“VI. Uluslararası Eğitim Araştırmaları Kongresi” için uzun yıllardan sonra Ankara’daydık. Lisans, yüksek lisans ve doktora öğretimimi tamamladığım Hacettepe Beytepe kampüsünde misafirhanedeydik. Daha önce öğrenci yurtlarının olduğu yerde misafirhane yapılmış. Etrafta 1986 yıllarında hayal bile edilemeyecek cafeler, market, kahvaltı salonları vs. Büyük değişiklikler var. Örneğin kampusün sonu olarak, rektörlük binası ile öğretim üyeleri yemekhanesini kabul ederdik. Şimdi onlar kampüsün ortasında kalmış. Hafızam beni yanıltmıyorsa en son Haziran 2002’de doktora tez jürisi için gitmiştim; otobüslerle ulaşım vardı. Şimdi Eskişehir kavşağında metro durağında inip, otobüs veya dolmuşlarla kampüse gidebiliyorsunuz. Metro buralara kadar ulaşmış.
Lisans dönemimizde Kıbrıslı erkek öğrenciler arasında uzun saç moda idi. Uzun saçlı olduğumuz için Yıldız amfiye girerken, saçlarımızı montumuzun içine saklardık. Bekçiler fark ederse bizi ders sokmuyorlardı. Bizlere “annen gibi saç uzatacağına baban gibi sakal uzat” diye çıkışırlardı. Oysa şimdi Beytepe’de erkek öğrencilerin küpeleri, hızmaları, peercingleri ile büyük bir çağ atlanmış gibi… Olması gereken de bu; insanları giyim-kuşamları ile yargılamamayı içselleştirmek, evrensel değer yargılarını ve normları benimsemek. Demek ki Hacettepe’de 30 yıl almış insanların giyim, kuşamlarının önemsiz küçük bir ayrıntı olduğu ve ona göre insanları yargılamamak.
Hacettepe Beytepe kampüsünde bulunmamın nedeni “VI. Uluslararası Eğitim Araştırmaları Kongresi”nde, Türkiye Eğitim Araştırmaları Birliği’nin (EAB) beni kongrenin “Onur Kurulu”na seçmiş olmasıydı. Açılış konuşmamda kendilerine teşekkürlerimi sundum. Meslek yaşantımdaki en büyük ödüldü benim için. Kıbrıs Eğitim Araştırmaları Birliği başkanı olarak yaptığım konuşmada, EAB’ın bizim motivasyon kaynağımız olduğunu belirttim. Bu arada KEAB’ın “International Society for Educational Planing” derneğinin 44. Kongresi’nin KKTC’de, KEAB’ın ortaklığında, George Washington üniversitesinin sponsorluğunda gerçekleştirileceğini ve bunun da KEAB’ın büyük başarısı olduğunu belirttim. Kendilerinin de katkı koyması yolunda talepte bulunduk. Daha Ankara’dayken çok fazla akademisyenin, yoğun katılım isteği ve ilgisi bizleri mutlu etti.
Bunlar yanında Ankara’ya da bir baktık. Ankara da hayli değişmiş. Metronun değişik ayakları tamamlanmış, Havaalanı yolu eskisinden hiç izi olmayan bir hal almış. Vadiler mi dersiniz, göller mi, ne derseniz deyin gelişmeler çok. Kızılay’daki Gima artık buluşma noktası olmaktan çıkmış. Tandoğan yolu güzergahındaki, karşı çaprazdaki Kızılay Alışveriş merkezi yeni buluşma randevusu yeri olmuş.
Şinasi Sahnesi, Ferhan Şensoy’un Ferhangi Şeyler oyununu sahneliyordu. Onu da kapanış günü arkadaşımla izledik. Devlet Tiyatroları sezonu kapatmıştı. Ferhan Şensoy’u yeniden izlerken, oyunun tadının hala daha var olduğunu ama kendisinin değiştiğini, zamana yenik düştüğünü, üzülerek izledik. Hem fiziksel hem de psikolojik anlamda yenik düşmüş. Oyun sonrası kitap imzalamada genç izleyiciyi azarlaması ve gencin kitabı imzalarken bir yerine ‘pardon’ yazma isteğine sinirlenmiş, annesine ‘yazar ne isterse onu yazar, sonra ben öleceğim o ölecek bu adam ne diye pardon yazdı, salak mıydı? Diye sormazlar mı? Sonra g.t yaz dese ben de yazacak mıyım?’ diye hiddetlendi. Yaşlılığın ölüm olgusu onu da sarmış.
Kitap evleri Ankara’nın kimliğinin göstergesidir ve her zamanki gibi Dost, Pegem hepsi yerli yerinde ihtişamlı durmaktalar.
Anakara’da değişmeyen şeylerden birisi siyaset. Siyaset kendini her adımda hissettiriyor üstelik kötü bir biçimde. Belediye Başkanı Melih Gökçek yol kenarlarını kiralamaya ve para almaya başladı. Taksicilere göre özellikle seçim öncesi. Tunalı, Esat, Konur Sokak, Karanfil caddesindeki yol kenarları otopark gibi. Özellikle kendilerinden olan kişilere iş yeri olarak parsellenmiş. Buraları hatırlatmıyor da değil!.. Değişmeyen insanların içindeki şiddet. Otelin önünde park çetesinin lideri, kamyon şoförünü süpürge sapı ile arabasının içinde dövüyor. Camları kırıyor, kulağını patlatıyor gerekçe parkçı çocuğu dövmesi. İnanılmaz sahneler.
Ankara’da değişmeyen insanların mutluluk seviyesi. İnsanların yüzünde “mutsuzluk”, davranışlarında yansımaları.
Ferhan Şensoy AK Partiyi eleştiri odağı yapmış. Bir sahnede sigara yakmak için üç çakmak yaktı ama hiçbiri yanmamış. Sonra seyircilerden istedi. Sigarayı yaktı, çakmağı veren bayan atıyorum hazır ol tut dedi. Kadın da “sizde kalabilir” deyince Şensoy da “ben AK Parti miyim? Sizden aldığımı zimmetime geçireyim” deyince solan yıkıldı. Ankara’da değişmeyenlerin başında “siyaset” ve “ondan gelen rant” geliyor. Buralarda değişmeyen ne acaba? Ona da siz karar verin.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























