Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yüzde 99’u reddet

Sosyal bilim çalışan arkadaşlara göre mutluluğun birinci kriteri; iş doyumu(ymuş). E bu demektir ki işini sevmeyen mutlu olamaz(mış). Biraz aş, biraz eş, biraz da iş arasında pinpon topu gibi darbelenmiş bi’şekilde gidip gelen bizler için ‘iş’ sürecini en öne koymuşlar bu’sosyal bilimci arkadaşlar. Düşünce ve de duygularımız konusuna eyvallah ama inançlarımız ne durumda? İnançlarımız sayesinde amaçlarımız ve de buna bağlı büyük resim belirlenmiyor mu? Orta ve uzun vadede bi’resim çizin ve kendinizi o soyut resmin içerisine koyun. İşte, buna da “vizyon” diyorlar yönetim bilim çalışan arkadaşlar. E bu durum çok kazandıran bir meslek grubu olan sporda da kendini göstermekte. Arsenal’ı 1996 yılından beridir yöneten efsane Fransız Arsene Wenger bi’konuşmasında; “İşe devam etmemi sağlayan; bu oyuna, yaptığım işe ve futbola duyduğum saygı ve de sevgidir. İçimde ortalama olmayı reddedip, elinden gelenin en iyisini yapabilmeye yönelik bir arzu var. Ne yazık ki bazen istediğim sonuçları alamayınca, kendimi ortalama gibi biri hissediyorum. Ama her bireyde onu daha çok deneyip, daha iyi olmaya iten bir şey vardır. Benim enerji kaynağım da budur” demiş ekselansları Wenger. E diğer bi’taraftan Sir Fergie (Alex Ferguson) konuyla âlâkalı ne demiş?; “Sporcularımın oyuna olan sevgisi ve mükemmel olma çabalarının birleşimi, doğal olarak oyuncuların meslekle ilgili beklenti, talep ve de arzularını da belirliyor. Büyük bir kulüpte kariyer yapmak istiyorsanız yeteneklerinize inanmalı ve bunlara saha dışında da bir bütün olarak bakmalısınız. Takımınızda kısa sürede büyük bir yetenek sahibiymiş gibi gösterilen oyuncular olabilir ama inanın ki bunların genellikle ayakları yere basmaz. Bu tip oyuncular içsel motivasyon konusunda sıkıntı yaşarlarsa yok olup giderler. Kalıcı olanlarher zaman bu tarz baskıyla başedebilen ve de bunu hayatlarına yansıtabilenlerdedir. Onların en büyük motivasyonbları ise mesleklerine olan sevgileridir” buyurmuş Sir. Ferguson. Hocalar haklı; Sporcular sadece başarıya odaklanmalı. Tabii işin ucunda da para var ya, ha’bire bu gençler de kulüp değiştirmece. Kimisi bu değişimden olumlu, kimisi de olumsuz etkileniyor. Genellikle huzur yerine parayı tercih eden arkadaşlar belli bi’süre sonra da “eksik olsun parası” diyebiliyorlar. Sonuç mu? Olmayan devlet cihanda bi’nefes sıhhat gibi ve de arkasına da huzur süreci başlatılmalı. Para her daim bu iki sürecin arkasından gelmelidir! E buna karşılık da “para elinizin kiridir” sözü de artık tarihe karıştı. Golcüler gol atıp kazanmak ister. Savunmacılar da gol yemeden maçı bitirmek ister. İşte, her iki mevki de de başarıya odaklılık yer alır. “Padişahım böbürlenme senden büyük Allah var” derdi ya yeniçeri, işte bu durum sporda da var. Bi’sakatlı bir numaradaki teniçiyi 50 sıra geriye atabilir. Futbolda da sakatlıktan dolayı sezonu kapama hâlleri artık normal bi’rutin oldu. Hayatını ayakjlarından ve kollarından kazanan bu ağır işçilerin mesleki yaşamları kelebeğin ömrüü kadar. “Bi’sporcu en çok beş yıl süresince en yüksek ücretle çalışabilir” diyor spor ekonomisi çalışan arkadaşlar. E hâl böyle olunca da mankenler gibi kısa ömürlü bi’meslekte “n’apsanız yeridir” konusu gündeme gelir. E bu süeçye de şiddet, şike ve de doping konuları sporcuya kapak yapar. Ötesi mi? Ötesinde tükenmişlik varolur. Yazının başında birinci mutluluk kriteri olarak ‘iş doyumu’ konusunu gündeme getirmiştik. İşte burda da başarı için tek bir anahtar var; Performansında yüzde 99’u reddet. Hade hayırlı traşlar