08 Aralık 2016

Güney-Batı Kafkasya gezisi-3

Haber İçi Üst

“Türk Gözü” Sınır Kapısı’na ulaşırken geçtiğimiz yollar bir hayli yıpranmış ve bakımsız kalmıştı. Her sarsıntıda otobüsteki yolcular bu konuda Gürcistan’a sitem ediyor, yolun iyileştirilmemesinin arkasındaki nedeni sorguluyordu. Ne var ki, gidilen yol ne kadar kötü olursa olsun sonunda biter. Bu realiteyi yaşayıp sınıra dayanıyoruz. Gürcistan tarafında işlemlerimizi tamamlayarak, Türkiye’ye doğru yürüyoruz. Türk sınır kapısındaki memur KKTC pasaportlarını alıp dakikalarca inceliyor. Dayanamayıp “Problem mi var memur bey?” diye soruyorum. Memur gülüyor. “Yok! Ne problemi olacak ki? Yalnız hayatımda ilk kez KKTC pasaportu görüyorum da onu inceliyorum” diye cevaplıyor. Bu cevaba ben de gülümsüyorum…
Tekrar otobüse binip Kars’a doğru yola çıkıyoruz. Ne ilginçtir ki, sınırı geçer geçmez yeşillik kayboluyor. Çorak bir arazi başlıyor. Rehberimizin anlattığına göre Gürcüler Gürcistan’ı “Tanrı’nın unuttuğu yer” olarak tanımlarmış. Bence tanrı esas buraları unutmuş. Kilometrelerce tek ağacın görülmediği bir coğrafya için başka ne denebilir ki?
Bir başka ilginçlik ise Türkiye tarafında da yolun, aynı Gürcistan’daki gibi bozukluğunun artarak sürmesiydi. Sonunda rehberimiz Serkan Sayar bu konuda da gerekli açıklamayı yaptı. Meğer Türk Gözü Sınır Kapısı Ermeni-Azeri uyuşmazlığı nedeniyle, Azerilerin rahat ulaşımını sağlamak için açılmıştı. Özellikle oradan gelip Türkiye ‘ye ve Avrupa’ya geçecek tır ve otobüsler bu yolu kullanıyordu. Bu sebeptendir ki hem Türkiye hem de Gürcistan söz konusu yolun Azerbaycan tarafından yapılmasını ya da yapımının finanse edilmesini bekliyordu. Bunu işitince yüzüme bir gülümseme yerleşti. Zira ben Azerileri biraz olsun tanıyorsam daha çok beklerlerdi…
Kars
Yine gece geç saatlerde Kars’a giriyoruz. Yemeklerimizi yiyip istirahata çekiliyoruz. Kars oldukça küçük bir serhat şehri. Nüfusunun çoğunu Azeri’ler oluşturuyor. Zaten şehirdeki her Türk bayrağının yanında bir de Azerbaycan bayrağı olmasından bunu rahatlıkla anlıyorsunuz. Şehir çevresinde bir miktarda Kürt köyü varmış.
Kahvaltıdan sonra otobüsle birkaç kilometre ötedeki Ani’ya gidiyoruz. Yüzyıllarca ticarette önemli bir merkez olmuş tarihi bir şehri görmek gerçektende heyecan vericiydi. Ermeni şehri olup Selçuklularca da imar edilmiş olan bu şehir sonraları nedense terk edilmiş. Bugün harabe halinde ve kazılarla yeniden gün yüzüne çıkarılmaya başlanmış. Surların, Büyük Katedralin, Resimli Kilise’nin, Selçuklu Sarayı’nın, hamamın kalıntılar halinde geziyoruz.
Aslında Ani gerçekten çok etkileyici bir yer. Sanırım bu etkileyiciliğinin arkasında kalıntılardaki gizem kadar, hemen yanında uzanan Arpa çay’ın, Türkiye ile Ermenistan’ı birbirinden ayırmasıydı. O kadar ki elinizi uzatsanız karşıya geçecek kadar yakınken, karşılıklı geçişin kapalı olmasına inanmak mümkün olmuyordu.
Ani’de Büyük Katedral’de ilginç bir olaya da şahit olduk. Dışarıda arkeolojik çalışmalar yapılırken içerde ayin sesleri geliyordu. Önceleri bunun ortama mistik bir hava vermesi için bir CD’den yapıldığını sandık. Ama tarihi yapı içine girince Gürcistan’dan gelmiş yedi-sekiz Ermeni’nin ilahiler okuduğunu gördük. Bizi fark ettiklerinde önce tedirgin oldular. Dua etmelerinin bir sakıncası olup olmadığını sordular. Bizde olmadığını söyleyince ayine devam ettiler.
Ani iyice gezildikten sonra Kars’a geri dönüldü. Kars kalesi, On iki havari kilisesi ve Kümbet Camisi gezildi. Hemen söyleyeyim Kars’ta bir başka görülmesi gereken yerler ise Rus işgali sırasında yapılan taş evlerdir ki, gerçektende ilginç mimarisiyle şehre başka bir hava vermektedir.
Öğlen yemeği sonrası Erzurum’a yola çıkıldı. Yolda Sarıkamış’tan geçildi. Burada kurulmuş olan şehitliklerden bir tanesi ziyaret edildi. Bu anıt Sarıkamış şehitleri anısına dikilmiş. Bilindiği gibi Enver Paşa’nın Kars’ı kurtaracağım diye hazırlıksız bir orduyu Allahü Ekber Dağları’ndan geçirirken soğuktan dondurtarak telef etmesi sonucu yüz bine yakın askerin şehit olduğu hesaplanmıştır. Hatta bu savaştan sonra Rus General’in Moskova’ya durumu “Türkleri kurşun atmadan yendik” sözleri ile ifade ettiği rivayet olunmaktadır. Bu acı tarihi olaya ait anıtı da geride bırakarak Erzurum’a ulaşıyoruz…

Erzurum
Erzurum benim için tam bir sürpriz şehir oldu. Burasını bu kadar bakımlı temiz ve gelişmiş bulacağımı hiç düşünmemiştim. Şehre son on yılda eklenen “yeni şehir” gerçektende çok modern yapılarla donatılmış. Buna karşın şehrin eski kısmı da ihmal edilmemiş baştan aşağı restore edilerek, çok güzel bir görünüm kazandırılmış. Sanırım 2011 yılında burada düzenlenen “Üniversite Kış Oyunları” şehrin gelişimine ciddi bir ivme kazandırmış. Şehir bir “büyük belediye” olmanın hakkını gerçekten vermiş. O kadar ki inanın İstanbul’da ne varsa artık Erzurum’da da var.
Nüfusu dört yüz binden fazla olmuş olan Erzurum, ülkenin en yüksek rakımlı  şehridir.
Hemen birkaç kilometre uzağındaki Palandöken Dağları’na kurulan çok sayıdaki modern otel ve kayak tesisleri ile ciddi bir kış turizmi merkezi olmuştur. Restore edilen Ulucami, Taş Çarşı, Çifte Minareli Medrese, Yakutiye Medresesi ve Kümbetler ziyaretçiler kadar yerli halkında ilgi ile sık uğradıkları yerler olmuşlar. Tabii ki bugün lise olarak da kullanılan ancak bir bölümü müze olan, Kurtuluş Savaşı’nın mihenk taşlarından olan “Erzurum Kongresi’nin” yapıldığı binayı da unutmamak gerek.
Bölge de “oltu taşı” işlemeciliği de çok önemli. Yörede elde edilen bu kıymetli taş, genellikle gümüş üzerine eklenerek hanımların ziynet eşyası olarak beğenisine sunuluyor. Erkeklerde unutulmuyor ve aynı taştan muhteşem tespihler onlara satılmak üzere vitrinlerde yer alıyor.
Atatürk Üniversitesi’nin son yıllardaki gelişimi ile ayrıca bir eğitim şehri de olan Erzurum gerçektende hayallerimin üstündeki görünümü ile gönlümde taht kurdu. Bunda orada yediğim yöreye özgü “Çağ Kebabı”nın ve “Kadayıf Böreği”nin rolü de olmuştur mutlaka. Burada bir uyarı yapmadan geçmeyeyim. ÇAĞ KEBABI dönerin horizantal pişirilmiş şekline benziyorsa da kesinlikle çok farklı bir kebap türüdür. Mangalda döndürülerek pişen kısımlar aşçı tarafından büyük bir ustalıkla şişe dizilerek, müşteriye servis edilmektedir. Aman burada benim düştüğüm hataya düşmeyin. Meğer Çağ kebabı garsona “yeter”  deyinceye kadar servis edilirmiş. Dur demezseniz onlar getirmeye sizde yemeye devam ediyormuşsunuz. Ben bu durumu beşinci şiş gelmeden önce fark ettiğimden üzerinden iki üç şişe de soda içmek zorunda kaldım, haberiniz olsun…
Karnımızı da doyurduktan sonra Erzurum hava alanına gidiyor ve uçakları görünce tatilin bittiğini anlıyoruz…
Bir başka seyahatte görüşmek üzere…

Türkiye-Ermenistan Sınırı

***

Çağ Kebabı

***

 

Kars

 

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil