Cumhurbaşkanı Akıncı’nın 15 Kasım’da verdiği iki mesajı da dikkatle okudum.
Biri BRT’den okunan mesajıydı, diğeri tören alanında yaptığı konuşma.
Her ikisi de, birbirine benzer cümlelerle, aynı mesajı veriyordu.
Öncelikle; KKTC’nin kuruluş bildirgesindeki “ iki eşit halk arasında federasyona açık olacağı” ifadesiyle giriş yaptı, ancak bunun gerçekleşmediğini söyledi.
Ardından, müzakerelere geniş yer verdi. Umudun sürdüğünü duyurdu.
Ancak vurgu en sonundaydı;
“Evet, çözüm için uğraşıyoruz, uğraşacağız. Ama Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin her anlamda ileriye gitmesi için de var gücümüzle çalışacağız. Rum tarafı makul ve gerçekçi olur ve çözüme ulaşırsak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti onurlu bir çözümde eşit ortak olarak yerini alacaktır. Rum tarafının maksimalist davranışlarını kontrol edememesi ve makul bir uzlaşıya yanaşmaması halinde ise, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak yolumuza devam edeceğiz”.
Dün ve önceki gün kiminle konuşsam, bu cümlenin altını çizdiler.
Dikkat çeken, cümlenin yeni bir ifade oması değil elbet.
Denktaş’tan başlamak üzere KKTC’de tüm siyasiler benzer cümleler kurdular.
İlginç olan, çözüme adanmış bir lider olan Mustafa Akıncı’nın ağzından, hem de bir anlaşmanın eşiğinde duymaktı bu sözleri…
Oysa Sayın Akıncı, geçen yıl da benzer şeyler söylemiş, “KKTC’nin her açıdan güçlenmesi için uğraş vermek, ayrılığı kökleştirmek anlamında değil, eşit ve güçlü bir birlikteliğe hazırlanmaktır” demişti.
Ha, onca yıl tekrarlandı da, gereği yapıldı mı?
İşte orası şüpheli…
Hiç bir şey yapılmadı demek ihanet olur.
Bu topraklarda, kendi yönetimimizle yaşadık, ekmeğimizi kazandık, çocuklarımızı yetiştirdik…
Ama bir şeyi tam yapmadık, yapamadık…
O da Sayın Akıncı’nın sözlerinde de yeralan, KKTC’nin ileri gitmesi için var gücümüzle çalışmak bölümü…
Çok hatalar yaptık, demokrasiyi de, devletin olanaklarını da ülkenin kalınmasından çok, belli kesimlerin çıkarlarına kullandık. Akan kaynakları kalkınmaya değil, birilerinin seçim kazanmasına, birilerinin daha çok para kazanmasına yönlendirdik.
Aradan geçen 33 yıl sonra hala Cumhurbaşkanı aynı dileklerde bulunabildiğine göre, demek ki kendi kendimizi doğru yönetemedik.
“KKTC’yi yaşatacağız, güçlendireceğiz” söylemleri lafta kaldı. “KKTC’ye sahip çıkmak” slogandan öte gitmedi.
“KKTC’yi biz kurduk” diyenler bile, gereğini yapmadılar… Aksine, KKTC’nin kurulduğu dönemlerde bile çok daha iyi durumda olan adalet ve güven duygusunu yokettik ki, bir devletin temeliydi bunlar… Bugün “Gururluyuz” diyenlerle aynı noktadan bakmadığımız kesin… Devletin sadece varlığı gurur vesilesi olmamalıydı…
Tek başına siyasileri suçlamak doğru değil. Bu popülizmi, bu partizanlığı, bu adaletsizliği biz talep ettik.
Bozduysak, hepimiz, birlikte bozduk.
Bugün bir anlaşmayı istemeyen yok mu, var tabii…
Ancak bu toplumun ezici çoğunluğu kendince koşullarda bir anlaşma ister. Nedir o koşullar, Kıbrıs Türk halkının hakettiği şekilde eşit siyasi bir taraf olarak, haklarının ve geleceğinin tam bir güvenceye alınması…
İstemeye isteriz de, o “arzulanan koşulların” yerine gelmesinin birinci şartını kaçırdık…
Bence o birinci koşul, KKTC’yi 33 yılda kalkınmayı başarmış, ekonomik bağımsızlığını kazanmış, iyi yönetilen, halkının mutlu, müreffeh olduğu bir ülke haline getirmekti.
Ben eminim ki, eğer bunu başarabilseydik, masadaki koşullar da çok başka olacaktı…
Hala bir umut, gençlerin bu işi başaracaklarına inanarak bekliyoruz….
