Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

2010 seçim sürecini de hatırlamak gerek…

Balık hafızalıyız ya, olaya sanki ilk defa Cumhurbaşkanı seçiyormuşuz, sanki sürecin de adaylarında geçmişleri hiç yokmuş gibi bakabiliyoruz…

Bunu hep birlikte yaptığımızı da bildiğim için, geçen Cumhurbaşkanlığı seçimleri nasıl geçmiş diye bir bakayım dedim…
Son seçimde, UBP adayı Derviş Eroğlu dışında, diğer tüm adaylar bağımsız çıkmıştı. Onlar da, Mehmet Ali Talat, Tahsin Ertuğruloğlu, Mustafa Kemal Tümkan, Zeki Beşiktepeli, Arif Salih Kırdağ ve Ayhan Kaymak’dı…
Eroğlu’nu, DP, MAP ve HİS desteklemişti. Tabii bir de Rauf Denktaş. Denktaş, her fırsatta açıklama yaparak, “Devletimizi yaşatacak olanların yanındayız” diyordu. Nitekim, seçimlerde Eroğlu’nun aldığı oylara, bu desteğin etkisi büyük olmuştu…
Mehmet Ali Talat’ı ise partisi CTP ve Mehmet Çakıcı Başkanlığı’ndaki TDP desteklemişti. Ancak propaganda sürecinde TDP’nin destek açısından ciddi bir katkısı görülmedi… Hatta Çakıcı, seçimlerin hemen ardından, Talat’ın kaybetmesinin nedeninin birlikte hareket edememek olduğunu, bundan sonraki dönemde, birlikte hareket etmek gerektiğini de söylemişti…
Propaganda döneminde ilk göze çarpan, diğer adayların, Eroğlu’nu TV’lerde tartışmaya çağırmasıydı.
“Ben de müzakere edeceğim” diyen Eroğlu’nun, neyi nasıl, hangi vizyonla müzakere edeceğini öğrenmek istiyoruz” demişti diğer adaylar. Ama bildiğiniz gibi, Eroğlu hiç konuşmadan kazandı o seçimi. Mehmet Ali Talat’ın sloganı “Ya Dün, Ya Dünya”ydı… Konuşmalarında, geçmişte Kıbrıs konusunda kendine göre yapılan hataları sıralıyor, Eroğlu’nu kastederek, “Onun politikalarıyla eski günlere döneriz” diyordu. Eroğlu’nun Başbakanlığı döneminde çıkan ve Kıbrıs Türk ürünlerinin AB ülkelerine doğrudan ihracını engelleyen ABAD kararı, Taşınmaz Mal Komisyonu’nun kurulması sırasında Eroğlu’nun takındığı retçi tavrı sık sık hatırlatıyordu…
Bu arada, o günlerde Cumhurbaşkanı olan Mehmet Ali Talat, seçime 18 gün kala, müzakereler konusunda geniş bir basın toplantısı düzenlemiş, 5 yılda geçirilen evreleri geniş biçimde anlatmıştı. Hatta ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Talat’ı telefonla arayarak, müzakerelerin geldiği nokta için tebrik etmişti…
Eroğlu’nun sloganı “Fark Var, Arkasında Halk Var”dı… “Müzakereler devam etmeli” demiş ama bir yandan da “halkımızı göç ettirmeyecek bir anlaşma”dan söz etmişti… Bir ileri, bir geri hedefle, olduğumuz yerde kalacağımız, bu sözlerden de belliydi aslında… Hristofyas’a Kıbrıs Türk halkının egemenliğini kabul ettirmeye çalışacağını da söylemiş, bir de Ulusal Konsey kuracağını açıklamıştı. Nitekim baştan belli olduğu gibi, halkın belli bir kesiminin temsil edildiği verimsiz bir oluşum olarak kuruldu ve öylece kaldı… Eroğlu o günlerde, aynen bugün diğer adayların söylediği gibi, “Cumhurbaşkanlığı sadece müzakerecilik makamı değil” de diyordu. Her nedense bu sefer, bunu söyleyenleri “rejimi bilmemekle” suçluyor…
Bağımsız adaylardan en çok dikkat çeken Tahsin Ertuğruloğlu’ydu. Sloganı, “Birlikte Daha Güçlü Bir Devlet”ti… “Gelecek kaygısını umuda döndürmek” gerektiğini söylüyor, halkın cephelere bölünmesinden rant sağlayanlar olduğuna dikkat çekiyordu. KKTC’nin müzakere masasına eşit statüyle oturması sağlanamadıkça, adil bir anlaşmaya varılamayacağını savunuyordu.
Ve 2010 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bir kaç ilginç anekdot daha…
O günlerde çiçeği burnunda Maliye Bakanı Ersin Tatar, emekli maaşlarından kesinti yapılacağı söylemlerine şiddetle kaşı çıkıyor, “Bunlar gerçek dışıdır” diyordu. Ama her nasılsa, seçimin hemen ertesinde ilk yaptığı icraat bu olmuştu…
Meclis, Anayasa değişikliği için 27 Haziran’da yapılacak yerel seçimler sırasında referanduma gitme kararı aldı. Ancak referandum bildiğiniz gibi, 2014 yerel seçimleriyle birlikte yapılabildi ve halk değişikliği reddetti…
Çamlıbelliler, köylerinin Lapta Belediyesi’ne bağlanmasını istemedikleri için, seçim boykotu yaptılar, ama nafile, daha sonra biliyorsunuz bu işlem 2012’de gerçekleştirildi.
Bir süreci yaşarken, sadece o ortamı düşünür ve değerlendiririz. Oysa sadece 5 yıl öncesinde bakın nasıl bir ortam varmış ve neler olmuş. Eğer birazcık ders alabilsek, birçok sorunu geride bırakmış olabilirdik gibime geliyor…

YERİN KULAĞI VAR

SENARYOLAR YAZILIYOR:
19 Nisan seçimlerinden sonra iç siyasette yaşanacakların senaryoları yazılmaya başlandı bile. Aslında hem iktidar, hem de muhalefet kanadında bu konuda ciddi tartışmalar var. Bu senaryoların, seçim sonuçlarına göre şekilleneceği ancak, koalisyonda ciddi sıkıntıların yaşanacağı ve yeni arayışlara gidileceği konusunda ciddi iddialar var… CTP-DP hükümetlerinin kaç defa kurulup, kaç defa bozulduğunu düşünerek, normaldir diyoruz.

BU KADAR MI DÜŞTÜLER:
Kazanmak için her yol mübahtır derler ama sosyal medyaya ve gazetelere düşen bir görüntü pes dedirtti. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu tişörtleri giydirilen çocuklar, siyasete malzeme yapıldı. Çocuklar üzerinden böyle bir reklamı düşünen zihniyete, söyleyecek söz bulamıyorum…

İLK REDDEDEN KİM?:
“Tüm adaylar” deyince, tüm adaylar anlaşılır. “Eroğlu dışında tüm adaylar” ne demek..? Eroğlu’nun diğer adaylarla birlikte programlara katılmayı reddettiği gözden kaçırılmak istenircesine, sözde manipülasyonlar yapılıyor. O istememiş, bu istememiş. Konu Kanal T’nin program teklifi. İlk ret cevabı Eroğlu’ndan geldikten sonra, o programın bir anlamı kalır mıydı zaten…

LİDER NASIL OLUNMAZ:
“Bazıları 5 yıl önce siyasete girdi; zannediyor ki Eroğlu’na sataşarak Cumhurbaşkanı seçilecek ve lider olacak… Bazı adaylar 3 günde kendini lider gibi görmeye başladı. 3 günde lider olunamaz… Bazıları birilerinin yanında 3 gün çalıştı. Ben lider olacağım dedi. Bazıları uzunca bir süre ara verdi ve sonra geldi. Lider olacağım diyor…” Bu sözler Eroğlu’na ait. Bence gerçek lider nasıl olur, o da tartışılmalı…

GAZ YİNE ÇIKMADI:
Onca papara, onca gerginlik. Hatta öyle bir an geldi ki, neredeyse savaş tamtamları bile çalındı. Güney Kıbrıs’ın büyük umutlar bağladığı doğal gaz konusunda, Onasagoras’ın ardından Amathusa’da da, kayda değer hidrokarbon olmadığı açıklandı. Yalancı çoban hikayesine döndüler…

BİTMEDİ TÜKENMEDİ:
Güney’de “Kıbrıs Hava Yolları”nın batmasının üzerinden kaç ay geçti bilmiyorum. Ancak bu konuda, bine yakın çalışanın bir günlük eylemi dışında ne bir haber, ne bir olay yaşandı. Biz de ise KTHY’nin batışının üzerinden tam iki yıl geçti, hala daha sorunu halledemedik. Ne bitmez sorunmuş bu sorun. Ama suç onların değil, bu işi siyasi ranta çevirmek isteyen siyasilerin…

ZİRVEDEKİLER
Ferdi Sabit Soyer: CTP Milletvekili Soyer hellimle ilgili kavgaya, tweet hesabından ilginç bir yaklaşımla katıldı. “Hellimin kebabı, ya da yumurtanın yanında kavurup zevkle yiyeceğimize, domates, karpuz hellimle keyif yerine, egemenlik kavgası yaptık.”

DİPTEKİLER
Vandallar: Birisini sever veya sevmezsiniz. Kimse birini sevmeniz için sizi zorlayamaz. Ama yaptığı bir haber veya yazdığı yazı nedeniyle gazeteciye saldırmak neyin nesi Allah aşkına. Yanlış bir şey varsa oturur konuşur ve düzeltilmesini istersiniz. Pusu kurarak, hem de kendini gizleyerek adam dövmek de neyin nesi? Ama ülke öyle bir hale geldi ki, herkes kendi kanunlarını uyguluyor…