Köşe Yazarları

YÖNETİMDE YENİ YAPILANMA – UBP’NİN KONUMU VE BAŞKANLIK SİSTEMİNİN GEREKLİĞİ…











1963’den sonra  henüz adına “devlet” diyemediğimiz toplumsal düzeni oluşturanlar tutun ki çoğu İngiliz idaresinde çalışmış   “bürokratlardı..”




Oluşturulan toplumsal düzene “yönetim” diyorduk..



Hemen her alanda eğitim, sağlık, iç ve dış sorunlarla ilgili birimler, tecrübe ve  görgüye dayanan, çoğunluğu Kıbrıs Cumhuriyetinden  intikal eden “memurlar” tarafından kurumlaştırıldılardı..                                                  Kısaca 1963’de Rumlar tarafından KC’den  kovulan mazlum ve mağdur bir toplum  sızlanmalarında “ah vahlarla” çaresizliklerin yılgınlıklarını yaşamadıktı..                        Aksine olabildiğince sağlam ne yapması gerektiğini bilen, İngiliz İdaresindeki bilgi ve görgülerini bu kez  de   “Yönetimler” örgütlenmelerinde “düzen” haline getiren tecrübeli bürokratlar sayesindedir ki büyük sıkıntı ve bunalımlara düşmedikti!                                                    ***

YAPILANMA NEDEN ÖNEMLİYDİ? Çünkü olağanüstü dönemlerden geçiyorduk.     Köyler kentler arasında seyahat özgürlüğümüz bile yoktu.                                          Tam anlamıyla “kapalı bir toplum ekonomisi” içine kıvrıldıydık ki bir bağ maydanoza muhtaç!

Müthiş bir Rum militarizminin işkence ve baskıya varan sarmalı altındaydık. Kıbrıs Türk halkı ilk kez “olmak yada olamamak” arasında bir toplumsal mücadele veriyordu. Tutun ki bunun adı bugün de tarihe kaydını yaptırdığınca “varoluş mücadelesiydi!”                                                ***

VE ALLAH “OL” DEDİ: Devlet olduk! Hatta öyle sıradan falan değil. Uğruna her yıl bir genel  seçim yapacak kadar!

YÖNETMEK için siyasi partilerden oluşan hükümetler kurup, yönetemediklerinde kurduğumuz hükümetleri yıkacak kadar..

Ki artık Ankara ile ilişkilerimiz milyarlık parasal katkılar üzerine gelişmektedir..                Özgürlük ve egemenlik sorunlarımız da yoktur, korkacağımız Rum saldırıları da..

Hatta artık çocuklarımızı AB ülkelerinde okutup yetiştirecek kadar da iyiyiz..

Olağan günlere dönülse, Refahımız  daha  çok artacak!                                                                                ***

FAKAT YETMİYOR! Nitekim ne diyordu şair Baki: “Doyulmaz Lütfi ihsana, kanaat gelmez insana/ Kerem gördükçe ey Baki gedalardan (dilencilerden) rica artar!”

“Daha  daha” dediğimiz yerdeyiz yani! Kurduğumuz devlete artık sığamayacak kadar semirip geliştik ki arzularımızla ihtiraslarımıza hiç bir hükümet cevap veremiyor. Vermek istemiş olduğunda çapı ile kapasitesi yetmiyor!

Böyle de olunca en kabadayısından bir yıllık iktidarından sonra vadesi dolan hükümet çekip gidiveriyor,  yerine bir öteki siyasi parti yada partiler koalisyonu  geliyor!

Gitmek istemeyenler olursa onları da yapıştıkları koltuklarından çeke söke alıp kenara itiyorlar..                                                                                    ***

UBP KURULTAYINA BU GÖZLÜKLE BAKTIM: Köşe yazılarımı, eğer  olağandışı  bir değişiklik  yoksa genelde sabahları kahvehaneden geldikten sonra yazarım.

Dolayısıyla belki de bir gün siyasi tarihimize, “seksli kurultay” olarak geçecek olan  UBP’nin 22. kurultayının sonucunun ne olacağı  konusunda şu vakitte  yazımı yazarken ahkâm  kesecek durumda değilim.

Kaldı ki eğer “Lefkoşa krallığında” yaşamazsanız  Mağusa’da kırıntı haberlerle yetinmek  zorunda kalırsınız! Buna karşın:                                     ***

UBP DE ESKİDİ!  gerçek şu ki  “artık UBP de eskidikçe değişen, değiştikçe yamalı bohça durumuna gelmesi bir yana,  lime lime dökülen bir siyasi parti konumuna geldi!” Üstelik kendine özgü  “Sağ referans ve felsefesiyle” yerine koyacağı  ne bir taban oluşturdu ne de ötesinde bir liberal parti yetişti..

***

DOĞRUYU söylemem gerekirse yıllar yılıdır çoktan siyasetin kısır  döngüsüne  giren Doğu’daki Mağusa’dan Ersan Saner’in  UBP başkanlığına, oradan Başbakanlığa kadar yürümesi de mucize  olmalıydı!

Nitekim henüz davası bitmemiş ve beklenmedik tatsız  olaylarla Saner giderken, henüz  bilemediğimce yerine ya Sucuoğlu ya Töre yada  Taçoy gelecek de…

Atrtık UBP Rahmetlik Denktaş’ın  kurduğu parti değildir!..

Artık UBP, hangi meslekten olurlarsa olsunlar  açtığı şemsiyesi altında insanları, büyük kitleleri toplayabilecek kadar inandırıcı da değildir..

İlk kez “kadro hareketi” ile oluşan UBP  belki 1983’lerde KKTC’i yarattı ama sonrası devri iktidarında Kıbrıs Türk halkını ayni ulusal mefkûre içinde bir arada tutamadı..

Kısaca yıllar yılı dilime pelesenk yaptığımca hatta “mütegallibenin” partisi haline de getirildi..

Hakçasına değil, haksızlıklar üzerinde oluşturduğu politikaların kefaretini  koalisyonlar hükümetleri devrine muhtaç kalarak öderken…

Tutun ki Kıbrıs Türk halkına, taraftarlarına “bugünlerin skandallarını da yaşattı” ki şimdi yaralı bereli bir parti olarak yeni başkanıyla yolunu yürüyecek ama hep bir zamanların UBP’sini o kadro hareketini hatırlatıp aratarak!.

***                                   ŞUNU DA İTİRAF ETMELİ AMA:  UBP her şeye karşın hâlâ Kıbrıs siyasi sorununun emniyet supabıdır.

Bu toplumda hâlâ birinci derecede yükleneceği önemli görevleri olduğu gibi!   Kurultay sonrasında ne olup ne olmayacağını göreceğiz ama sırası gelmişken yeniden yazayım:

***

BU MEVCUT SİSTEMLE İSTİKRAR OLMAZ! Yani “parlamenter” dediğimiz sistemle..

Bakın öteden beri ne zaman bu tip devlet yapılanmaları ve yarattığı sıkıntılarla karşılaşsak  bizden bir punto önde olan Rum tarafına bakın derim:

Orayı taklit etmek ayni adanın hem siyasi hem de ekonomik koşullarına uyum ve başarı yönünden adaptasyonıumuzu daha çok artıracaktır..

(Neden ama? Onlar bizden daha akıllı daha çok iş bilen  oldukları için söylemiyorum bunu.  Fakat AB ve BM’ler üyesi dolayısıyla uluslararası ilişkilerde bir dünya devleti olarak maddi yardımlar ötesinde “akıl” aldıkları plan programlarını uygulayabilme kabiliyetine sahiplikleri nedeniyle diyorum..”

Dolayısıyla ayni coğrafyayı, ayni iklim ve benzer toprakları paylaşıyorsak  sistemlerini kendimize adapte etmenin ne zararı olacak ki faydası bedava olmalıdır..

TABİ öncelik “Başkanlık Sistemine” geçmeyi emredecektir..

Artık KKTC’i parlamenter sistem ahkâmlarında koalisyon hükümetleriyle yönetmek  mümkün görünmüyor.                                                      ***

(LAF ARAMIZDA öylesi bir rejim değişikliğinde Cumhurbaşkanlarını mesela Sn. Tatar’ı memlekette muhafaza etmek  ve icraata yöneltip Evliya Çelebi gibi diyar diyar dış ülkeleri gezmelerinden  kurtarmak da mümkün olabilecektir!)





Başa dön tuşu