YERİN KULAĞI VAR:
İNŞALLAH MESAJI ALIRLAR:
Dün KKTC’nin 33. yaşını kutladık. Törende yapılan konuşmalarda hem Türkiye kanadı, hem de Cumhurbaşkanı Akıncı çözüm ve barış mesajları verdi. Türkeş’in, “farklılıklar değil, ortaklıkların öne çıkarılması gerektiğine” vurgu yapması oldukça önemliydi. Akıncı’nın ise “Rum tarafının maksimalist davranışlarını kontrol edememesi ve makul bir uzlaşıya yanaşmaması halinde ise, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak yolumuza devam edeceğiz” sözleri 20 Kasım zirvesi öncesi Anastasiades ve Rum halkına bir mesaj oldu…
CESARET:
Cumhuriyet gazetesinden Ceyda Karan’ın KKTC’deki izlenimleri aşağıda… Yorumu size bırakalım… “Kötümserliğin eksik olmadığı ama iyimserliği canlı tutmaya yönelik iradenin de bulunduğu bir süreç bu. Zira bu kez de çözümsüzlük olursa işin Türkiye’nin KKTC’yi ilhakına varacağı kesin. Dolayısıyla çözüm isteyenlerin dilinden “Asıl gereken cesaret” cümlesi düşmüyor”…
DEĞİŞİTİRELİM DE:
Türk-Sen Genel Başkanı Bıçaklı, “Artık toplum bilmelidir ki ülkenin yönetimini değiştirme zamanı çoktan gelmiştir. Gol atmayan futbolcuyu takımda oynatmak doğru bir yaklaşım değildir, değiştirip başka golcü getirmek en doğrusudur” değerlendirmesinde bulundu. İyi de yıllardır ne gol kralları getirdik ama hepsinin de basireti bağlanmış gibi gol atmayı beceremediler. Değiştirelim değiştirmesine de, ya değiştirdiğimiz de kof çıkarsa ne olacak..?
UNUTTUK GİTTİ:
Daha bir ay önce ülkede neleri konuşuyorduk hatırlayan var mı? Kaçak inşaatlar gündemimizin ve gazetelerin manşetlerini süslüyordu. Bugünlerde toplum ve siyasiler olarak çözüme endekslendik. Ülkedeki ekonomik sıkıntılar, kaçak yapılaşmalar hepsi sümen altı edildi. Mesela Karaoğlanoğlun’daki otelin kaçak katlarının yıkım işi ne oldu? Sanırım mahkemesi 17 Kasım’da var. Ne hatırlayan, ne de soran var…
ÖNEMLİ OLAN FİYATI:
Güney ile Kuzey arasında sigarayla birlikte en çok kaçakçılığı yapılan ürün et. Niye yapıldığı ise çok basit. Güney’deki et fiyatları, bizdekinin tam yarısı. Sorsan, “onlar yurt dışından gelen donmuş etlerdir” diyecekler ama, vatandaş etin nereden geldiğine değil, fiyatına bakmak zorunda. Bu fiyat farkı olduğu sürece de, et kaçakcılığı öyle ya da böyle yapılacak…
OLAN BİZE OLDU:
Hayvancılar, yaklaşık bir haftadır sürdürdükleri eylemi askıya aldılar. İyi de bir haftadır Lefkoşalı’ya çektirdikleri sıkıntının bedelini kim ödeyecek? “Hükümete 10 gün süre verdik” lafları da boşmuş. Tepkilerden korkup böyle bir bahaneye sığındılar. Sonuçta tarafların, bir orta yol bulup anlaşacakları kesin. Hem hükümet, hem hayvancı mutlu olacak ama, bu rezaletin faturası da, teşvikler cebinden çıkacak olan ve günlerce trafik rezaleti yaşayan halka kesilecek…
ZİRVEDEKİLER
Serkan Mesutoğlu: “KKTC’yi ‘ti’ye almak, KKTC’ye sövmek haz verebilir ya da rahatlatabilir. Özellikle kuruluş yıldönümünde bunu yapmak daha da büyük bir haz verebilir. Fakat gerçek şu ki sevgili dostlar, KKTC dediğimiz yapı bizden, sizden ve onlardan oluşmaktadır. KKTC’ye ‘kaka’ deyince sorumluluk ortadan kalkmıyor…”.
DİPTEKİLER
Ufuk Söylemez: DYP’de Çiller’in gözdelerinden, geçmişinde Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı da olan Söylemez’in, neyin ne olduğunu bildiğini, dünyaya at gözlüğüyle bakmadığını sanırdım. Ancak Doğu Perinçek’in Aydınlık’ında o da saçmalamaya başlamış. Bakın ne diyor; “Kıbrıs’ı bir AB toprağı yapacak, Türklerin adaya vizesiz ayak bile basamayacağı bir sözde “çözüm süreci” dayatmasını ısrarla sürdürmek, tam anlamıyla kendi ayağımıza ateş etmek demektir”. Yelpazenin her tarafında hala bu kafalar var ne yazık ki…
































