08 Aralık 2016

“Eroğlu yıkıyor”

“Eroğlu yıkıyor”
Haber İçi Üst

YIKIM: CTP eski Başkanlarından ve Mağusa Milletvekili Ferdi Sabit Soyer, ülkede yaşanan yıkımın sorumlusunun Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu olduğunu söyledi. Soyer, Eroğlu ile ilgili şunları sıraladı: Özellikle UBP Kurultayı’ndaki süreçte bir partili olarak değil, ondan ileri partiyi yönetme ve düzenleme hırsı ile hareket etti. Ülkenin hükümetsiz kalmasına yol açtı. Bugünkü tablonun oluşmasına doğrudan taraf oldu

ÇAĞRI: Soyer, Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun amacı, UBP’yi DP-UG ile birleştirmekse bunu açık bir şekilde yapmasını isteyerek, “Değilse de, dünden farklılaşacak tavırlar geliştirmesi gerekir. Bu olmazsa Sayın Eroğlu bu spekülasyonların adresi olmaya devam edecek. Üstelikte gergin ve başka odakların da sürekli dürteceği gerilimlerin doğmasına yol açılacaktır” dedi

DP RADİKAL: “Bence DP şimdi özellikle Kıbrıs sorunu ve diğer bazı konulara dönük olarak daha sağ bir radikal tavrındadır. Bunu da aşmaları ancak demokratik ve barışçı değerlere yakınlaşmaları ile olanaklıdır. Bu aşamada DP sağda UBP’den daha radikal bir pozisyondadır”

Ülkede iç siyasette tempo bu yıl nerede ise hiç düşmedi. Parti içi kavgalar, çatışmalar, bazı partilerde bölünmeler, bazılarında birleşmeler sürüp gidiyor. Bunun yanında art arda gelen kurultaylar, hükümet düşürmeler derken, seçimlerle tam her şey yerine oturacak derken, bu kez de koalisyon kurma çalışmalarında yaşanan polemiklerle gündem oluştu. Gazeteciler olarak da bizler sizlere bu tartışmalarda yaşananları detaylarıyla aktarmaya çalışıyoruz. Bu çerçevede bizler de eski Başbakanlardan, CTP eski Başkanı, Gazimağusa Milletvekili Ferdi Sabit Soyer ile son yaşanan gelişmeleri değerlendirdik.

HAVADİS: CTP-DP arasındaki koalisyon görüşmelerini nasıl yorumluyorsunuz?

SOYER: Her şeyden evvel 28 Temmuz seçimleri bağlamında bir halk iradesi oluştu. CTP BG birinci parti olarak çıktı. Ancak tek başına hükümet kuracak bir sayıya ulaşamadı. Ancak ülkeye halka insana dair halk size çok önemli bir sorumluluk verdi. Dolayısı ile halka sunduğunuz program temelinde bir hükümet kurmak mesuliyetini CTP-BG aldı. İşte bu temelde hükümet kurmak için CTP kolları sıvadı. Bunun için bu sorunuza bağlı bazı bilinmeyen yanlar üzerinde durmak isterim. Çünkü kurt kuş bunları istismar ediyor. Önce CTP bu sorumlulukla çalıştı. PM toplandı ve Genel Başkan ile MYK’ya hükümet kurmak çalışmalarına girişmek için yetki verdi. Onlar ilk temasları yaptı, tüm siyasi partilerle görüştüler. Bunu PM’ye aktardılar bu bağlamda değerlendirme yapıldı ve hükümet kurma çalışmalarını ilerletmek kararı aldı. Bu karar bağlamında MYK bir komite oluşturdu. Bu da MYK’dan ve Meclis’e yeni giren ve daha önce bu çalışmalarda görev almış arkadaşlardan oluştu bu komite. Ben de görev aldım. İyi bir tartışma ve değerlendirme yapıldı. Görüşmeci heyet bu tartışmalarda oluşan hareket planını ve görüşleri sentezleştirdi. Bu bağlamda bir hükümet programında gerek Kıbrıs sorunu, gerekse demokratik, Anayasal, idari, hukuki, sosyal ve ekonomik değişime dair ana ilkeleri tespit etti. İlgili komitenin üyeleri bunları metinleştirdi ve geliştirdi. Bunlar PM’ye de götürüldü oy birliği ile benimsendi. Bu bağlamda bu temel belgeyi DP ve UBP’ye götürmeye karar verildi. Bu da oybirliği ile alındı. Sonuçta, Sayın Başkan ve görüşmeci heyet bu belgeyi ana ilkeleri UBP ve DP’ye götürdü. UBP, bu belgeye dönük yazılı bir metin sundu. Genel bir yazı, ana ilklere, prensiplerinin tümüne katıldığını, üstelik de, kendi hükümet dönemi ile ilgili olarak tüm konuların görüşülmesine soruşturulmasına da itirazı olmadığını; buna açık çek verdiğini yazdı.

HAVADİS: DP ile yapılan görüşmeler sizce nasıl geçti?

SOYER: DP ile yapılan görüşme gerçekten çok detaylı geçti. Görüşmeci heyetimiz bize PM’de bunları tek tek aktardı. Belli konularda tartışmalı noktalarla ilgili PM’de görüşler de verildi. Bu noktada oldukça detaylı görüşmeler yapıldı. UBP ‘den gelen çok genel bir içerikte olan yazıyı PM yetersiz buldu. Bu da doğrudur.
Bunun üzerine PM kendi içinde görüştü ve oy birliği ile hükümet kurma konusundaki görüşmeleri bu temel belge konusunda ilerletmek için görüşmeleri sonuçlandırmak maksadı ile genel başkana MYK’ya ve görüşmeci heyete yetki verdi.

Bence bizim görüşmeci heyetimiz çok üretken, yaratıcı bir çalışma yaptı, ancak bunda hakkını yemek istemem, arkadaşlarımızın verdiği bilgiye göre DP görüşme heyeti de istekli ve ortak değerlere önem veren bir çalışma temposu gösterdi. Bu yüzden ben her şeyden evvel CTP görüşmeci heyetine ve DP’li arkadaşlara da ister hükümet kurulsun, isterse kurulmasın, Kıbrıs Türk siyasi yaşamına son derece önemli ve değerli bir belge ürettiği için teşekkür ederim. Bu hakikaten siyasi yaşamımıza dünün güzel değerlerinin üzerine eklenecek bir önemli belgedir.

Tüm bu çalışmalar PM MYK bağlamında pek çok fikrin özgürce tartışıldığı ve alınan kararlarında oybirliği ile olduğu kararlardır. Bunu özellikle vurgulamak istedim, çünkü CTP-BG’ye dair pek çok spekülatif tartışmanın olduğu bu aşamada bunun doğru bilgi olarak ele alınması gerekir. Hükümetin dağılımı ile ilgili tartışmalar ikinci derecede önem taşıdı. Özellikle Serdar Bey’in “eşit etkinlik” kavramının ne manaya geldiğini anlamadık. Bunun daha sonra ortak bir hükümet değil ama kendi mantığına göre “hükümet içinde hükümet” gibi davranmak imkanı arayışı olduğu da ortaya çıktı.
Bence CTP bir hükümet kurmak maksadı ile kendi ilkelerini yer koymadan, ama ortak olarak almak istediği DP’nin de siyasi düşüncelerine saygı gösteren bir ortak anlayışın oluşması için elinden geleni yaptı. Gerçek budur.

HAVADİS: Sizce Cumhurbaşkanı bu süreçte olması gereken noktada mı duruyor?

SOYER: Sayın Cumhurbaşkanı bence iç siyasette son üç yılda olması gereken yerde durmadı. İç siyasete çok derinlemesine girdi. Özellikle UBP Kurultayındaki süreçte bir partili olarak değil, ondan ileri partiyi yönetme ve düzenleme hırsı ile hareket etti. Seçimlerin oluşmasına ve sonuç itibarı ile bugünkü tablonun oluşmasına doğrudan taraf oldu. Bu yaşananlardan ötürü tek başına İrsen Küçük’ü suçlamak haksızlıktır. Oluşan ekonomik moral demokratik ve siyasi krizlerin, ki hala devam ediyor en önemli sorumlularından biridir. Baksanıza UBP içinde hala tartışmalar sürüyor TDP yeni bir dönem yaşamaktadır. DP-UG’de ise yarın daha da artacak gelişmelerin yaşanacağı açıktır.
Ayrıca bakın UBP’ye, partisinin tavrına karşın Sunat Atun CTP düşmanlığı ile açıklamalar yapmaya devam ediyor. Şimdi, “bunu kimden aldığı güçle yapıyor” tartışması var. Özellikle Serdar Denktaş’ın basına da yansıyan PM toplantılarında ifade ettiği sözlerle bunu bağladığınızda şu anda olmasa bile adres Cumhurbaşkanı Sayın Eroğlu’nu gösteriyor. Olmasa bile artık böyle bir düşünce oluştu. Sağda birlik. Bunun için UBP DP birleşmesi. İşte bu yüzden belli insanlar CTP BG, DP UG koalisyon ortaklığını çıkmaza sokmak, böylece “vatan hükümetsiz kalmasın, ne yapalım” mantığı ile iki partinin önce koalisyonda buluşturan, sonra birleşmesi yolu açılmaya çalışılmaktadır. Böyle bir mühendislik faaliyeti içinde olanlar var. İşte bunun içinde Sayın Eroğlu’nun ismi geçmektedir. Bunun da kimse bana Kıbrıs sorunu çözüm sürecinde uzakta bir gelişme olduğunu söylemesin. Çözümsüzlüğün aslarından söz ediyoruz çünkü.
Bence bunları netleştirmek artık Sayın Cumhurbaşkanı’na düşen bir görevdir. Bu ise amacı yani, UBP’nin, DP-UG ile birleştirmekse amacı, bunu da açık bir şekilde yapmalı. Değilse de, dünden farklılaşacak tavırlar geliştirmesi gerekir. Bu olmazsa Sayın Eroğlu bu spekülasyonların adresi olmaya devam edecek. Üstelikte gergin ve başka odakların da sürekli dürteceği gerilimlerin doğmasına yol açılacaktır. Bu yüzden Cumhurbaşkanı artık tavrını çok açık koymalıdır.

HAVADİS: CTP’de UBP’ye dönük olduğu iddia edilen tepki nasıl açıklanabilir? DP ile UBP arasında bir fark var mı?

SOYER: Bu tarihi düşünsel ve siyasi bir temele dayalıdır. Sayın İrsen Küçük basınımızda çok tartışılmayan bir konuşma yapmıştı. Buna göre Sayın Küçük “UBP, TMT’nin devamıdır” demişti. Belki bu oy hesapları ile belli bir milliyetçi çevrenin oyunu almak istediği diye de yorumlanabilen bir açıklama olarak ele alınabilir.
Ama bunun temeli vardır. Çünkü UBP kurulurken Kıbrıs’ta milliyetçi hedeflerin ulaşılabilir bir olgu olması içinde kuruldu. Kurulurken soğuk savaş kültürü ve vahşi kapitalist anlayış da buna bağlı idi. İşte bu yüzden barışa, demokrasiye, halkların dostluğuna ve emeğin en büyük değer olduğuna inanan sosyalist değerlere sahip CTP’ye dönük çok düşmanca bir tavır içine girdi. Düşünsel ve siyasi farklılığı tartışacağına, insanların işi ile aşı ile onuru ile hatta ülkedeki varlığı ile oynayan, yok etmeye çalışan bir siyaset izledi. Hali ile de CTP, gerek kendi düşünsel yapısı, gerekse de inançları ve insana ve ülkeye duyduğu sorumluluk barış ve demokrasi değerlerine emeğe duyduğu saygı temelinde bu zor, hatta insana ağır yükler getiren ortama karşın, müthiş bir karşı duruş sergiledi. İşte bu yapı, her CTP’linin ailesinde, kendinde, inanılmaz bir yıkım ve travma yaşattı. Tüm bunlara karşın CTP, bunu kine ve öfkeye döndürmedi. İşte bu birinci olarak bu duygu bu tarihsel ve düşünsel süreçte gelişti. Ancak CTP UBP’nin kendine yaptığını ona aynen yapmaktan geri kaldı. Ona ayni davranmadı. Demokratik değerlerin saygısı temelinde ona davrandı. Ama buna karşın özellikle belli UBP kadrolarının ve delegelerinin arazide CTP’lilere dönük o inanılmaz kindar davranışı sürdü. İşte bu olgular bu hassasiyetleri yaratmaktadır.
Ama CTP’liler sosyalist değerlerin savunucusu oldukları için, tabulara karşı mücadele eden insanlar oldukları için iyiye, güzele, demokratik ve barışçı olana, insani olana dair en küçük bir gelişme görürlerse, kendilerini bu kez kendilerinin yarattığı tabuların esiri kılmazlar.

