Köşe Yazarları

1948’Lİ YILLARDA KIBRIS -2- (Bisikletli hayat)

Hasene Ilgaz ve beraberindeki heyet 25 Temmuz 1948 tarihinde vapurla Larnaka limanına varmışlar,

Onları bekleyen otomobil ve otobüslere doluşarak Lefkoşa’nın yolunu tutmuşlardı.

Aylardan temmuz olduğu için güneş cayır cayır yakıyordu her zamanki gibi.

Öyle ki, Hasene Ilgaz kaleme aldığı yazılarında alış veriş saatlerinin akşam saatlerinde başlaması gerektiği üzerinde durarak şunları belirtiyordu:

“Burada dükkanlar akşamın saat 18’inden itibaren açılsa ve gece 24’e kadar açık kalsa herkes daha iyi alış veriş edemez mi? Mesela sabahtan saat 7’den 10’a kadar pek ala alış veriş mümkün… Biz güneşten cayır cayır yandıkça, sıcaktan bunaldıkça, durmadan terledikçe bize rehberlik edenlere soruyorduk. Burası her zaman böyle mi? Bu kadar sıcak mı?”

Evet,

Burası her zaman böyledir,

Ve bu kadar sıcaktır.

Temmuz’da gelen yanar…

Ilgaz’ın Lefkoşa’da dikkatini çeken ilk şey bisikletlerdi.

O dönemler ahali bisiklet kullanıyordu; kızlı erkekli,

Ve bu uzun zaman böyle sürmüştü.

Ne güzel şeydi; kadınların etekleri uçuşurdu her ayakçaya vuruldukça…

Bizim de yetişmediğimiz o yıllarda (1948) bakalım Hasane Ilgaz’ın gözlemleri nasıldı,

Sözü ona bırakalım:

“Taksi ile 45 dakika sonra Lefkoşa’ya geldiğimiz zaman yanımda oturan arkadaşım İffet Oruz’a otomobillerimizin geçmesini bekleyen bisikletlileri göstererek her halde müsabaka var demiştim.

Bundan sonra istirahat ve yatmamız için Viktorya Kız Lisesi binasına gelinceye kadar hep böyle bisikletli kimselere rastgelince buralarda bisiklet merakının olduğuna hükmettik.

Kıbrıs, bilhassa Lefkoşa baştanbaşa bir bisiklet diyarı. Yalnız Lefkoşa’da belki de 7 binden fazla bisiklet olduğu iddia ediliyor. Her evde 2, 3, 4 ve daha fazla bisiklet bulunabilirmiş. Annelerin, babaların, oğulların, çocukların herkesin ayrı ayrı bisikletleri var.

Sabahleyin bisikletine binmiş bir eczacı bayanı, bir öğretmeni, bir doktoru ve evinin masrafını almağa giden bayanları görebilirsiniz. Bazan bir işçi bir yağlıboya veya benzin tenekesini kucaklayıp, bir diğeri bisikleti üzerine bir başka bisikleti bindirmiş, bir seyyar satıcı küçük dolabını, bir baba iki çocuğunu bohça gibi öne ve arkaya yerleştirmiş, bir sebzeci, bir yemişçi, hasılı her şey bisikletle taşınıyor, geliniyor gidiliyor.

Dükkanların önünden geçerken bakıyorsunuz, kapısının önünde duran bisiklet sayısı kadar içeride işçi var. Kahveler, gazinolar, sinema kapıları ve yazlık sinema bahçelerinin bir köşesi üst üste, sıra sıra, büyüklü küçüklü bisiklet dolu. Bazan sabah ve akşam saatlerinde 20, 30 bisiklet arasında kalırsınız. O zaman çıngır çıngır ziller çalar, geçeceğiniz yolu şaşırır, gideceğiniz istikameti bulamazsınız.”

(Devam edecek)

 

 

Etiketler


İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı