“İki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı bir federal devlet” ne Rum ve Türk nüfuslarının çoğunluk azınlık oranlarına uygundur ne de Türk ve Rum mülklerinin çokluk ve azlığı ile bağdaşmaktadır!
Ne din yönünden ne dil yönünden! Ne kültür yönünden ne tarihi geçmişleri yönünden! Ne anavatanları olan Yunanistan ve Türkiye yönünden ne ulusal anlayışları ile “kutladıkları günleri” yönünden!
Ne sünnetli ve sünnetsiz oluşları ne de domuz eti yiyip yememeleri yönünden!
EĞER: Biraz da ironi olsun diyerek yukarıda sıraladığım karakteristik ayrılıklara “faşizan bir yaklaşım” derseniz şu yönden kabul ederim çünkü yadsınamaz gerçektir, iki halk asırlardır şu bu adada dövüşe tokuşa “komşu unsurlar” olarak yan yana yaşadılar. Her halde dört tarafı deniz olduğu ve kaçacak yerleri de olmadığından birbirlerine tahammül ettiler! (Tabi adadan göçlerin olduğu kadar göçmen de aldığı gerçeğini göz ardı etmiyoruz!)
MÜZAKERELER: İşte asırlardır iki komşu olarak ayni adada yaşayan Türk ve Rum halklarını bir “federasyon şemsiyesi” altında birleştirmeye karar verdiler. Kimler? BM’ler ve AB! Niçin? Çünkü Kıbrıs’ın Kuzey’i 1974’den beridir Türkiye’nin işgali altındadır ve Güney’deki Rum halkı ile üyesi olduğu AB fiili durumdan şikâyetçidirler! Sonuç: Demek ki esas hedef, Kuzey’i Türkiye’den kurtarırlarken, iki halkı da bir federasyon sisteminde birleştirmektir! Şimdilerde çekimi yapılan bu “federasyon” filminin senaryosuna bir de kendi gözlüklerimizle bakalım:
EĞER “Birleşmeden” amaç “iki halkın yönetim ve güç paylaşımlarından” doğan haklarının “eşitlik ilkesinde” paylaşılması ise amenna, birleşilsin !
Eğer amaç vatandaşlık, ikamet ve siyasi hakların eşitlik ilkesinde eşit oranlarda sağlanması ise, evet birleşilsin!
Eğer mülkiyet ile toprak ayarlamalarının dışındaki bölgeler eşitlik ilkesinde paylaşılacaksa evet birleşilsin.
Eğer toprak ayarlamalarında mevcut sınırlar korunacaksa evet birleşilsin…
FAKAT! Kazın ayağı öyle değil! Daha geçen gün Yunanistanda açıklamalarda bulunan Anastasiadis “çözümde kesinlikle AB müktesebatı uygulanacaktır” dedi! Adaya döndükten sonra da “Kıbrıs Cumhuriyetinin sorgulanması kabul edilemez” dedi!
Eee! Eğer 4 özgürlükler devreye girecekse eğer Kıbrıs Cumhuriyeti baki kalacaksa nerede kaldı iki bölge gerçeği?”
Nerede kaldı kendi içlerinde özerk ve birbirlerinin işlerine karışmadan oluşturulacak iki Kurucu Devlet gerçeği?
DÜRTELİM Mİ? Deniyor ki bu müzakere sürecinde STÖ’nin çok önemli görevleri vardır. Çözümü, iki halkı birbirine yaklaştıracak bu “örgütler” sağlayacak!
Maşallah bizimkiler zaten Güney’i mesken tutular. Önlerine geleni ellerinden tutup Kuzey’e taşıyorlar! Kiliseler bile emirlerine amade kılındı! Güney’den alışveriş derseniz gırla!
Fakat bakıyoruz Güney’dekilerde tık yok! Hatta o tarafa geçen Türkleri döverler de kışılarlar da!
Üstelik 42 yıldır Kuzey’deki tüm ilçe merkezlerinin belediye başkanlarını da seçerler, Mağusa’nın milletvekillerini de!
E kardeşim sen Kuzey için belediye başkanını, milletvekillerini seçecek kadar tüm adanın egemeni olduğunu çakarken, ben senin “federasyonuna” nasıl inanayım? Olay budur! **********
HENÜZ LAF SAFHASINDADIRLAR: (YAPMAYA BAŞLADIKLARINDA GÖRECEĞİZ!)
TC ile KKTC suyu karşılıklı imzalarla hale yola bağladılar ama sorun yine devam ediyor! Biliyorsunuz, Hoca’ya da oyna demişler yerim dar demiş. Yer açmışlar bu kez de “yenim dar” demiş! Niyet yoksa ne “imzaların” hükmü geçiyor ne sözlerin!
Nitekim 2013-2015 KKTC-TC Mali ve Ekonomik Protokolü de karşılıklı imzalandıydı ama uygulanmadıydı. Zaten TC ile KKTC ilişkilerindeki kırılma noktalarından biridir bu olay.
Şimdi ellerde 2016-2018 Mali Ve Ekonomik programının uygulanması vardır. Yakında imzalar atılacak.
İşte asıl sorun da “hadi uygulamaya başlayın” dendiğinde kopacak! Nitekim İlk bombayı -iktidardayken yeniden o çok sevdikleri ve bayağı da becerdikleri muhalefete düşmüşlüklerinde- Soyer patlattı! Meclis oturumunda Ekonomi ve Enerji Bakanının bir röportajında, “Telekomünikasyonda ihale hazırdır” demesine takarken, “Limanlar ve hava alanları dışındaki kamu kurumlarının özelleştirme kapsamına alınması için Bakanlar kurulunda kararı olması, ardından da şirketler yasasına göre şirketler kurulması gerektiğini söyledi!” Yani “öyle yaptım oldu yok” demek istedi!
KALDI Kİ: Sırada ilgili kurumun sendikası var. Yetmez zaten Platform oluşturdular hep birden bastıracaklar!
Kısaca bu ülkede “iş yapmak da zordur hele ağızlarda çukulata tadıyla keyfini çıkara çıkara döndürürken “reforummm” dediklerimizi gerçekleştirmek de zordur! En kolayını çok güzel beceririz ama: “Muhalefet yapmayı, karşı çıkmayı!”
BUNA KARŞIN. Sunat Atun diyor ki TC’deki yeni hükümet güven oyu aldıktan sonra “protokol” imzalanacak.
Yaza yaza buraya kadar gelmişken şunu da yazayım: Sık sık olagelen hükümet değişimleri özlemle beklenen “istikrarı” sürekli geriye itiyor. Ve Halkın Partisi uyarıyor: “İflaslar arka arkaya gelebilir!” Öylesi bir felaket söz konusu olursa artık “hükümete talip parti de bulunmayacak!”
KISACA TAKILDIĞIM: (SONU GELMEYECEKSE HİÇ BAŞLAMAYIN.)
Başbakan Özgürgün’ün geçtiğimiz günlerde “Büyük projelerin başlangıcını yapacağız” müjdesini okuduğumda, ağzımdan gayriihtiyari “ya sonu” lafı çıktı! Çünkü son dönemlerde her gelen iktidar “hükümet programını okur, büyük projelerden söz eder, bir süre sonra da istifa edip çeker gider! Arkasında ise biraz daha kurumuş bir hazine ile çözülmedikleri için azgınlaşmış bir yığın sorun bırakır! Tutun ki Yorgancıoğlu iktidarından beridir durum vaziyetler bu minval üzere sürmektedir!
Eğer sonu gelmeyecekse aman başlamayın demek istiyoruz!
































