08 Aralık 2016

Osmanlıca’dan Çağatayca’ya

Haber İçi Üst

Son yazımda CHP’nin 1935 yılı Programını ele almış ve orada kullanılan dili tahlil etmeye çalışmıştım. Yazı beklemediğim bir ilgi gördü. Bazı okurlarım tutunmayan kelimeler hakkında da bir fikir vermemin uygun olacağını yazdılar. Dile bir ilgi uyandıracaksa niye olmasın?
Dil yaşayan bir organizma olduğu için kendi felsefesi, kuralları ve ilkeleri bulunmaktadır. Kendi iç tutarlılığına aykırı davranmaya yeltenirseniz size karşı direnir ve yapmak istediğiniz değişiklikleri reddeder.
Bu Program’da sürüme yeni konan kelimelerden yarısına yakını tutmadı. Belli ki Türkçe dilinin estetiği bu kelimeleri hazmedemedi. Dil estetiğinin kuralları mutlak ve sabit de değildir. Zemini son derece kaygandır.
Bunu şöyle açıklayayım: Öğretmekten öğretmen, eğitmekten eğitmen türetirsiniz ve tutar ama üretmekten üretmen (müstahsil, üretici) veya yok etmekten yoğaltman (müstehlik, tüketici) türetirsiniz ve tutmaz. Danıştay, Sayıştay gibi kelimeler sürüme girer ama aynı mantalite ile Büyük Millet Meclisi için türetilen Kamutay bir türlü yaygınlaşmaz.
Tutmaktan tutak (mevkuf, tutuklu) türetirsiniz ama hazmedilmez, buna karşılık tutsak (esir) kelimesi yaygınlaşır. [Bu kelime Eski Türkçede tutsık şeklinde kullanılırdı.] Tutucu, tutuculuk, tutuk, tutuklama, tutuklu, tutuksuz, tutum, tutumlu, tutumsuz, tutunmak, tutuşmak, tutuşturmak kelimeleri tutmak fiilinden türetilmiştir. Hepsi oldu ama tutak olmadı. Dil estetiği, demek ki, kelimenin bu şeklini tutmadı. [Öte yandan sunak, kurak, dudak, kulak, şubat, duvak, durak, sulak vs olur ama tutak olmaz!]
“Kasaba” karşılığı olarak önerilen kent günümüzde daha çok “şehir” karşılığı olarak kullanılmaktadır. [Kaşgarlı Mahmut, Divanü Lugat’it-Türk adlı sözlüğünde “kent” için şöyle der: “Kend: Köy (Oğuzlar ve onlarla birlikte olanlar arasında); kent (Türklerin büyük bir kısmının lehçelerinde). Fergãna’nın merkez kentine Öz kend: Kendimize, özümüze ait kent (beled enfusina) denir. Benzer bir biçimde Farsçada Semerkand olarak bilinen kent, büyüklüğü nedeniyle semiz kend: besili kent olarak adlandırılmıştır.”] Taşkent de herhalde binalarının çoğunun taştan imal edildiği şehir demektir.
Sınamaktan türetilen sınav tuttu ama nerden türetildiğini çıkaramadığım kınav (faaliyet) tutmadı. Günümüzde bu kelime “etkinlik” ile karşılanmaktadır.
Eski Türkçe’de kullanılan bazı kelimeler bile yeniden canlandırılamamıştır. Evin (cevher, öz) Kaşgarlı Mahmut’ta “tahıl tanesi, tohum” olarak geçmektedir. “Makam” karşılığı olarak önerilen orun kelimesi Eski Türkçe’de de “makam, mevki” demektir.
Araç, gereç diyoruz ama önerilen yaraç (alet) tutmadı. [Esasında bu kelimenin aslı “yarak” idi. Yarak Eski Türkçe’de “alet, gereç, donanım, silâh” anlamına gelir.] 
Yürütmekten türetilen yürütüm (icra kuvveti, yürütme erki) ve yürükten yetki (salâhiyeti icraiye, yürütme yetkisi) tutmadığı gibi törütüm (teşri, yasama) ve törütken yetki (salâhiyeti teşriiye, yasama yetkisi) de tutmamıştır.
İlginçtir “tayin etmek” için iki ayrı kelime kullanılmıştır: Biri belitmek ki bunun karşısında parantez içinde Fransızca “déterminer” yazılmıştır. Bu daha çok “karar vermek, azmetmek, belirlemek, yön vermek” anlamlarında bir kelimedir. Öteki de orunlamak ki bunun karşılığı da “atamak” olsa gerek.
“Temas” için değet kelimesi düşünülmüş. Günümüzde bu kelime için “değme” ve “değinme” kelimelerini kullanıyoruz, yerine göre. “Eli eline temas etti/değdi”, “Konuşmasında falanca konuya da temas etti/değindi” gibi.
Erkin ve Baysal özel isim olarak kullanılıyor olmalarına rağmen gündelik dilimize girmeyi başaramadılar. Halbuki erkin “müstakil, bağımsız”, baysallık da “huzur ve sükûn, dirlik” karşılığı olarak önerilmişlerdi. [Kaşgarlı Mahmut’ta “huzur, rahatlık, mutluluk” karşılığı olarak erinç kelimesi verilmektedir. Yaygın olmasa da hala kullanılmaktadır. Gözlerden kaçmış olmalı.]
İki kelimeden oluşturulmaya çalışılan kelimeler de bulunuyor. “Mahkeme” için hakyeri önerilmiş. İyi de düşünülmüş. Hakkın verildiği yer. (En azından teoride öyle olmalı.) Amaç Arapça bir kelimeden kurtulmak değil miydi? Peki, Hak da Arapça değil mi? Hakkın Osmanlıca çoğulu “hukuk”tur.  “Hak hukuk nerde?” diye ikide birde soruyoruz ya.
“Memur” için işyar önerilmiş. İyi ki yaygınlaşmamış çünkü burada işler karışık. “İşin nesi?” sorusuna verilecek yanıt karmaşık ve çelişkili. Birincisi “iş salyası” oluyor ki hoş değil. İkincisi “iş uçurumu” veya “iş çukuru” oluyor ki hafazanallah (Allah korusun). Üçüncüsü de “iş dostu” veya iş sevgilisi” oluyor ki bu da geçekle pek bağdaşmıyor. Memur aslında “emir alan, emredilen kişi” demektir. 
Taşımaktan oluşturulan taşıncılık (nakliyecilik, taşımacılık) ve taşıtsız mallar (emvali gayri menkule, taşınmaz mallar); teklikle ilgili olan tekit (inhisar, tekel); otru (mesken); ertik (meslek); kapsık  (mahpus); çıkat (ihracat); almaç (ahize); özürüt (hasılatı safiye, net gelir); urasa (hurafe); yasav (inzibat) gibi kelimeler yontulmamış gibi duruyor ve günümüzde bazılarımızın kulağını tırmalayabilir.
Bir yazar boşuna dememiş: “Atatürk, Nutuk’ta Osmanlıca konuşuyordu, 1930’larda ise Çağatayca konuşmaya başladı”. Kabul etmek gerekir ki Osmanlıca’sı daha zarifti.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil