Köşe Yazarları

30 yıllık figüranlık…






Önce Çekoslovakya, kadife ayrılıktan sonra da Slovakya tarafından sürdürülen Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi parti temsilcileri toplantıları 30 yılı buldu.

Bir yenisinin önümüzdeki hafta yapılacağı da ilan edildi.



  1. yıl kutlamaları için adada bulunan Slovakya Dışişleri ve Avrupa İşleri Bakanı Miroslav Lajcak geçtiğimiz hafta bir basın toplantısı düzenlemişti. Sonuçlarını okumaya çalıştım. Ne yazık ki, 30 yıldır devam eden bu toplantılardan ne gibi bir verim elde edildiğini açıklamadı.

“BM’ye yardımcı oluyoruz, ziyaretler yapıyoruz” falan dedi ama, onlar zaten AB’nin faaliyetiydi. Siyasilerin bir araya gelmesiyle bir sinerji, karşılıklı anlayış, ortak görüş falan çıktı mı, tek bir konuda bile somut bir sonuca ulaşıldı mı, onu söylemedi.

Aynen tahmin ettiğimiz gibi, dostlar alışverişte görsün misali bir faaliyet.

En çok sorulan soru mesela, “Siz ayrıldınız, bizi birleştirmeye çalışıyorsunuz” çelişkisine dairdi, onu da iki halkın zorla ayrıldığıyla falan izah etmeye çalıştı.

AB’den, tek yanlı üyelik olayından sonra adalet beklemek falan mümkün değil. AB çatısı altında iki devlet hayalini ortaya atanlara da bunun için şaşıyorum ya zaten.

Adaletleri kendilerine.

Hukuk, kendilerine, insan hakları kendilerine.

Evrensel değerler yok artık.

Haydi bu toplantıları yapanlar, belli bir niyetle, ısrarla sürdürüyorlar. Ya katılanlar?

Keşke şu 30. yıl “kutlamalarında” katılanlar da açıklama yapsalar da, tek bir işe yaramış mı öğrensek.

Bence olan, “adada temas kanalları açık” algısını yaratmak üzere sürdürülen operasyonda figüranlık yapmak, başka bir şey değil.

Ben bizim taraftan katılan tüm partilerin, haklarımızdan, çıkarlarımızdan, adanın geleceğine dair endişelerimizden bahsettiklerinden eminim.

Peki buna kulak asan oldu mu? Böyle bir örnek yok.

Peki o zaman niye?

Baksanıza önümüzdeki toplantının konusu “Birleşik Seçim Kaydı, Tek Millet, Tek Halk, Tek Seçim Pusulası”…

Tartışılamayacak kadar haksız, adaletsiz, Kıbrıs Türküne azınlık statüsü vermeye yönelik bir tez.

Akıl alır gibi değil.

Siyasi eşitliği tümden ortadan kaldıran bir tezi tartışacaklar.

Bu bile toplantıların maksadı hakkında yeterli fikir veriyor.

Eksik olsun.

İki toplumlu temasların gereğine inanan biri olduğum halde, bu saçmalığı reddediyorum.

Niye mi?

Kendime saygımdan…

İKİ KERE YAZIK…

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Tolga Atakan, kayınbiraderinin Telekomünikasyon Dairesi bünyesinde geçici istihdamı ortaya çıktığında, “bilgisi haricinde” olduğunu iddia etmiş, sonra da görevden alınacağını söylemişti.

Yazık. İki kere yazık…

Bir kere sözü edilen şahsın gerçekten aranan nitelikte olduğu, üstelik CAS mağduru olduğu ortaya çıktı. Ben o şahsın başına gelenler için, en az kendisi kadar üzüldüm. Bakan’ın yakını olması, böyle bir hakkın elinden alınmasına sebep olmamalıydı. Kendisine yapılan düpedüz negatif ayırımcılıktır. Bir şekilde yine devlette istihdamı sağlanmalıdır.

İkinci kez “yazık” dememin sebebi de şudur.

Bakanın “bilgim haricinde” sözünün peşine düşen Yenidüzen, istihdam belgesinin altında Bakan’ın imzasını buldu yayınladı. Bakan’ın ilk açıklamasında, bir hiddet olduğu belliydi. Kendisiyle konuşan gazeteciler de bunu doğruladılar.

Olması gereken bu değildi. Yanlış olan da bu görevlendirme değildi.

Yanlış neydi biliyor musunuz, bir önceki hükümeti bozma gerekçesi ararken, HP’nin “nepotizm” bahanesine sarılmasıydı. Hem de haksız bir şekilde…

Başkalarına tanınan bir hakkı, rahmetli Denktaş’ın adının olduğu bir üniversiteye tanımayarak, bunu bir akraba ilişkisi olarak niteleyerek…

İnsanların kızdığı buydu…

YERİN KULAĞI VAR

İLK RAUND TATAR’IN:

UBP’de, Genel Sekreterlik konusunda Başbakan Ersin Tatar ile Ekonomi ve Enerji Bakanı arasında yaşanan kriz, Taçoy’un Genel Sekreterlik görevini bırakacağını açıklamasıyla son buldu. Şimdi gözler, yeni Genel Sekreter’in kim olacağında. Ancak Tatar-Taçoy arasındaki krizin, Tatar’ın başarısı ile çözüldüğünü söylersek, yanlış söylemiş olmayız. Tatar hem rüştünü ispatladı, hem de olası rakiplerine gözdağı verdi…

 

GELENEKSEL UBP GÜNLERİ:

Bir yanda ülkenin çözüm bekleyen devasa sorunları, diğer yanda parti içinde yaşanan Genel Sekreterlik kavgaları yetmezmiş gibi, atanma bekleyen, hergün başbakanlık koridorlarını dolduran müşavirler ve onların aracıları. Atanacak kişi sayısı belli, mevki bekleyenlerin sayısı da. Boşa koysan dolmaz, doluya koysan sığmaz hesabı. Sizin anlayacağınız Tatar da ne yapacağını, kimi nasıl memnun edeceğini şaşırmış durumda… Bence bir ilke imza atsın ve devletin liyakat, eşitlik ve benzeri kuralları neyse onu uygulayacağını, kapıdakilerin beklememesi gerektiğini açıklasın. Hem başı da ağrımaz.

 

ALGI OPERASYONLARI:

Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken ve de henüz adaylar bir resmiyet kazanmamışken seçimlere yönelik görüşler ortaya çıkmaya başladı bile. Kimilerine göre bu seçimler “federasyon modelini” savunanlarla, “federasyon istemeyenlerin” oylaması olacak. Aslında bu, özellikle olası sol adaylara yönelik bir algı operasyonunundan başka birşey değil.

 

E-DEVLET PROJESİ 20 YILLIK: Yılan hikayesine dönen e-devlet konusu dün br kabulde, kaçaklarla ilgili gündeme gelmiş. Maliye Bakanı, mekansal adres bilgilerinin elektronik ortamda olmamasının en büyük sorun olduğunu vurgulamış, “e-devletin önemi büyük” demiş. Biz kendisine hatırlatalım, e-devlet projesinin ilk çalışmaları 1998’de bir seçim öncesi yapıldı. Aradan 20 yıldan fazla geçti. Eğer ciddiye alınmış olsaydı, bu ülkede bu kadar kaçak, bu kadar suçlu barınamazdı. Bence öncelikle e-devletin neden bir türlü uygulanamadığı araştırılmalı.  İstense yapılırdı gibi geliyor bana.

YİNE GÜNDEME GELDİ:

Türkiye’nin KKTC’de deniz üssü kuracağı haberleri yıllar önce bir Türkiye gazetesinde yer almış, yetkililer, “üs kurmaya ihtiyacımız yok, 40 deniz mili ötedeyiz” demişti.  Doğal gaz konusunun gündeme gelmesiyle yeniden alevlendi. Türk savaş gemilerinin KKTC’de Gazimağusa veya İskele ilçelerinde, ‘ikmal yapabileceği’ bir liman için yer tespit çalışması yapıldığı iddia ediliyor. Biz de izliyoruz. Resmi bir açıklama gerekmiyor mu?

ORİJİNALİ DURURKEN…:

Hamaset, siyasette ve özellikle de seçim dönemlerinde hep prim yapmıştır. Özellikle ABD seçimleri, belirgin bir örnektir. Ama genelde sağ, muhafazakar partilerde. Yunanistan’ın istifa eden Başbakanı sözde sosyalist Çipras da, seçimlerde beklediğini bulamayacağı kaygısıyla aklınca Türkiye ile dalaşa girecekmiş gibi konuşmalara başladı. Hemen yüzüne vurdular, “Şov yapıyor… Türkiye kozunu oynayıp seçmenleri etkilemek istiyor” yorumları geldi. Öyle ya, hamaset işini en iyi yapan orijinal sağ partiler dururken, Çipras’ın “milliyetçi” söylemlerinin peşine kim takılsın ki?

 ZİRVEDEKİLER

Erdinç Gündüz: “Kıbrıs’ımızda  ‘düğüm’ yeni atılmış değil. Daha 1950’li yıllardan başlayarak düğüm üstüne düğüm atılıyor… Birileri yangını körüklüyor.  ‘Bizimkiler’ de -Rum’u Türkü-  bilerek veya bilmeyerek yangının büyümesi için her şeyi ama her şeyi yapıyor.  50’li yıllarda da böyleydi,  60’larda da 70’lerde de… Şimdi de öyle”…

 DİPTEKİLER

Erhan Arıklı: “Yandaş medya” yakıştırması yaptı dün Erhan Arıklı. Bu ülkenin yabancı olduğu bir terim, ithal… Bize hiç uymayan siyasi tavrıları ve terimleri bunun içine sokup siyaset yapmaya çalışanların siyasi ömürleri uzun olmadı, yine olmayacak. Medyaya yapılan katkıların ne şekilde, kimlere verildiği gizli değil ki? İtiraz da eden olmadı bugüne kadar. Nifak sokarak, bölücülük yaparak, ona buna kara çalarak siyaset yapan Arıklı da, bu tutumunu gözden geçirmek zorunda kalacak, ister istemez…

 

 







Başa dön tuşu