10 Aralık 2016

Kusursuz çaresizlik

Haber İçi Üst

Hesap basitmiş.
Deniliyor ki Yunanistan ve Rumlar büyük bir ekonomik ve sosyal travma içerisine girdi artık önlerine gelen anlaşmaya evet derler.
Peki Türkiye?
Türk kimliğini, dilini, üniter devlet yapısını ve eninde sonunda APO’ya yeni bir statü vermeyi göze alarak tartışmaya açanların Kıbrıs’ta kırmızı çizgisi nedir diye düşünmemek elde değil.
Ya biz?
Kıbrıs Türkü’nün hayatı komple travmalarla geçmiş olduğu için tüm taraflar bizi çantada keklik olarak görüyor.
Annan planında zaten elimizi açık ettik.
Biz anlaşmaya devletimizi de ortadan kaldıracak kadar tutkulu olabildiğimizi gösterdik.
Rum inat etti “hayır” dedi.
E ona da fırsat önlerine düşünce dünyanın kaç bucak olduğunu gösterdiler.
Daha da devam edecekler. İyice anlaşılsın “hayır” demenin bedeli diye.
Baksanıza Nisan’da memur maaşlarının tamamını ödeyecek para yokmuş diye haber çıktı. Yalanlayan yok.
Şimdi “eşitlendik” veya “eşitlendiniz” demeye getiriyor içte ve dışta hesap yapanlar.
Rum tarafında yaşanan banka krizinde benim dikkatimi çeken bir husus var.
Bununla ilgili de pek bir yoruma rastlamadım.
İlk açıklanan pakette 100.000 Euro’nun altındaki mevduatlardan da yüzde 6.75% vergi alınması öngörülmüştü.
Ve sonra da bu tamamen geri çekildi.
Madem bu geri çekilebilirdi niye baştan dahil ettiler?
Hem de neredeyse bir hafta gibi kısa bir arayla.
Yaratacağı etkiyi öngörmemek en basit siyasetçinin bile hesap edebileceği bir durum değil miydi?
Buna ölümü gösterip hastalığa fit etme denilebilir.
Acı reçeteyi kabul ettirmek için yapılan taktiksel bir adım olarak yorumlanabilir.
Ama başka dolaylı bir etkisi daha vardır bence.
İlk pakette yer alan bu yaptırım, Rumların 1974’ten beri yaşamadıkları derecede tabana yayılacak bir travma yaşamalarına sebep oldu
Ekonomik paketin ötesinde başka şeyleri de yakında kabul etmelerine hazırlamak için mi bu yapıldı diye düşünmemek elde değil.
Paketteki bu gel git çözüm ve doğalgazla ilgili estirilmeye çalışılan bahar havasının bir parçası olabilir mi?
Sahip olduğu eşeği kaybedecek gibi olup bulan insanın psikolojisini düşünsenize. 
Bundan sonra önüne gelen her konuda tek refleksi olur. Parama dokunmayacaksa ne olursa olsun.
Bireysel bazda bu travmayı yaşamış bir toplum doğalgaz konusu dahil ortaya konacak olan planları üzerimdeki ekonomik yükü ve riski ortadan kaldıracak mı diye bakmaya başlar. Üslerle ilgili statüyü yeni anlaşma kapsamında tartışmaya açtırmayı aklından geçirmez.
Önüne gelen anlaşmanın ötesini düşünecek ne gücü ne de yüzü kendinde görmez. Kendi gibi siyasetçisi de görmemeye başlar ve işi oluruna bırakır.
Özünde yaşanan travmayı, Rum seçmene indirgerseniz, böyle bir sonuç doğuracağı varsayımında bulunulması abartı mı olur.
Öyle gözüküyor ki her iki taraf devlet yönetimindeki beceriksizliğinden dolayı, planlı ya da plansız bir şekilde, kusursuz bir çaresizliğe sürüklenmiştir.
Kıbrıs’ta yıllardır çözümün mühendisliğini beceremeyenler, devlet yönetimindeki beceriksizlikleriyle çözümü istemelerse de önlerine kendileri getirdiler.
Kusursuz çaresizliğe, kendi elleriyle katkıda bulunmak herhalde budur.
Kıbrıs sorununu da her iki tarafta gelinen bu kusursuz çaresizlik çözebilir.
Doğalgazı son derece elverişli şartlarda kullanma adına, bunu çözmek isteyenlerin de hesabı budur.
Ama bu sorunun rasyonel bir matematiği olduğunu düşünürseniz tabii.
İster misiniz Rumlar üstlerindeki ekonomik yükü hafifletmek için Kıbrıs Türkünün anlaşmaya vereceği “evet” ine kalsın.
Tam bir “Grek trajedi” olur bu onlar için.
E boşuna dememişler “Allah yarına bırakır ama yanına bırakmaz” diye.
Görünen o ki travma yaşama kervanına Rumlar da katıldı.
Artık yalnız değiliz, bunun için de anlaşmaya daha yakınız. Hesap bu.
Bakalım her iki taraftaki çaresizlik, bu sorunu çözmeye yetecek mi?
Havuç siyaseti sökmeyince, iş sopaya kaldı.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil