03 Aralık 2016

Çevre felaketi ve halk!

Haber İçi Üst

Kalecik’te yaşanan çevre felaketine isyan etmemek elde değil.

Göz göre göre gelen felaket karşısında şimdi tepki göstererek bir şeyleri değiştirmek artık mümkün değil.
Önemli olan böylesi bir felaketin yaşanmamasıydı.
Bunun yaşanmaması için gereken önlemlerin zamanında alınmasıydı.
Ama nedense bizde felaket yaşandıktan sonra önlem alınması için adım atılır!
Bazen o da yapılmaz ya!
Keşke böyle olmasa…
Keşke bu tür olayların önü yaşanmadan alınsa…
Ancak öyle olmuyor.
Umarım bu olay hepimize ders olur ve bu tür felaketler bir daha yaşanmaz.
   ***
Şimdi sizinle paylaşacağım yazımı 2007 yılında yazmışım.
Yazının konusu halkın siyasete ve siyasetçiye olan güveninin azalması idi.
Seçim öncesi bu yazının bir anlamı olacağını düşündüğüm için bir kez daha sizinle paylaşmaya karar verdim.
Bu yazıyı yazdığım gün azaldığı iddiasında olduğum siyasete karşı güven, bugün daha da azaldı.
Halk, siyasete ve siyasetçiye karşı iyice bir mesafeli duruyor.
Seçime sayılı günler kalmasına rağmen sokakta seçim afişlerinin  bolluğu dışında seçim havası yok.
Vatandaş seçime karşı soğuk.
Bu soğukluğun sandığa nasıl yansıyacağını doğrusu merak ediyorum.
Sonuçta bir şekilde bir irade sandığa yansıyacak. Bu da sandığa gidenlerin iradesi olacak ve herkesi doğrudan etkileyecek!
Şimdi burada 2007 yılında yazdıklarıma dönmek ve o yazıyı sizinle paylaşmak istiyorum. İşte o yazım:
Yapılan araştırmalar siyasetçiye olan güvenin azaldığını söylüyor.
Diğer kurumlarla kıyaslandığında da siyasetin karnesi iyi değil.
Notları bir hayli kırık.
Halk gözünde siyaset sınıfta kalıyor.
Kalıyor kalmasına da ülkede önemli kararları yine siyaset veriyor.
Günlük yaşamla ilgili, geleceği ilgilendiren konularda belirleyici olan siyasiler.
Peki sınıfta kalan kim o zaman?
                                       *
Eleştirilen, beğenilmeyen, bazılarımızın burun kıvırarak baktığı siyasiler halk adına son sözü söylüyorlar.
Gelecek nesilleri etkileyecek kararlar alıyorlar.
Eğitim sistemini değiştirebiliyor, sosyal güvenlik alanında yıllar sonrasını etkileyecek yeni düzenlemelere imza atabiliyorlar.
Vergileri artırıp, azaltabiliyorlar.
Kısacası yaşamı düzenleyen, şekillendiren yasaları onlar yapıyorlar.
Kimin adına?
Halk adına.
Nasıl?
Halktan alınan yetki ile!
                                              *
O zaman halkın siyasete uzak durması ya da güvenmemesi gibi bir lüksü olmaz, olamaz.
Halkın siyasete ve onun kurumlarına olan güveninin azalması, aslında halkın kendi verdiği kararlara dönük bir güvensizlik değil midir?
“Kendi özgür iradesiyle” seçip, yetki devri yaptığı kişilere ve bu kişilerin görev yaptığı kurumlara insanın güveninin her geçen gün azalması peki nasıl açıklanabilir?
Ya da inanç ve umutların yitirilmesi konusunda ne söylenebilir?
Bu nasıl bir kısır döngüdür ki hem güvenmeyecek ve inanmayacaksın,  hem de bu sistemin belirleyici ve yönlendirici en önemli parçası olarak bu sistemi değiştiremeyeceksin!
Ya da, güven azalmasına neden olan yapının aktörlerini ve onların oynadıkları rolleri değiştiremeden yapılanlara onay vereceksin!
Bu nasıl iş böyle?
                                              *
Evet, 2007 yılında “Bu nasıl iş böyle” diye sormuştum.
Gelinen aşamada benzer soru yine kafamı meşgul ediyor.
Halk artık siyasette belirleyici olmak zorunda…
28 Temmuz seçimi bunun için bir fırsat!
Bu fırsat doğru değerlendirmelidir.
Halk sandığa gitmeli ve ülkenin geleceği için iyi olacağına inandığı doğrultuda oyunu kullanmalıdır.
Oyunu kullandıktan sonra da ortaya çıkacak sonucun takipçisi ve denetçisi olmalıdır.
Siyasetin sorun çözen bir anlayış ile yapılmasını sağlamalıdır.
Popülizmi bitirecek bir duruş sergilemelidir.
Ve her şeyin gün ışığında, halkın gözü önünde, hesap verilerek yapılmasını zorlamalıdır.
Bunun başka yolu yoktur!

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam