04 Aralık 2016

Aklını peynir ile yiyen toplum

Haber İçi Üst

Yaşam kalitesinde sıkça bahsettiğim iki ağırlıklı etkenden, birincisi çok güncel olduğu cihetle, ondan yeniden bahsetmek ihtiyacı duydum. Birincisi iç güvenlik ve huzurdur, ikincisi ise sağlıktır. Çocukluk ve delikanlılığımda huzursuz bir aile ortamında ve de 5 yaşımda yakalandığım amansız hastalığın potansiyelimi gerçekleştirmemde bana ne kadar köstek olduğunu birinci elden bilenlerdenim. Toplumsal sağlığı bir tarafa bırakıp, toplumsal huzur ve güven üzerinde duracağım. İçte güvenlik, dışa karşı güvenlikten, her Allah’ın günü yaşam kalitemize etki ettiği cihetle daha önemlidir. Kıbrıs halkı uzun yıllar, adaletin keskin kılıcı, yönetim ciddiyeti, yapanın yanına asla kar kalmaz bir sistem içinde, büyük şahsi bedeller ödeyerek, gözyaşı dökerek, disiplin kırbacı ile yönetilerek, çoğu kez hürriyetinden olarak (kesin uzun hapislikler), can vererek (idamlar) övünülecek, dünyada emsali olmayan huzur ve güven içinde yaşamaya zorlanarak alıştırılmış, bu olgu kültürümüzün bir parçası yapılmıştı. Sonunda ekonomide ve topyekun yaşam kalitesinde bunun kat be kat getirisini almaya başlamıştık. Benim yaşımdakiler bunu iyi bilir. Bu kadar zamanda, bu kadar maliyetle elde edilmiş bu değerimizi, yurt dışlarında her gittiğim yerde övünerek, örneğin, bizde bankalarda memurların önünde böyle koruma yok, paranızı çeker, o an bir tanıdığınız size seslendiğinde, parayı oradaki masaya koyup arkanızı döner selamlaşırsınız, hatta korkmadan sohbete dalarsınız; Evinizin, aracınızın kapılarını kilitlemek ihtiyacı duymazsınız dediğimde takdirle karışık bir şaşkınlıkla karşılaşırdım. İspanya’daki müdürüm şirket arabasının radyosunu, ilk defasında bir restorana gittiğimizde, çıkarıp yanına aldığında yarım saat gülüp, onunla alay etmiştim. Gülen ha! Al senin de başına ve bundan sonra gülme! Ülkemizi zamanla oralardan bin beter ettik. Vatandaş geceleri yollarda salimen, korkusuz yürüyemez oldu. Yaşam kalitemizi bu denli düşürdük. Sebepleri ne olursa olsun biz buna katiyen müsaade etmemeli, özne olarak gücümüzü çekinmeden kullanmalıyız. Süratle yapabileceğimiz, eğer yasal boşluk var ise, o eksiği süratle doldurarak, ilk iş ruhsatlı av tüfeği ve tabanca sayısını kısıtlayarak, ruhsatsız silah taşıyanlara, hakimin inisiyatifine bırakmamak kaydı ile, kesin üç yıl hapislik, belirli büyüklüğün üstünde bıçak taşıyanlara kesin altı ay hapislik öngörmeli, polisimiz devamlı huzur operasyonları ve istatistik göstergelerinin belirlediği bölgelerde devamlı arama, tarama ile bu yasaları ciddiyetle uygulamaya koymalıdır. Önceliği hapishanelere verin, bu tipleri ancak süratle ne eğitim ne de camiler paklar. Olsa, olsa onlar belki yardımcı olur.

Avrupa seçmenlerine dönük yapılan bir araştırmada, seçmenin oy kullanma yönünün belirlenmesinde en birincil etkenlerin sırası ile işsizlik oranı, içte güven ve huzur, pahalılık, enflasyonda trend, adaletli gelir dağılımı olduğu saptanmıştır. Bizde de öyle mi? Size bunun yanıtını verme gereği duymadım! Nasıl bu seçmenle, bu politik sistemde iyi hükümetler çıkaracağız? Aklımızı peynirle yemeye devam ettiğimiz açık, seçik ortadadır.

LTB battı. Kayalara oturdu değil, Okyanusun dibine gitti. Bunu makul bir zamanda çıkarmak çok zor, acımasız beceri ve emek ister. Anti-popülist uygulamalar ister En az beş senelik kemer sıkma ve ekonomik rasyonellik ister. Bu ancak sorumluluk verilen, kendini ispatlamış, çok ehli bir geçici kayyum atanması ile mümkündür. Şimdi siz bunu seçimle bu politik yapı içinde, politikaya bulaşmış bir şahısla, ne isterse olsun,  bir senede, hatta beş senede yapabileceğinize inanırsanız aklınıza şaşarım. Meğer anamız kesenin ağzını devamlı açsın.

Dün Esnaf ve Zanaatkarlar Odası’nın faiz mağdurları ve kepenk kapatmalarla ilgili çalıştayına ben de konuşmacı olarak çağrıldım. Gerçekten, orada bankacı bulunmaması dışında, çalıştayda çok değerli hukukçularımız, muhasiplerimiz, iktisatçı akademisyenimizden ben çok faydalandım. Olay kaliteli, konusuna vakıf insanların olayı idi. Konu ile doğrudan ilgili iki politikacımızın ilgi göstermesi ve sonuna kadar orada bulunması netice alınmasında ümit vadediyordu. Sıra bana geldiğinde, ben bu sonucu 1976’dan beri görüyor bekliyordum dediğimde , dinleyenler belki de kendimi övmeye başladığımı sanmışlardı. Yok, öyle değil, bunu benim yaşımdaki herkes, yani bu konularda biraz mürekkep yalamış biri kolaylık ile görebilirdi. 1974’ten sonra, TL’ye geçtiğimizde İngiliz’in stabl bir para biriminde ve kurumsallaşmış bankacılık sisteminde koyduğu faiz sınırlama yasaları geçerli kılınmış, 1974’ten sonra enflasyon %60’lara tırmandığında, tasarruf sahipleri ( 1KL= 36TL rezaletini bir tarafa bırakın) açık, seçik çalınmış, borçlular ise ihya edilmişti. Çabalarıma rağmen bu 2-3 sene devam etti. Kimse bunun düzeltilmesi için ses vermedi. Çünkü giden tasarruf sahibinin parası idi ve sonunda hapislik yok idi. İlk Okula giden oğlum, ağlar, bağırır, illa okulda öğretmeler bankasına para yatıracak. Az da değil öğretmeninden utanırmış. Ben vermek istemediğim halde durumu idare edemedim. Keşke kendisine izah da etmeseydim. “Oğlum, bak dedim, bankaya yatırdığımız para bizden alınıp ev alan, borçlanan öğretmenlere aktarılacak. Biz Göçmen Köy’de oturmaya devam, onlar bedavadan saraylar yapacak. O da şimdi ne tasarrufu ne de bankaları sever. Son günleri için az biraz bankaya para koyan Ayşe abla da güme gitti! Adaletsizliğin daniskası. Ha, bekle dedim, gün gelecek, TL’de enflasyon düşecek, o gün gelince de tersi olacak, borçlananlar batacak Çünkü gören, bilen, zamanında düzelten bir erk bu diyarlara uğramamış. O gün geldi, ne yapılması gerektiğini çok yazdım. Aklılarını peynir ile yiyip bitirmediler ise uygularlar.

 

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam