Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

15 bin doların dağılımı nedir?..

Bundan 30-40 yıl öncesine kadar, insanlar iyimser bir şekilde, gelir adaletinin geleceğine inanırdı.

Ya sosyalistler, ya da sosyal demokratların sonunda bunu başaracağına olan bir inanç vardı. Kapitalizm son noktasına ulaşacak ve eşitlik gelecekti.
Maalesef ideolojiler, kendi siyasi sistemleriyle birlikte çöktüler.
Öngörülerin hiç bir doğru çıkmadı.
Dünya üzerinde, Küba gibi uç örnekler hariç, sosyalist partilerin hükümet olduğu ülkelerde bile, liberalizm kendi iktidarını sürdürdü.
En fazla orta sınıfın gelir düzeyleri korundu, sağlık, eğitim alanlarında ufak tefek reformlar yapıldı ama gelir adaletsizliği aldı başını gitti. Uçurum, 30-40 yıl öncesinden çok çok daha fazla arttı.
Geçtiğimiz günlerde İngiliz Araştırma Şirketi Oxfam’ın yayınladığı rapor, dünyada gelir dağılımı konusunda yaşanan dehşeti ortaya koydu.
Deniyor ki, dünya üzerinde yaşayan 85 kişinin serveti, dünya nüfusunun yarısının, yani 3,5 milyar insanın toplam servetine eşitmiş.
85 kişinin serveti olarak belirtilen o rakam, 1,9 trilyon doları geçmiş.
230 kişinin bir gün boyunca, ağır işlerde çalışarak kazandığı parayı, bir saniyede kazanan varmış. Zenginler daha da zenginleşirken, yoksullar daha da yoksullaşıyormuş. Yani gelecek için de gelir adaleti konusunda bir umut yok…
Servet sahiplerine sadece yüzde 1,5 oranında ek bir vergi uygulansaymış ve bu para en fakir 49 ülkede sağlık alanında harcansaymış, 23 milyon insanın hayatı kurtulurmuş.
Gelelim bize…
Bir zamanlar hatırlarım, “Hedef kişi başına düşen milli geliri 15 bin dolara çıkartmak” denirdi.
Sanırım taa rahmetli Özal’ın döneminden itibaren söylenen bir sözdü bu.
2004’ten sonra artan inşaatlar, üniversiteler, casinolar, bet ofisleriyle birden bire 15 bin dolar rakamına ulaştığımız telaffuz edilmeye başlandı…
DPÖ’nün son açıklamasına göre de, şimdi 15 bin 302 dolarmış.
Bu rakamla, AB ortalamasının çok altında, Türkiye’nin üstündeymişiz.
Bu önemli değil.
Acaba gelir dağılımı ne durumdadır..?
Yani bu 15 bin dolar bir ortalama olduğuna göre, nüfusun kaçta kaçı bu sınırdadır.
2007 senesinde, zamanın Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, sadece Girne ve Lefkoşa’da 15 bin dolara ulaşıldığını, Güzelyurt’ta 7, Karpaz’da 6, KKTC’nin genelinde de 11 bin dolar olduğunu söylüyordu.
Aradan 8 sene geçti, bölgesel olarak bile oynayan rakamlar, şu anda kesimler arasında ne durumdadır.
Esas sorgulanması gereken budur bence.
KKTC’yi dünya ortalamasının dışında tutabilir miyiz?
Bence dünyadaki duruma benzer bir durum, buralarda da yaşanmaktadır.
Bulabildiğim en son rakam 2008’e ait. Buna göre, en üst gelir grubundakiler, milli gelirin yüzde 40,2’sine sahipken, en alt gelir grubundakiler yüzde 6,9’una sahipmiş. Nüfusun yüzde 14,8’i de yoksulluk sınırının altındaymış.
Bence DPÖ’nün bize ortalama rakamları vermesi bir anlam ifade etmiyor. Esas gelir dağılımının gerçek rakamlarını kamuoyuna sunmalı. Görelim bakalım, kaç kişi belirtilen bu 15 bin doları ve üstünü kazanıyormuş.
Bence iktidardaki “sol” partinin de uygulaması gereken politika, bu gerçekleri ortaya koyup, gelir adaletsizliğinin üstüne gitmek olmalıydı.
Ama işte dediğim gibi, teorilerle pratikler uyuşmuyor artık…
Ne bizde, ne dünyada…

YERİN KULAĞI VAR
VAR MI YOK MU: Bir süre önce haritadan bahseden ancak, daha sonra bunu kendisi inkar eden Cumhurbaşkanı Eroğlu, seçim gezilerinde yine haritaya sığındı anlaşılan. “Bir bayan dolaşıyor ve harita yoktur diyerek bizi yalancı çıkarmaya çalışıyor” diyen Eroğlu, Rumların hazırladığı haritanın var olduğunu söylemiş. Artık bir karar versin lütfen, harita var mı, yok mu?..
GELİRLER Mİ ACABA: Bağımsız Cumhurbaşkanı adayı Kudret Özersay, diğer adaylara birer mektup göndererek, tüm adayları bir televizyon programı ya da halka açık bir panelde bir araya gelmeye davet etmiş. Diğerlerini bilmem ama emin olduğum adaylardan en “tecrübelisinin” kesin gelmeyeceğidir. Bu konuda oldukça iddialıyım…
DEDİKODULAR ERKEN BAŞLADI: Hemen herkes, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından özellikle iç politikada fırtınaların kopacağı yönünde hemfikir. UBP ve CTP bu yıl olağan kurultaylarını yapacak. CTP’de Talat’ın partinin başına geçeceği sıkça konuşulurken, UBP’de de bir kan değişimine gidileceği iddia ediliyor. Mustafa Akıncı’nın ise seçimleri kaybetmesi halinde, tekrardan aktif siyasete dönerek, TDP’nin başına geçeceğine dair duyumlar geliyor…
UNUTTUK GİTTİ: Kıbrıs Türk halkının İngiliz sömürge yönetimine karşı 27-28 Ocak 1958’de verdiği mücadele ve şehit düşenleri unuttuk gitti. Aslında anıyoruz ama bu törenler zorlamadan öteye geçmiyor. Katılım da oldukça düşük oluyor. Halbuki mücadelenin ilk kıvılcımlarının atıldığı ve sömürge yönetimine karşı verilen mücadele, bu kadar değersileştirilmemeli bence…
O ŞİRKET AÇIKLANSIN: Yine çöken bir inşaat, yine yaralılar. Bir yılda yanılmıyorsan bu Lefkoşa’da çöken dördüncü inşaat. Çok açık ki, yanlış, eksik yapılan bir şey var. Mal sahibinin kim olduğunu öğrendik ama bunun önemi yok, inşaatı yapan firmanın da açıklanması ve her kim olursa olsun hesabının sorulmasını bekliyoruz.
BAŞKA KALDI MI: Çiftçi, hayvancı, emekli, memur, üretici, hatta öğrenciler bile eylem yaptı bu ülkede. Bugün ise müteahhitler ile esnaf ve zanaatkarlar sokağa iniyor. Bu gidişle hükümete karşı eylem yapmayan kurum ve kuruluş kalmayacak. CTP-DP hükümeti, KKTC tarihinde bu kadar yoğun eylem gören tek hükümet olarak tarihe geçer herhalde…

ZİRVEDEKİLER
Mimoza’ya Uluslararası İhale: Hah şöyle… Devletin elinde milyar dolarlık bir yer. Tesisi bir tarafa bırakın, konumu, muhteşem. Yok onundu, yok bunundu diyerek yıllardır atıl vaziyette bırakıldı. Aynen çürüyen Sea Side gibi. Resmen siyaset kurbanı. Şimdi dış yatırımcıya da açık bir ihaleye çıkılmış. Umarım şartlar da makul tutulur ve tesis kurtulur…

DİPTEKİLER
KTÖS: Sendikanın açıklamasında, “28 Ocak (2011) Kıbrıslı Türklerin Türkiye’ye diklendiği gündür” deniyor. Belirtilen tarihte yapılan ve adına “varoluş mitingi” denilen miting hatırlatılarak. Evet o gün yapılan mitingi halkın büyük çoğunluğu desteklemişti. Ama millet oraya Türkiye’yi değil, hükümeti protestoya gitmişti. Mitingde KTÖS’ün ve benzeri örgütlerin attığı sloganlar da halkın tepkisini çekmiş, daha sonra yapılan mitinglerde bu yüzden katılım düşmüştü. KTÖS böyle bir çıkışla ne elde etmeyi hesaplıyor, o da meçhul. Sadece kendini radikal bir uç haline getiriyor ve tepki topluyor, o kadar…