Girne Araştırma Enstitüsü, Cumhurbaşkanlığı anketi ile birlikte, halkın genel eğilimine yönelik bir araştırmayı tamamladı.

Sonuçları bugün açıklanacak.
Kamuoyuyla ana hatları ile paylaşılan araştırma sonuçlarında, elbette herkes seçime yönelik rakamlara odaklanmış durumda.
Ben, anketin ikinci kısmında yer alan ve geçtiğimiz da sonuçlar elde edilen sorunun cevaplarına odaklandım.
“Sizce, KKTC’nin çözülmesi gereken en önemli üç sorunu nedir?”
Bu sorunun cevabında, dokuz konu öne çıkıyor.
Mesela, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünü sorun olarak görenler, halen ilk sırada.
Geçtiğimiz yıl, halkın yüzde 24.1’i çözümsüzlüğü büyük bir sorun olarak görmekteydi.
Ama bu yıl bu rakam yüzde 20.02’ye geriledi.
Yıllardır “temel sorun” olarak görülen Kıbrıs sorunu, gerileme trendine girdi.
Peki, ne dikkatimi çekti?
Elbette en fazla yükselen konu.
Geçtiğimiz yıl, halkın yüzde 14.4’ü, sağlık sistemi ve sosyal güvenlik politikalarındaki yetersizliği sorun olarak görmekteydi.
Bu rakam, yüzde 18.96’ya yükseldi.
Az buz değil.
Maalesef, bu ülkede ciddi anlamda “sosyal devlet” politikasına ihtiyaç var.
Bu kesin.
Adil bir gelir dağılımı yok.
Adil bir “iş bölüşümü” yok…
Kaynak bölüşümü yok.
Tümünün altında yatan neden elbette “sosyal güvenlik” politikalarının yarım yamalak, ağır aksak devam etmesi.
Araştırmanın devamı da var.
Örneğin eğitim sistemine duyulan güven de azaldı…
Geçtiğimiz yıl yüzde 7 olan memnuniyetsizlik, bu yıl yüzde 8.16’ya yükseldi.
Yorumlamaya devam edelim.
Toplu taşımacılık yavaş yavaş sorun olmaktan çıkıyor.
Neden?
Çünkü bu alandan halk umudu kesti de ondan… İyi olduğundan değil elbette.
Demokrasi de yeterli değil.
Demokratik hak ve özgürlükler konusunda geçtiğimiz yıl iyileştirme isteyenlerin oranı yüzde 3.1 iken, bu yıl 3.43’e yükseldi.
Ve son olarak…
Yolsuzluk ve rüşvetle mücadelede, halk artık daha dikkatli, daha üretken olunmasını istiyor.
Siyasetçi olsam, utanırdım…
Yargıda olsam, başımı iki elimin arasına alır, düşünürdüm.
Normal mi bu?
Geçtiğimiz yıla oranla, bu alanda mücadele isteyenlerin oranı hızla artmış.,
Yüzde 9 iken, yüzde 13 olmuş…
Az bir şey mi?
***
Polis neredeydi?
Yok, yok…
Kimse yanlış anlamasın.
Amacım, “Polis neden eylem yapan hayvancıyı tokatlamadı, coplamadı” noktasına da varmak değil.
Ama bu ülkede, yakından izlemediğim eylem yok neredeyse…
Örneğin daha kısa süre önce, sendikaların Meclis önüne taşımak istediği eylemde, polis anıtın önünde barikat kurdu.
Sendikacıları ve sendikalıları Meclis’le elçiliğin bulunduğu alana sokmadı.
Ama daha önceki gün, hayvancı eyleminde, traktörlerle Meclis’e girildi.
Polisle dalga geçilir gibi, suçsuz ve günahsız polis mensuplarının üzerine süt sıkıldı…
Dün eylem Maliye Bakanlığı önüne taşındı.
Tıpkı Meclis’teki gibi, önce Maliye önüne gelindi, ardından da kamuya ait bariyerle yerle bir edildi.
Polis gene seyretti.
Bana sorarsanız, herkes istediği yerde eylemini yapabilmeli.
Yolu mu kapattılar? Trafik polisi cezasını yazabilir… Yazacak da…
Bariyerleri mi yıktılar?
Kimin yıktığı bellidir.
Kamu malına verdiği zararın bedelini öder.
Zaten, bunu yapanlar da sonucunu göze alarak adım atarlar…
Çiftçi de hayvancı da geçmişte bu tür cezaları ödedi, gene öder.
Ama ben, esasen aradaki ayrımcılığa takıldı.
Yani Şener Elcil ve Ahmet Kaptan, yanına Tahir Gökçebel ve Aslan Bıçaklı’yı alınca, anıta kadar gelerek eylem yapabiliyor, ama çiftçi ve hayvancı kapıya kadar dayanıyor.
Neden bu ayrımın nedeni?
Neden polisin demokrasisi herkese eşit işlemiyor?
Yoksa?..
