HAVADİS: UBP ve DP aynı mı?

SOYER: Evet ikisi de orta sağ birer partidir. Ama ben ikisini aynı görmem. Aralarında fark vardır. Özdeki benzerlik bu farkı gizlememelidir. Örneğin, DP kurulurken sağın Kıbrıs Türk siyasi yaşamına getirdiği çok sığ anlayışı yayınladıkları deklarasyonda bu idi daha demokratik ve özgür taleplerde kendini ortaya koymuştu. Yani bir anlamda ortaya koydukları gelişmek isteyen sermayenin önündeki bürokratik ve anti demokratik yapılanmayı çağdaş anlamda değiştirmekle bağlantılı idi. Alın o deklarasyonu okuyun bunu göreceksiniz. Bu anlamda farklı idiler. Nitekim bunun karşılığını da halktan 1993 seçimlerinde halktan aldılar. Bu anlamda UBP’den farklılaştıkları için CTP onlarla asgari demokratik değerler bağlamında ortaklık yaptı. Ama bir müddet sonra özlerindeki o değerlerden uzaklaştıklar. UBP ile 200 milyon dolarlık maddi katkı eşliğinde CTP’ye yapılan dar benin tarafı oldular ve ondan sonra gelişme dinamiklerini kaybettiler. Küçüldüler demokratik dinamiklerini kaybettiler. UBP ile bu kez milliyetçilik yarışına girdiler. Bunun en somutu, 1998’ de UBP-TKP koalisyonuna karşı askeri vesayet rejimi ile işbirliği yaparak darbeci anlayışla bu hükümetin de bozulmasının tarafı oldular. Sonra bu temelde UBP ile ortaklık kurdular. DP bu kez askeri vesayetin desteğinde bir varlığa dönüştüğü için bu kez UBP Genel Başkanı Eroğlu askerin istemediği de dış karışmacılığın karşıtı görünümüne düştü ve toplumda özellikle orta sağın demokrasi ve onur bekleyen halka kesimlerinin desteğini aldı. Eroğlu bu kez anti Denktaş ve askerin istemediği insan konumuna girdi. Özdeki aynılığa karşın bu kez bu fark da geniş sempati Eroğlu’ndan yana döndü. Ama Annan Planı’nın gelişi ile bu kez Eroğlu askeri kesimlerin çözümsüzlük temelinde yaklaşımın doğrudan savunucusu oldu. DP liderliği ise Rauf Denktaş’a karşın bir kısmı çözüm sürecinde yana açık tavır koydu. Özellikle Referandum Yasası’nın Meclis’te oylanması sırasında DP farklı bir tavır geliştirdi.
Bu sonuç itibarı ile ta referandum sürecine kadar olan süreçte DP’yi UBP’den özdeki benzerliğe karşın farklı kıldı. Nereye kadar? 2006 ya kadar. Bundan sonra ise DP çözüm karşıtlığında Eroğlu ve UBP ile sağda birlik temelinde işbirliğini artırdı. Bunda özellikle Türkiye’de AK Parti’nin işbaşında olması ve Türkiye de askeri vesayet düzenine karşı atılan adımların gelişmesi ile DP UBP liderliği ile tarihsel buluşmasını artırdı. Ancak özellikle AK Parti’nin 2007 seçimlerinden sonra geldiği konumda bu kez Kıbrıs, dair izlemeye başladığı yanlış siyasetler ve ekonomik sosyal yaşama dair müdahalesi tavırlarının artması ile birlikte halkımızda oluşan hoşnutsuzluğu da arkasına alarak bu kez UBP’nin içinde Eroğlu ile yakınlaşmaya başladı. yerel seçimleri ve CB seçimleri bunun göstergesidir. Ama iş bu kez de farklılaştı. Bu kez İrsen Küçük’ün işbaşına gelmesi ve bu ekibin AK Parti ile tam bir uyum içinde çalışması nedeni ile bu kez halktan daha da yükselen tepkinin de etkisi ile Eroğlu ile daha yakın UBP liderliği ile daha çatışması bir yola girdi. Bence DP şimdi özellikle Kıbrıs sorunu ve diğer bazı konulara dönük olarak daha sağ bir radikal tavırdadır. Bunu da aşmaları ancak demokratik ve barışçı değerlere yakınlaşmaları ile olanaklıdır. Benzerliklere karşın bu farkları vardır. Şimdi eğer UBP kendi öz eleştirisini yapar ve yüzünü Kıbrıs Türk halkının varlığına demokratik değerlendirmeleri barışa dönük kendi düşüncesine bağlı dönülebilirse gelecekte kendisini orta sağın demokratik adresi olarak konumlandırabilir.

HAVADİS: Neden DP Genel Başkanı Serdar Denktaş’a karşı agresifsiniz?

SOYER: Ben Sayın Serdar Denktaş’a karşı agresif değilim. Ama onu çok eleştiririm. Çünkü ben merkezdir ve aynı zamanda kendi görüşlerini ifade etmek yerine, hep at ile arpayı kavga ettirmek ve hep başkalarını suçlayarak üstelik eksik bilgi ve yanlış veri ile kendini ifade etmeye çalıştığı için onu eleştirmekteyim. Bakın son açıklamalarına önce “CTP ile görüşecek bir şey kalmadı” diye konuştu. Sonra “aracılar var.” Üstelikte “bizden değil” diyerek başkalarını zan altına alarak ve aşağılanarak sonuç almaya, kriz yaratmak, sonra da, krizin sorumlusu olarak değil, sözde çözümsüzlük olarak ortaya çıkmaya çalıştığı için ve başkalarının üzerinden kendini kendi konumlandırmaya çalıştığı için kendisine eleştirmekteyim. Bakın kendi tek başına aldığı “bu iş bitmiştir” açıklamasını Özkan Bey ile yaparken kimse ile konuşmadı. Kendi ekibi ile bunu konuşmadan, 15 dakikada bunu yaptı. “Bir usta bir memleket” hallerine kim olursa olsun tahammülüm yoktur. Mesele budur, şahsi bir derdim yoktur, hatta sohbetim ve dostluğumda vardır.

HAVADİS: 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın açıklamalarına karşı CTP içinde oluşan bazı tepkilere ne dersiniz? Bu Sayın Talat’a karşı bir haksızlık mı? Lefkoşa milletvekili Doğuş Derya’nın yemin törenindeki tavrına ne dersiniz? Parti meselelerinin sosyal medyada tartışılmasına ne dersiniz?

SOYER: Bir kere şunu söyleyeyim CTP’liler için kimse üstün insan değildir. Hangi görevde olursa olsun CTP’liler farklı görüşlerini ifade etmek zenginliğine sahiptir. Ne Sayın Talat’ın, ne Genel Başkan’ın ne benim, bir başkasının dokunulmazlığı yoktur. Görüşümüzü beğenmeyen her CTP’li bizi bir başka partiliyi eleştirme hakkı vardır. Ancak burada bir nokta var. Aynı zamanda görevi ve konumu ne isterse olsun, parti ilkelerine bağlı olarak her insanın benim Sayın Talat’ın, bir başkasının ilkler temelinde aykırı görüşler söyleme hakkı vardır. Biri o anki ortalama yargının dışında söz söylüyor diye kimsenin onu bir etiketle tanımlama hakkı yoktur. Bu bağlamda Sayın Talat’ın da hakkı vardır, bir durma dair ortalama yargının dışında görüş söylemeye. Bunu söyledi diye kimsenin Talat’ı ya da başkasını dışlamaya ya da ötekileştirmeye hakkı yoktur. Bu anlamda ötekileştirici dil çok yanlıştır. Üstelikte bugün yaşadığımız bazı gelişmeler Sayın Talat’ın altını çizdiği olguları da doğrulamıştır. Serdar Denktaş’ın dünkü gibi olmadığı tespitinden tutun şımaracağı tespitine kadar.

Bakın Sayın Doğuş Derya’nın yerindeki farklı tavrı da önemlidir. Bu sonuçta Anayasadaki o eskimiş yaşama denk düşmeyen özelliğinin daha da görünür olmasına yol açtı. Ama bunun elbette ki başka sıkıntıları da var. Bunu zaten grup toplantımızda herkes ve Sayın Doğuş Derya olgunlukla ve sevecenlikle değerlendirdi. Ama bunu yaptı diye onun ötekileştirilmesi hele UBP milletvekillerinin ve toplumdaki bazı odakların dışlamasına dönük tavırlarına karşı da asla yalnız bırakılmaz. Bütün bunlar sonuçta ortak ve saygı temelinde aşılacak hususların.

Sosyal medyada parti sorunlarının tartışılması ne demektir? Eğer partililer sosyal medyada Kıbrıs sorunun çözümüne dönük içte ekonomik demokratik sıkıntıların nasıl aşılacağına dönük yani ülkemizin insanımızın temel meselelerinin çözümüne dönük düşünsel üretimlerini paylaşıp değerlendirmeleri ekseninde tartışacaklar konuşacaklarsa bu çok Olumludur. Ama sosyal medyada birbirlerine hakarete varacak denli görüşlerini lanetleyeceklerse bu çok yanlıştır. Üstelik partinin kurumsal varlığı içinde ele alınacak sorunları herkesin ve üstelik açık ve gizli merkezlerin aleni bir şekilde de görüp izleyebilecekleri bir şekilde yaparlarsa partiye değil bir şey katmak CTP’yi mahvetmek isteyen herkese de en büyük katkıyı sağlar. Naci Talat “Biz birimizi sokakta bulmadık” derdi. Ben de şunu ekleyeyim “Bir birini sokağa düşüren CTP’li bilsin ki partiyi sokağa düşürür” o da o zaman paslanan çürüyen bir şey olur.

HAVADİS: Hükümet kurma çalışmalarında toplum olarak dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir yani siyasi güçlerin hareket noktası ne olmalıdır?
SOYER:
Bakın bugün itibarı ile dünya ve Türkiye’deki gelişmeler nedeni ile dolar 2 TL sınırına ulaştı. Bu ülkemiz için alarm olması gerekir. Ama ne acıdır ki ne medya, ne iş dünyası, ne sivil toplum, ne siyaset bunu gündemin ortasına almayı bir yere bırakın, kenarına bile almadı.
Hizmet sektörü ve üretim alanları ithalata dayalı olan ülkemizde, bu durum, hem enflasyonu hem de mevcut ekonomik sıkıntıları katlayacak olaydır. Türkiye’de, faizlerin yükselmesi gündemde. Zaten bizde oldukça yüksektir. Şimdi Türkiye’de oluşacak fiyat hareketleri de bize her yönü ile yansıyacaktır. İşte bu nedenle bu aşamada, ne ülkenin, ne halkın siyasi kaoslarla kaybedecek tek bir anı bile yoktur. O bu demeden bir an evvel seçim sonrası siyasi kaosa sürüklenmeden işin ele alınması gerekir…
Saray-UBP kavgası ya da Türkiye’deki siyasi çekişmelere indeksli UBP içinde iki yıldır yaşanan siyasi kriz nedeni ile ülkenin temel meseleleri aşılamadı. Şimdi seçim sonrası siyasi ince hesaplarla, yerel seçim ve gelecek Cumhurbaşkanlığı seçimlerine indeksli amaçlarla, siyaset kilitlenirse, herkes bilsin ki doların 2 TL’ye yükseldiği ve faizlerin arttığı bu evrensel gelişme, ülkeyi tam bir yıkıma götürecektir. Bu yüzden ne olacaksa bir an evvel olmalı. Eğer UBP-DP kurulacaksa kurulmalı, eğer CTP- DP olacaksa olmalı, eğer CTP-UBP görüşecekse veya görüşmeyecekse o da olmalı. TDP’de bu süreçte ne yapacağına karar verilmelidir. Bir an evvel Meclis’te güvenoyu alacak bir hükümet kurulmalıdır. CTP olarak biz ilkelerimiz temelinde her şekillenişte kendimize güveniyoruz. Üstelikte partimiz kendi içindeki zengin demokratik yaşantıyı ülkenin ve halkın çıkarlarının önüne koyamayacak olgun ve duyarlı insanların var olduğu bir partidir. Bu son durum herkese uyarıcı olmalıdır. Kıbrıs Türk halkının varlığı ve kendi kendini yönetme ve barış üretim ve demokrasi içinde var olma olgusundan daha değerli bir siyasi makam ve sonuç yoktur.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil