Geçen hafta cuma günü TC Merkez Bankası Başkanı 31 Ekim 2014 tarihi itibarıyla enflasyon raporunu açıkladı. Yeni rapora göre, 2014 sonu enflasyonu orta nokta olarak % 8.9 olarak tahmin edildi. Ancak bu tahminle birlikte % 8.4 ile %9.4 aralığında olacağına da değinilerek orta rakam olarak bir tahmin öngörülmüştü. Başlangıçta % 5 olarak belirlenen enflasyon, çeşitli nedenlerle düşük faiz, yüksek kur, jeopolitik olaylar gibi çeşitli etkenlerle çift rakamlara doğru yükselirken, şimdi frenlenmeye çalışılmaktadır. Enflasyon raporunda Türkiye’de ithal petrol dolayısıyla petrol fiyatlarının ve emtia fiyatlarının düşüşünün, enflasyona olumlu etki yapacağı beklentisi açıklandı. Ancak hemen akabinde Ekim sonu açıklanan enflasyon beklenenin üzerinde % 8.96’ya çıktı. Dolayısıyla yıl sonu için tahmin şimdiden gerçekleştiğine göre, yıl sonunda üst sınır tahmini olan % 9.4’ü bulabileceği hatta aşabileceği değerlendiriliyor. KKTC’de de Ekim sonu çıkan rakamlara göre, yılsonu %10 civarında paralel bir HP olacağı görülmektedir. Zaten Ekim 2014 sonu yıllıklandırılmış HP % 10 civarındadır.
Diğer bir unsur, orta vadeli programa göre öngörülen ekonomik ve para politikalarının uygulanmasına devam edileceğidir. Maliye Bakanlığınca da açıklanan sıkı para politikası ve akabinde MB’nin sıkı nakit politikası uygulaması, bu oluşuma olumlu destek vereceği tahmin edilmektedir. Ölçülü faiz indirimlerinin yanı sıra fonlamada alınan sıkı önlemlerle para istikrarı sağlanmaya çalışıldı. Gecelik faizler arttırılarak dövize olan talebi arttırıcı temayüller azaltıldı.
Bankalara verilen kredilerin Merkez Bankası’nca mevcut 10.5 milyar $ limitinde arttırılacağı mesajı verildi. Diğer yandan maliyetleri düşürmek için bankaların Merkez Bankası’nda zorunlu para tutma maliyetlerinin de düşürüleceği açıklanmıştır. 2014 yılında şimdiye kadar kredi artış hızı % 17’lere düşürüldü. Geçen yıl bu hız aşırı tüketim artış hızı dolayısıyla, % 30’lara doğru çıkmıştı. Alınan tüketim kredilerini düşürücü ve kredi kartlarındaki limitleri kısıtlayıcı önlemlerden sonra bankalar nezdindeki tüketim kredilerinde epeyce bir düşüş sağlandığı görünüyor.
2014 yılı içinde 5-6 ay önce Kredi kartları limit kısıtlaması yapıldığında benim ilk aklıma gelen, alım konusunda ihtiyaç sahibi insanlarla satıcılar arasında yapılacak yüksek oranlı alışverişlerde öngörülen limit dolayısıyla kredi kartı ile ödenemeyecek limit üstü miktarların, alıcı ile satıcı arasında kayıt dışı fatura ve makbuzlarla taksitlerin çalıştırılması suretiyle, kayıt dışılığa kayma ve kayıt dışı işlemlerin çoğalması olasılıklarının artabileceği idi ki bu hem göstergelere hem de vergilere olumsuz yansımasının sonucunda devlet hazinesinin zarara uğrayacağı ve “çift hesap” tutmaya teşvik edeceği endişesi idi. İnşallah öyle olmamıştır. Çünkü insanların ihtiyaçlarını zoraki limitlerle kısıtlamaya gittiğiniz zaman başka yollardan çare aramaya yönlenme zorunluluğu doğabilecektir. Çünkü diğer taraftan kredi kartı ile harcama alış verişleri kayıt altına alan bir vasıtadır. Konan kısıtlı limit içinde ihtiyacını karşılayamayınca örneğin mobilyacı veya mefruşatçı veya beyaz eşya veya her türlü eşya satan satıcılarla sümenaltı anlaşmalar yapacaktır. Bir taraftan bankalardan alınacak krediler kısıtlanırken öte yandan kayıt dışılık artınca birçok yeni alışkanlıklarla hazinenin kayıt altına alma hedefleri zarar görmeye ve vergi kayıplarına neden olabilmektedir.
MB’nin, tüketici kredilerinin düşmesinin enflasyona olumlu etkisi olduğu kanaati ve ticari kredilerin artmasının ihracata olumlu etkisinin de cari açığı azaltacağı öngörüsü mevcut. Mevcut kaynakların üretime yönlendirmesi açısından çok doğru bir önlem. Ancak yöntemin sisteme zarar vermemesi önemlidir. Üretim ve ihracatın arttırılması suretiyle büyüme en isabetli hedeflerdendir. Nitekim bu yıl ihracatta bir miktar artış olmuştur. Sıkıntı yaratan husus, AB ekonomilerinin zayıflaması ve alım gücünün düşmesiyle Türkiye ihracatının en büyük müşterisi olarak bu ülkelere yapılan ihracatın sınırlanmasıdır. Buna mukabil diğer ülkelere yapılan ihracat, pazar arayışları ile arttırıldıysa da, doğudaki olayların olumsuz etkileri, istenilen hedeflere varmaya küresel nedenler köstek yaratmaktadır. Sanayi üretiminin artması sağlıklı büyüme açısından bu çerçevede şarttır. Çünkü sanayi üretimi gelişimi bu yıl düşük olmuş, Türkiye’de milli gelir artışından daha az gerçekleşmiştir. Dolayısıyla büyümede bu yıl sadece üretim değil, tüketim de etkili olmuştur.
Türkiye’de 2014, 9 aylık turizm gelirleri de açıklandı, 26.6 milyar$ olarak. Geçen yıla göre % 8.5 artış sağlandı. Bu gelirin sadece otellere değil, aynı oranda lokanta eğlence yerleri, alış veriş ve diğer sektörlere de önemli katkısı olduğu ifade edildi.
Çok önemli olan bu zincir yönetimlerce koordine edilerek KKTC’de de sağlansa, KKTC ekonomisine mal ve hizmet üretimine ve büyümesine turizmin daha fazla katkısı olacaktır. Çünkü son yıllarda artan turizm faaliyetleri ile sayı ve gelir artışının kısıtlı bir çevrede değil, halka yansıması önemlidir.
Türkiye’de konut sektörü ve inşaat sektöründe de büyüme gittikçe artmaktadır. Bankaların bu sektöre kredi verme uygulamaları bu sektörün gelişmesine yardımcı oldu. Uluslararası kredi kuruluşu Moody’s Türkiye’nin teminatlı Mortgage tahvillerinin makro risklere karşı dirençli olduğunu, makro ihtiyati tedbirlerin ve parasal politikaların piyasayı emlak balonu riskine karşı koruduğunu açıkladı. Bankaların güçlü Mortgage kredi deneyimleri, aldıkları teminatlar ve bu yöndeki uygulamalar riskleri düşürüyor. Türkiye’de deprem sigortası mecburiyeti ve konut alımlarında % 25’ini karşılama zorunluluğunun riskleri düşürdüğü bir gerçektir.
Küresel genel politikalara bakarsak, geçen hafta ABD Merkez Bankası (FED), tahvil alım programını, 15 milyar$ daha azaltarak bitirdi. Parasal genişlemenin durdurulması gelişmekte olan ekonomileri endişelendiriyor. ABD’de işsizlik hedef alınan düşük seviyede % 6’da istikrar kazandığı, enflasyonun % 2 olması ve ekonominin iyi gitmesi, ABD hisselerinin satışını geçen hafta en yüksek seviyelere çıkardı. Faiz artışı olması halinde doların değerinde daha da artış olabilir.
Eski ABD MB Başkanlarından meşhur Greenspan, FED’in parasal genişlemeyi bitirmesinin piyasalarda kaçınılmaz olarak krize yol açacağını söyledi. 2008’de ABD’de Mortgage’le başlayan ve tüm dünyaya yayılan ekonomik kriz başladığında Greenspan MB Başkanı idi ve krizden çıkışı sağlamak için parasal genişleme politikalarını başlatan kişidir. Ve bu politikalar hala bu gün geçerlidir. Esasen ABD de diğer eyalet Merkez Bankaları Başkanları da, FED’in tahvil alım programının durdurulması konusunda farklı beyanatlar vermektedirler. Görülen o ki bu konuda fikir birliği yok.
Sonuçta dünyada çoğu en gelişmiş ülkeler de aynı krizden çıkmak için bu politikaları uygulamışlar ve hala uygulamaya devam etmektedirler. AB Merkez Bankası, bu politikayı uygulamaya devam edeceğini her vesile ile açıklamakta ve yeni kredi ve yatırım politikaları için Fon’ları genişletmektedir. Japonya geçen hafta parasal genişleme politikasını daha da geliştirici yeni teşvik sistemini açıkladı.
Gelişmekte olan ülkeler ise bu politikalar sonucu yatırım ve gelişme imkânlarını geliştirdikleri cihetle, finansman açısından gelişmiş ülkelerin uygulayacakları sıkılaştırıcı veya genişletici politikalarının nasıl bir seyir alacağını merak ve endişe ile izledikleri şüphesizdir. Çünkü yeterli tasarrufu olmayan ve tasarruf oranı düşük, ancak yatırım hedefleri ve kalkınma hedefleri yüksek olan ülkelerin dış finansmana ihtiyaçları daha yüksektir.


























