanımızı açtık. Şirket olarak misyonumuzu gıda hariç her alanda mağazacılık yapmak olarak belirlemiştik. Kahve işi bu hedefimizde kendi kendimizi test etmede iyi bir fırsat oldu. Zor ve zaman isteyen bir iş ancak başlangıç için hedeflerimizi tutturduk ve muhtemelen bu alanda da genişleme yapacağız.

Poli: Arkadaş ve tanıdıklarınızı organize edip komisyon vererek parfüm satmaya başladığınız tarihin üzerinden yaklaşık 15 yıl geçti. Ama şimdi değişik temalara sahip 15’ten fazla mağaza ve dükkanınız var. Bu yapıyı şimdi nasıl organize ediyorsunuz? Malumdur ki, ülkemizde en ciddi sorunlardan birisi de yeteri kadar organize olamama sorunudur.
Buna kamu sektörü de dahildir. Siz bu sorunu nasıl çözüyorsunuz?
Esen Esmen:
Bu sorunu çözmek için iki yöntem var. Birincisi, eğer çok büyük bir yapı iseniz ki ben halen öyle değilim, piyasada var olan profesyonellere ciddi düzeyde paralar vererek transfer edersiniz ve yönetim organizasyonunuzu kurarsınız. Biz böyle bir yönteme başvurmadık. İkinci bir yöntem olan kendi kadromuzu oluşturma ve yetkinleştirme yönüne gittik.
Hazır giyim alanına girdikten sonra kadrolaşma ve yönetim konularında ciddi zafiyetler yaşamaya başlamıştık. Bu sırada bir arkadaşım bana Türkiye’den bir profesörden bahsetti. Profesör İlhan Erdoğan’dan.
Büyük şirketlere kurumsallaşma konularında hizmet veren, hatta önemli bir isme sahipken ansızdan tepetaklak olan bir firmayı nasıl alıp kurtardığından ve yeniden güçlü bir yapıya dönüştürdüğünden söz etti.
Ben bu profesörün telefonunu buldum, ona Kıbrıslı genç bir girişimci olduğumu, 7-8 mağazaya sahip olduğumu ancak doğru yönde ilerleyip ilerlemediğimden emin olamadığımı, mali kaynaklarımın aileden gelmediğini ve sınırlı olduğunu, belirsiz riskler alarak kaybetmek istemediğimi anlattım teknik yardım istedim ve hatta ona emeğinizi ödeyebilecek kadar mali bir güce de sahip değilim dedim.
Hoca benim temasımdan etkilenmiş olmalı ki bana sorunlarımı anlatan bir mail göndermemi istedi. Sonra bana bazı sorular sordu cevapladım ve ricam üzerine çıkıp Kıbrıs’a geldi. Alelacele bir ofis ortamı yaratıp hoca ile buluştuk. Bana “şoför bir personel bırak ve çık git”
dedi. Önünde personel listemiz vardı. O arkadaşa “falanca mağazaya git, falan şahsı al gel” dedi. O gelene kadar çeşitli sorular sordu ve kaydetti. Sonra başkasını ve başkasını çağırarak birkaç kişiyi sorguladı. En son beni çağırdı ve dedi ki; benin çıkardığım sonuca göre sen oldukça iyi bir ilerlemeyi tek başına yapmışın. İşin yüzde 75’i tamam görünüyor ancak görev tanımlama konularında halen sorunların var. Sana görev tanımlama kitapçığı çıkaracağız ve buna uyumlu hareket edebilirsen öngördüğün büyümeyi sağlayabilirsin.
Hocanın hazırladığı kitapçığı uygulamaya koyduk, işe her yeni girene bu kitapçıktan bir tane verilir ve orada tanımlanan yapılara uyulması istenir. Bu kitapçıkla beraber her kademedeki personelin görev ve sorumlulukları ortaya çıkmış oldu. Böyle olunca da hem mağazaların hem de personelin faaliyet ve verimlilikleri ölçülebilir hale geldi.
Bilirsiniz ki, ölçebilen aynı zamanda yönetebilir de. Biz bunu başardık.

Poli: Güney Kıbrıs’taki deneyimlerinizden sonra meslektaşlarınıza bir tavsiyede bulunabilir misiniz?
Esin Esmen:
Az önce de söylediğim gibi Kıbrıslı Türk girişimcilerin dışa açılmanın bir gereği olarak Avrupalı ticaret kriterlerini bilip yaşamaları gerekir. Bunun için en kısa yol Güney Kıbrıs’tır. Bunu dikkate alarak konumu uygun olan meslektaşlarımı bu yönde adım atmaya davet ediyorum. Aynı şekilde Rum girişimcilerin de Kuzey’de yatırım yapmalarını yararlı buluyorum. Rekabetten korkmamak lazım. Rekabet bizi güçlendirip daha dayanıklı hale getirecek yegane yöntemdir.