“Zayıfcık güzeldi yahu”

14 Eylül 2014 Pazar | 13:13

Ali Atamer: Mehmet Bey Baf kasabasında “Yorgancı” olarak tanındığını duyduk. Nedir bunun hikayesi?

M.B: Abim vardı yorgancı Poli’de gittim yanına galırdım hem da sanat okuluna giderdim. 16 yaşındaydım ve yün işi çıktıydı. İngiliz askerleri alırdı yün. Ben da başladım yün işine. 3 şilin okkasıydı. 16 tane köye gider satardım. Peristerona, melendıra meletya, saharga, sarama köylerini hep gezerdim. 3 şiline alır 4 şiline satardık. 1500 lira gazandıydım o işten. Ondan sonra istedim gideyim Avusturalya’ya daha fazla para gazanmak için. Ama olmadı gidemedik.

Ali Atamer: Adanın en güzel kasabası diye nitelendirilen hatta şarkılara da konu olan Baf’ı özellikle Poli’yi anlatabilir misiniz?

Ü.B: Bağlarıynan meşhurdu. Zeytinleri, bademleri, harnıplar çok güzeldi yerimiz. Suları şar şar akardı. Ceviz, turunç macunu yapardık. Gelen çok beğenirdi. Tabii ben çocuk bakmaynan geçti yıllarım. Terzi yanına da gittim. Sabah giderdim guzulara öğleden sonra da yürüyerek terzi yanına. Babam madende çalışırdı annem ovaya giderdi. Çok arkadaşım olmadı. Benim çocukluğum eziyetli geçti.
M.B: Babam Destebandı. 4 seneden sonra geldik Poli’ye. Bizim esas köyümüz Demirci köydü (Aysierosu). 12 aileydik küçük bir köydü. Harnıpları keser gamini yaparlardı köylünün geçmi buydu. Alaman harbını hatırlarım. Babam alaman harbında esir düştü. Uçaklar bombalardı her tarafı. 1-2 seneda guraklık oldu Kıbrıs’ta. Herkes arpa yerdi. Ekmeğe guru üzüm gordun da yerdin. Babam Alaman harbında esir düştüydü. Ama İngiliz herşeyimizi öderdi ve alırdı. 6-7 sene kral hayatı yaşadık.
Ü.B: Bizim atalarımız iş iş. Başka bişey yoktu.
M.B: Poli’de Laçi denen yere giderdik kebap yapardık. Cennet gibi yerdi Poli.

Ali Atamer: Savaştan önceki yıllarda köyde beraber yaşadığınız Rumlarla ilişkileriniz nasıldı?

Ü.B: Onlar çoğunluktaydı. Evlerine gitmezdik. Sokakta görürsaydık gonuşurduk. Eskiden beri eyi anlaşmazdık. Bir evelden soğukluk vardı içimizde. Rumcayı ana lisanımız gibi bilirim. Çünkü Rumlarınan garışık yaşardık.
M.B: Türkçemiz yoğudu. Atarlımız bilmezdi Türkçe. Biz sonradan okulda öğrendik. Onlar tarla eker biçerdi rençberdi, biz da çobandık. Hep Türklerden sipariş ederlerdi hellimi peyniri. Biz da onların dükkanlarından alırdık pirinci bulguru Napsan İngiliz dönemi medeniydik.

Ali Atamer: 56 yıllık evliliğin ilk kıvılcımları nerde ve nasıl atıldı?

M.B: Tanımazdım gendi. Başka gızlar vardı yahu nerden tanıyacam.
Ü.B: Bu dayınız meğerlim görürmüş beni kırmızı çizmelerinan gezdiğimi. Hala daha aklındadır. Ama çapkınlıklarını, ciralarınan ne yaptığını hep anlatır vallahi hiç umrumda değil.
M.B: Ben görünca gendisini beğendiydim. Beğenmesem alır mıydım? Zayıfcık güzeldi yahu.
Ü.B: Benim halam vesile oldu aslında. Bunun annesi da gız arardı. Bir gün geldiler halamınan hem gaynanam görsünler beni. Çok zayıfıdım. Bir hanayımız vardı bunlar otururdu yukarda ben da aşağıda. Uzaktan uzağa görürdük birbirimizi. 4 ay sonra dediler nikah yapalım. Teralı çalgıcı vardı Hüseyin bir da elmas davulcu vardı onlar yaptıydı nikahı. 80 okka hayvan bazladık. Muhtar gıydı bize. Mavi geydik nikahta. Teralı nafinin gızı vardı meliha o gelin etti beni. Fotoğrafı Lefkoşada bir ermeni vardı o çekti. Ermeni mahallesi vardı lokmacının yanında orda çektik.
M.B: Gavurcukların düğünde oynardım. Brodon, defderon, diridon, garşılamalar, sirto, mendil oyunları. Çok eyi oyuncuydum. Düğünümüzü yapamadık çünkü her 6 senede bir Rumların inancı olan “isefto” denilen fena yıl gelirmiş. Ondan dolayı yapamadık düğünü.

Ali Atamer: Mehmet Bey savaş yıllarından da bahsedelim mi?

M.B: “55”lerde EOKA çıktı. TMT’ye girdik gönüllü. Ettim 5 sene orda. ‘63 e gadar TMT’de görev aldık. Gece yatırdık da uyuyamazdık. Magaryos’un adamları ortalığa dehşet saçardı.
Ü.B: EOKA’cılar gelirdi geceleri rahatsız ederdi bizi yok su isterlerdi yok ekmek. Gorgardık ama gene da kapıyı açardık.
M.B: Gizliydi bu teşkilat işi. ‘63de çarpıştık ‘74 de esir düştük Poli’de. 83 tane mücahitidik. Teslim olmamızı istediler. Biz da teslim olduk. Bazıları kaçtı Karaağaca (Pelatusa) gittiler.
Ü.B: Topladılar götürdüler bizi okula. Her yerde Gavur askeri. Birkaç kişi da vurulduydu. Sabahtan gittik evimize evimiz ev değil. Bütün evleri açtılar berbat ettiler. Yem yeyceği gaçak alırdık Rum askeri gomazdı bizi. Dışarı çıkamazdık.
M.B: 3 gün gece esir galdım. Beni çok dövdüler. Ondan sonra bıraktılardı bizi.
Ü.B: İngiliz hükümeti taba olanları gurtarırdı ama bize yardım etmedi. Gözümüzün önünde Rum askeri öldürürdü sivil halkı. Gaçacak yer arardık samanların içine girer saklanırdık.
M.B: 1955’de evlendik evliliğimizi hiç yaşayamadık. Hep gorgularla geçti “74”e gadar.

Ali Atamer: Her şeye rağmen özlem var mı o yıllara?

M.B: Hiç özlemem.
Ü.B: Severdik Poli’yi ama nefret ettik artık. Allah ta gomasın. Zaten yerleştiler evlerimize. Baf kasabası çok değişti zaten oraları tanıyamadık.

Ali Atamer: Ülkü hanım dilersen sohbetimizi bir maniyle kapatalım…

Ü.B: “Küp içinde yumurta, anne beni unutma, her aklına gelinca, gözyaşını durdurtma.”