05 Aralık 2016

NİCE NİCE YILLARA SEVECEN’E

Haber İçi Üst

Çıkıp geldin.
Aralık sinmiş bir hayata.
Yaz kokulu haziran muştusuyla.
Doğdun…
“Sevecen” dedim adına…

Soğuk, tipi, rüzgar aralıklarında kınından çıkan bir acının ayazına geldin. Bir yanı Larnaka’da deniz kokusu, bir yanı Salamis’te göç korkusu taşıyan bir coğrafyaya çıkıp geldin. “Aşkın ve haziranın trenini kaçırma” denilen bir sabahta hoş geldin… “Şimdiden teşekkürler bir anıyı böyle dayanıklı kılan iyiliğine”…
Zamanın renkli kağıtları sökülüp atılınca duvarın düşmüş sıvasına rağmen yitmeyen seslerin saklı kesitine doğdun sen. Kalıplaşan betonlara inat gülümsemenle yıkılan anları yapılandıran bir yaşamın çocuğu oldun… Bahçedeki gülün alevine karıştırdığın kokunu aşıladın yitikliğime.”Aşk yoktur, duman bürümüştür büsbütün” derken Ahmet Telli, sisler içinde önünü göremeyen puslu gözlere inat, yoku var ettin. Aşksızlıktan bunalmışken insanlar, gidilmeyen o kayıp ülkeye beni inandırdın. Çekip çıkardın beni benzeşme dürtüleriyle dürtülenlerden…

Yerleştir bu sevdayı her yerine
Yüzünde ter olan su damlacıklarının
Kaynağına yerleştir
Her zaman saklamadığın, acısızlığın son durağına
Gül taşıyan çocuğuna yerleştir

diyen Edip Cansever’in ardından, çoklu ölümleri çoğalttığım nice tanıdık, nice ahbap isme sırt döndü senli zaman. Doğumundan sonra istedim ki çalmasın hiç bir şarkının yeni versiyonu bizim radyolarımızda. İstedim ki hiç bir anın, hiç bir tadın, hiç bir şarkının “remix”ine yer olmasın yaşamlarımızda. Miksere dönen karışımlara ezdirmeyelim, kopya aşklarla kirletilen seri ilişkiler mafyasına yem etmeyelim sevdamızı. Viran kente dönen adanın kuytularını yaratanları affetmeyelim, matemlerimizi bize yakışan bir acıyla tutalım istedim seninle. Sevinçlerimizin arkalarını sıvazlayalım, buhurla tütsüleyelim geçmişe gömdüğümüz nice anı, anıyı… Ardından el sallayalım gidenlerin, hiç bir vedamızı geriye almayalım ama biz seninle hep burada kalalım. Bu gökyüzü altında sevdamızı pusulamız, kalkanımız, mevzimiz, yapalım. Sakınmayalım, saklanmayalım gizlenmeyelim, ses edelim. İsterim ki bu haziranda bizim şarkılarımız çalsın radyolarımızda ve adının yankısına Nazım seslensin benim adıma:
Seviyorum seni ekmeği tuza banıp yer gibi
Geceleyin ateşler içinde uyanarak
Ağzımı dayayıp musluğa
Su içer gibi…

dediğinde yaksın dudaklarımı adının yankısı. Dil versin Girne, denize döksün yoksulluğumuzu. Lefkoşa yaseminine gömsün fakir yorgunluğumuzu. Mağusa surlarından atsın yalancı yüzümüzü ama bu gece şarkılarımız çalsın radyolarımızda. Bırak otursun masamıza yok bildiklerimiz, inkar ettiklerimiz, kırdıklarımız, affetmediklerimiz. Çıkalım geçmişimizden, çıkınlarımızı serelim ortaya. Bu gece çıkıp oturalım bahtımızın en kara noktasına. Ağlayalım Beşparmaklar’da yanan ağaçların çığlıklarına, üfelenen taşların acısını tutalım dağlarda. Açalım kapılarımızı dağlara, ovalara. Bu gece varsın dökülsün sıvaları zamanın, varsın çatlasın duvarları talimli yaşamların. “Sen” dediğin yerde doğ yeniden dünyama. Sana, bana, bize kessin sevdayı unutmuş yorgun ada ve haykırsın bir ceviz ağacında gizlenen farkında sevda:
Yapraklara, dallara
Yeşillere allara
Nice nice yıllara gülüm…
Nice nice yıllara…

*************
Kimseler Bilmez Beni
Kimseler bilemez beni
Senin beni bildiğin kadar
İçinde yan yana uyuduğumuz
Gözlerin
Benim insan parıltılarıma
Dünyanın gecelerinden daha iyi bir gelecek hazırladı
İçinde uçtuğum gözlerin
Yolların gidişine
Dünyanın dışında bir anlam verdi

Bize belirtenler
Gözlerindeki sonsuz yalnızlığımızı
Artık kendilerini sandıkları gibi değiller
Kimseler bilemez seni
Benim seni bildiğim kadar
Paul Eluard
***************
Başucu Kitaplarından
Yaşamımız bizimdir. Dünya bugün olduğu yere ulaşıncaya kadar çok uzun zaman geçti, çok güç harcadı ve biz elimizden geldiği kadar, kendimizi buna en iyi biçimde hazırladık; en kusursuz şekliyle olmadı ama üstesinden geldik.(…) Dante’nin İlahi Komedya’da dediği gibi: “O insan gerçek aşkın ortaya çıkmasına izin verdiği gün, düzgün yapılmış her şey karmakarışık olacak ve doğru ve gerçek bildiğimiz her şeyi altüst edecek.” İnsanoğlu nasıl seveceğini öğrendiğinde dünya gerçek bir dünya olacak; o zamana kadar biz aşkın ne olduğunu bildiğimizi sanarak yaşayacağız, ama her zaman bunu olduğu gibi söyleyebilme cesaretinden yoksun kalacağız. Aşk evcilleştirilmemiş bir güçtür.
ZAHİR (Paulo Coelho-Can Yayınları, Türkçesi: Ayşegül Hatay)
*************
Zamana Asılı Mektuplar
“Saf maddeden yapılmışsa bir gün geri dönecektir” cümlesiyle geldin. Gidişin dönmek, ayrılığın kavuşmak, sevmenin yitmemek olduğu şarkısını taşıyordun içinde. Alev rengi bir Mağusa beslemişti seni kalbinde. Surlarında gizlenen nice anın, nice zaferin, nice kaybın, nice uygarlığın beşiğinde doğan bir haziran günüydün. Çıktığın yolculuğun sevdaya olduğundan habersiz yürüyordun deniz kokan bir limanın yolunda. Haziranı doğuran bir akşamüstü toplayıp tüm lügatlardaki eksik kalan sözleri girdin hayatın koluna; yürüdün aşk denen eski ve tüketilmiş masalı “bir varmış” diyerek yeniden yaratmaya…
***********
Haziran kokar yalnızlığım yokluğunda…
(Sabahattin Ali)

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam