Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

2013’E BİR DAHA BAKTIK Kİ YABANA GİTMESİN!

Her halde artık “iş yapmamak” için bir bahane kalmadı! Pardon şimdi de önümüzde “yerel seçimler” var! Demek ki bu ülkede asli görevi memleketi yönetip yönlendirirken, devleti kalkındırmak olan “yönetici kadrolar” için hâlâ “tali” işler önemlidir. Gelin 2013’ü bu perspektif içinden hatırlayalım:     
KURULTAY İŞLERİ: Başta İrsen Küçük’lü UBP olmak üzere bir yıl boyunca tüm siyasi partiler “kurultay işleriyle” ile uğraştılardı. UBP’ninki neredeyse bir yıla yayılırken, ardından CTP’ninki geldiydi. Tam bitecekti ki erken seçimlerden bu yana bir türlü kendini toplayamayan TDP’nin Kurultayı hemen ardından da DP’ninki icra edildi! Eğer bu “kurultay” dediğiniz yenecek her hangi bir yiyecek falan olsaydı inanın içimiz dışımız Kurultay’la dolar, sonunda bağırırdık: Yeterrr! Boğuyorsunuz! Hazmedemiyoruzzz!
BELEDİYE İŞLERİ: Çoktan battılardı da 2013’de girdilerdi sıraya. Ki adil bir yarış olsundu. Ancak hiçbiri Lefkoşa Belediyesini geçmeyi başaramadıydı! Son başkan Kadri Fellahoğlu göreve başladıkta epey umut pompaladıydı ama belli ki 2014’te de en büyük baş ağrılarından biri olacaktır!
KIB-TEK OLAYI: Öteden beri “davul”du! Tokmak ise “devletin elindeydi.” Memlekette batmayan, batırılmayan tek Devlet sektörünün kalmadığı gerçeklerde Elektrik Kurumu gibi devasa bir işletmenin ayakta kalması zaten mucize olurdu. “Özelleştirilmesine” karşı çıkıldığında iş başına geleli beri iş yapmayan hükümet, yine bu şanını kimseye kaptırmamak iddiasında elektriğe zam yaparak bu kez “tokmağı” da “Kurumun” eline verdi… 2014 yılına girerken iş halledildiydi: Yurttaşı davul yapan Elektrik Kurumu tokmağını ha bire vuruyordu… Eli kulağında. Vakta ki faturalar dağıtılmaya başlanacak ve de “yakacak,” seyreyleyin gümbürtüyü!
MARAŞ SORUNU: Mağusa’da bir grup insan ne yapalım da şu Mağusa’nın makus talihini değiştirelim derlerken gözleri 40 yıldır ortalarda leş gibi yatan Maraş’a ilişti. Ve fikir çaktı: “Verelim sahiplerine, sayelerinde nemalanalım. Üstelik bir taşla iki kuş vuralım. Hem Mağusa’ya ekonomik katkı hem müzakerelere kapı açacak “iyi niyetli ve barışçı” bir ortam sağlayalım… Başaramadılar çünkü zaten bizim değildi, elinde tutan TC idi o da “kozdur, kapsamlı çözümün parçasıdır, vermem dediydi!”
VE SİYASİ SORUN: Önceleri Ban Ki-moon’la Downer’ı, Anastasiadis’le Eroğlu’nu dinlerdik gözlerimiz kapalı! Şimdi Özdil Nami’yi de dinliyoruz… Müzakerelerin başlaması için gösterilen çabaların son durağında “ortak açıklama” sorunu vardı… Devamını 2014’e sarkıttılardı… Yeni diziyi merakla bekliyoruz!
BAŞKA? İşte 2013! Yılın üzerinde “son” yazan perdesi inerken, son olay da TC sürprizliydi! “Potin kutuları operasyonları!” “Savcılar, hakimler, polisler olayları!” Sayelerinde ve milletçe düşen TL nedeniyle hep birlikte ve kamali afiyetle ayvayı yedikti! Hazmı taam olsun diyoruz!
NE DİYELİM? Haydi bismillah, yallah tazyik, işte hendek işte deve! Aşk olsun atlaya biline!
**********      
HAVADİS GAZETESİ’NDEKİ KUTLAMA VE GERİLERDE KALAN TOPAL MAĞUSA!

Geçtiğimiz pazartesi, artık toplum katlarında gelenekselleştiğince Havadis Gazetesi’nde de “Yeni yıla girerken” kutlaması vardı… Bana sorarsanız “kutlama” bahane. Asıl olay her nasılsa insanlarımızın onca olumsuz olaylara karşın kaybetmedikleri için sürdürüp götürdükleri o “sosyal devinim…” Böylesi “kutlamalar” yahut ötesi özel etkinlikler nedeniyle insanların bir araya gelebilmeleri… Birbirlerini görme fırsatı bulmaları… Konuşmaları, dertleşmeleri… Fakat ille de “gülmeleri!”
Ki artık, “şöyle gönülden bir gülüş için neler feda etmezdim” demez misiniz? Yahut uzun süredir görmediğiniz dostları bir arada görmenin sevinci…
Bir araya gelindi miydi o güzelim “kinayeler!” Değil mi ki “meydana düşen kurtulmaz seng’i hezimetten!” Politikacı için söylendi o laf! Hele o politikacılara baş göz yarmadan inceden inceye atılan taşlar! Onların da “düştük gayrı meydana” tevekküllünde gevrek gülüşleri…  İltifatlar, ne olacak bu sorunlar, nereye gidiyoruz soruları… Ve arada elinizde tuttuğunuz içki bardağından bir iki fırt çekerken, bilmiş bilmiş lafazanlıklar…
Severim böylesi güzel toplantıların yarattığı sosyalleşmeleri de her zaman gidemiyorum artık…
VE HAVADİS’İN YENİ YILI KUTLAMA PARTİSİ: Anlattım işte her şey vardı, olmayan tek bir şey dışında: “Sahtekarlık yoktu!” Gazetenin mensubu olanlar da dıştan gelen davetliler de politikacılar da… Hepsi de sevgi değerlerinin yarattığı samimiyetteydiler… Ötesinde aradıkları tek “güzel” ise “birbirleri ile empati kurmaktı…”
İster istemez bizim malul Mağusa geldiydi aklıma… “Bir liman, bir üniversite, bir deniz, bir eski eserler, bir turizm, TC’den kayan nüfusun yaşadığı mahalleler insanları ile çok kültürlü bir kent…”
Hayır hiç biri değil! Mağusa’nın bu saydıklarımla tırnak kadar ilgisi yoktur. Ki bir zamanlar “Lefkoşa’nın Girne’nin önünde koştururdu.” Sadece siyasetin atan nabzı değildi. Kültür etkinliklerinin şah damarında da atardı… Şimdi lokal bir iki örgütlü çalışmanın ötesinde tırnak kadar heyecanı olmayan etkinliklerle zevahiri kurtarmaya çalışan bir kent durumuna düştü!
Yaz aylarında Rum tarafından otobüslerle kente gelen, etrafta şöyle bir dolanıp çarşı pazara “sent” vermeden çekip giden turistleri vardır ama turizmi yoktur işte!…
Kısaca Mağusa viziliyor… 16 kilometrelik sahil şeridine karşın mesela bir Girne sahili olayı yaratamıyor! Çünkü oteli yok dolayısıyla turisti yok, asıl “nazım planı” yok! Üç anayolun çevresinde yoğunlaşan çarpık yapılaşmalar da olmasa, Mağusa’ya kent demek mümkün olmayacak!
Tarihi eserleri göçüp gidiyor, Eski Eserler Dairesi seyrediyor, yaptırmıyor, restore ettirmiyor, yıktırtmıyor, kendi de tek fellik koymuyor! Ve orta ölçekli esnaf kan ağlıyor! Belki içinde insanların yaşadığı, dünyanın ender “kalesine” sahipken, o kale içinde hayranlık uyandıracak eski kilise kalıntıları varken, Othello ile Desdomona’sı klasik edebiyata mal olmuşken, Namık Kemal’le anılmışken, vesselam bunlarla olması gereken Mağusa, yok işte!
Ve Mağusa’dan açılmışken laf hadi surlar içi esnafı da dinleyelim: Hem bu vesile ile ya bismillah deyip 2014’te de girmiş oluruz sorunlarla:

**********     
KKTC TURİZM FİYASKOSU YAŞIYOR

Dünyada tek ülke yoktur ki “turist sayısı çoğalmasına karşın, turizm gelirleri ancak otellerindeki kumarhane gelirleri oranında olsun!
Mesela TC’nin 50 milyar doları devirmiş cari açığına karşın, neredeyse 30 milyar dolarlık turizm geliri vardır ve bayağı emniyet süpapı görevi görmektedir…
Bizde ise bizatihi turizm sektörünün kendisi fiyaskodur! Çünkü “geliyor” denilen turist hem günü birliktir hem de casinolar hürmetine gelmektedir!
Nitekim: Bakın bakalım orta halli bir Alanya, bir Kapadokya yahut Yalıkavak kadar bile var mıdır bir turizm etkinliği? Ki o sözünü ettiğimiz “turizm içerikli etkinlikler” turistlere yönelik turistik tesislerdir… Festivaller, yarışmalar, yemeler içmeler, turistlerin akıllarını başlarından alacak yaratıcı eğlencelerdir… “Namları” ülke dışında marka” olan turistik yöre adlarıdır… Yunan adalarında örnekleri görülen turizm hareketlenmeleridir…
19O EURO’LUK TURİST: Mağusa’ya da otobüsler dolusu geliyorlar. Mesela Almanya’dan. Emekli insanlar. Uçak, otel, yeme içme, hepsi içinde 190 Euro! Hepsi de ölmek için yer arayan emekliler! Değil yiyip içmeye para harcamak, alış verişlerde bir Euro bile sarf etmiyorlar, sadece bozuk para, sent kullanıyorlar!
Ne beklersiniz bu turistten diyor Mağusa esnafı? Rum’dan otobüslerle gelenler de ucuz turistler…
KKTC’nin ilgili “turizm işletmeleri” devletten teşvikler almalarına karşın, giderler, ülkeye Romenleri getirirler. Yahu Romenler ülkelerinde bile para harcamazlar…
Buna karşılık hani Rus turistleri? Hani Türkiye’nin son zamanlarda en çok para harcadığı için mesela Yunanistan adalarına vizesiz gidebilme olanağı tanınan Türk turistleri…
Yanı başımızdaki Türkiye’den bile bu ülkeye turist akışı sağlayamadık… Ki hem yiyip içsinler hem alış veriş yapsınlar… Kısaca şöyle mi diyelim: Un, yağ, şeker var; helvayı yapacak usta yok!