Köşe Yazarları

Zorla evlilik olmaz..







“Kelimelerin” arkasında koşturmak, “kelimelerle” sorun çözmeye çalışmak hele de “kelimelerle”  barış tesis etmeyi ummak abese iştigaldir!




Son örneğini, (her halde Anastasiadis’in keyifli bir anı olmalıydı) nasılsa ağzından kaçırdığı yada laf ola beri gele söylediği “gevşek federasyonda” gördük..



Bizde bir laf vardır, yanlış anlaşılmaya, katiyen Anastasiadis için söylemiyorum, hani “deli kuyuya bir taş atar kırk akıllı çıkaramaz” deriz ya..

KAÇ haftadır, söylendiğinde, ishal olmuş çocukların kakasını hatırlatan “gevşek” lafına sarılı “federasyon” ifadesi etrafında kopartılan fırtınanın arkasından koşuyoruz.. Neden ama?

Bir kere “ifadenin” siyasi meali “muğlak!” “Federasyon” olur, “konfederasyon” olur,  “bölgesel” olur, “birleşik” olur, “çok katmanlı, çok ülkeli” olur falan.. Hatta  denir ki AB de tipik bir “federasyondur..”

Hadi bir adım öne çıkayım, ülkelerin kendi içlerinde özerk oldukları fakat ayni zamanda “AB müktesebatına” uyum ve bağlılıklarıyla  oluşmuş 28 ülkeli bir koca federasyon..

Daha fazla çizmeden yukarı çıkmadan “bildiğim Kıbrıs”a geleyim!

GEVEZELİĞE gerek yoktur! Kıbrıs adası tarihinde hiç kendi egemeni olamayan bir talihsiz adadır. Hep istilalara uğramış hep istilacılarla yönetilmiştir.

HA, bu adada Kıbrıs Cumhuriyeti Kuruluş Anlaşmasında ifade edildiği gibi “Helen kökenli bir Rum toplumu da yoktur!”

Sadece dini yönden Hristiyan Ortodoks cemaati olan Bizans artığı  “levantinler” vardır!

TÜRK toplumu mu?  1571’de Osmanlı fethinden sonra TC’nin Güney’inden (bir benzerinin aynen 1974’den sonra da yaşandığınca) adaya kaydırılan bir nüfus vardır ve bu nüfus müslümandır, sonraları ırk olarak ifade edilen Türklerdir…

BU iki etnik topluluk  başka uluslar tarafından yönetildikleri sürece birbirleriyle dalaşamadılardı! Ta ki İngiliz adayı terk edene kadar! (Hoş hâlâ terk etmedi ayrı hikâye!)

Giderayak Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu, ilk kez iki halk kendi kendini yönetecek bir “üniter devlette” ortaklık oluşturdu, ömrü iki yıl bile sürmedi, kavga ettiler, kanlı bıçaklı olmacasına!

“TARİHÇİLER” beni bağışlasınlar.. Herkeslerin bildiği kadarını anlatırken savım şudur: “Olmuyor! Bu adada Türk Rum  halklarını “ortak” yapıp üniter bir devlet kapsamında ayni kaderi paylaşmalarını.. İçte ve dışta ayni siyaseti  sürdürmelerini.. Ayni ekonomik koşullarda yaşamalarını.. Ayni dünya görüşüne sahip olmalarını.. Hatta ekonomik ve doğasal olarak ayni kaynakları kullanmalarını..” Beklemek falan mümkün değildir..

Fakat Kuzey’de ve Güney’de iki ayrı devlet olarak komşuluk ve işbirliği içinde (bugünküne benzer fakat siyasi eşitliğe dayalı statülerde) birlikte yaşamaları mümkündür, Eğer Rum muzırlık yapmazsa!

…Gevşek federasyondan anladığım budur! Ki anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna bile azdır!                                                                                                                                                                                                                       **********

UBP KURULTAYI ARDINDAN..

Geçtiğimiz Pazar günü UBP “büyüklüğüne” uygun  bünyesel bir  “başkanlık seçimi” yaptı, neredeyse “genel seçimlere eş!”

Her ne kadar 11 bin 899 üyeden 7 bin 2’i oy kullanmışsa da katılım bayağı iyi olmalı.

Sonuçlar ise (her halde) “seçime katılan adaylar ve adayların yakınlarından gayrı” kimseleri şaşırtmadı! Ersin Tatar,  Hüseyin Özgürgün karşısında, sandıktan  “UBP’deki değişimin yeni umudu” ve en çok oyu alarak çıktı.

FAKAT konuştuğum arkadaşlar Tatar açısından 2. Tura  “oldu da bitti maşallah” gözüyle bakmıyorlar! Diyorlar ki “Eroğlu faktörünü yabana atmayın!”

Halâ UBP’nin iplerini elinde tuttuğuna inanıyorlar, değerlendirmeleri de Eroğlu’nun destek ve kösteği yönünden yapıyorlar. Dobra yazmak gerekirse “Özgürgün’ü desteklediği” söyleniyor!

EĞER doğruysa bu büyük hata!  Çünkü Özgürgün, “devri iktidarında” UBP’nin Başkanlığını bir rastlantıyla yüklenip  Başbakanlığa da   konduydu ama  ne KKTC’ye ne de UBP’ye beklenen katkıyı yapamadıydı! Üstelik kişisel sorunlarıyla da yıpranırken, KKTC’e nasıl istikrar kazandırabilirdi ki bizatihi kendi istikrarlığının tavan yapmışlığında!

PEKİ yorumum ne?  Tatar kazanırsa Özgürgün’e benzemez, ağzı laf yapar ve iyi bir maliyeci oluşunu konuşturur ki “Dörtlü Koalisyonu” ana muhalefet kanadı olarak sallaması muhtemeldir. Bu da zaten KKTC’de kaç zamandır sarpa saran icraatlar nedeniyle  “erken seçimi” çağırabilir!

..BURAYA kadar gelmişken “o erken seçimi çağırmaya başlayan” durum vaziyetler içinde, “Dörtlü Koalisyona” bakalım..

“Yolsuzluklarla” ilgili, “Özersay elini ateşe soktu” dediydim. Ki bir zamanlar Namık Kemal Meydanında TKP’nin Başkanı olarak nutuk atarken, Alpay Durduran da “nereden bulduk diye soracağız ve bu meydanda halk mahkemeleri, sehpalar kuracağız” diyordu. Diyordu da ben de  Köşemden, “aman yapma etme o kadar da değil” diye  sesleniyordum!

YILLAR geçti ama “yolsuzluklar” bitmedi, geçip gitmedi, memleketin canına okuyarak bugünlere kadar geldi ki şimdi görev Özersay’da!

…ANCAK bugünlerin tek sorunu bu değil! KKTC’nin bir devrelerde “2. Cumhuriyete gerek vardır” dediğimizce; yine “yenileşmeye, kurumlaşmaya, Türkiye ile birlikte yeni atılım ve yatırımlara ihtiyacı vardır..”

Bir büyük sorun da artık demografik yapımızın  iyiden iyiye bozulmasıdır! KKTC “olmaması gereken” insanlar diyarı oldu! Yani diyoruz ki halkın gitgide kötüleşen olaylar karşısındaki paniği, erken seçimi zorlayabilir!

*****

BİR zamanlar başarılı çalışmalarıyla KKTC’e “Tek Sosyal Güvenlik Sistemini” armağan eden Sonay Adem’in ölümünü  üzüntüyle işittim. Adem’e Allah rahmet ailesine başsağlığı dilerim.









Başa dön tuşu