Dün, www.vayguzzum.com isimli, sosyal içerikli haberler paylaşan sitede dikkatimi çekti…
Haber şu:
“Taşkent Doğa Parkı zoologları, bir “gufi” yılanı daha doğal ortama bıraktı. Girne’de bir evin avlusundan alınan “gufi” olarak da isimlendirilen dev engerek, gerekli bakımları yapıldıktan sonra doğaya bırakıldı.
Ülkede, bir çok ağaç ve hayvana yeniden yaşam veren Taşkent Doğa Parkı, bünyesinde barındırdığı uzmanlarla da fark yaratıyor. Gufinin doğadaki resimlerini de paylaşan park yetkilileri, “Bu muhteşem “koca engerek” halk diliyle “Gufi” birkaç gün önce Girne’de bir vatandaşımızın bahçesinden kurtarıldı.”
Fotoğrafa baktım…
Kanım dondu…
Gerçekten…
Kocaman bir gufi…
Kıbrıslı deyimi ile gufi…
Dünyada bilinen adıyla engerek…
Fotoğraf gerçekten ürkütücüydü.
Fotoğrafı, kamuoyuyla paylaşan da Taşkent Doğa Parkı yetkilileri…
Değişik insanlar…
Kuru ağaç göremezler, yeşertirler…
Yaralı hayvan göremez, iyileştirirler…
Bunun için kimse onlara para da vermez.
Herkesin bozduğunu onamaya talip bu adamlar, bu kez bir yılanı, gufiyi, engereği, Girne’de bir evden aldılar…
Sonra ölçtüler, tarttılar, yarası varsa baktılar…
Doğaya saldılar…
Bir keresinde, “Taşkent Doğa Parkı’nı yaratan deliler” demiştim.
Umursamazlığın…
Vurdumduymazlığın…
Hissizliğin…
Duygusuzluğun…
Bananeciliğin…
Bencilliğin hüküm sürdüğü bu diyarda…
Elbette Kemal Basat ve arkadaşlarını bu “akıllılar” arasından ayırabiliriz.
Bana kızmasınlar ama…
İyi ki bu “deliler” var…
Neyse…
Gelelim yılan konusuna…
Yılandan neden korkarım…?
Beni tanıyanlar bilir…
Film bile seyretsem, yılan sahnesi varsa, o kısmı izlemem.
Bu yüzden yarım bıraktığım film dahi var.
Çocukluğumdan kaynaklanıyor…
Hani psikologlar der ya, “çocukluğunuza inelim” tam da öyle…
Yaşadığım şu…:
Düşünün…
10- 12 yaşlarındasınız…
Mesarya ovasında koyun bekliyorsunuz…
Yaz…
Aşırı sıcak…
Tek bir ağaç yok…
Ne yaparsınız?
O çocuk aklım ve boyumla…
Balaları 2- 3 adet olacak şekilde üst üste koyar…
Gölgesine yatardım…
Güneş döndükçe, ben de gölgeyle dönerdim…
Yere temas eden balya, haliyle alttan nemlenir ya…
İşte yılan arkadaş da gelir o balyanın altına yerleşirdi…
Düşünün tekrar…
10- 12 yaşlarındasınız…
3 adet balyanın gölgesinde iki büklüm yatıyorsunuz, güneşten korunmak için…
Derken bir “şırıltı…”
Kafanızı kaldırdınız, bakıyorsunuz, bir yılan…
Ama gufi…
Ama garayılan…
Tabana guvvet…
Yılan bir yana kaçardı, ben bir yana…
Yılan benden korkardı, ben yılandan…
O güneşin altında, saatlerce kalırdım ama o balyaların gölgesine asla gitmezdim.
Sanırdım ki yılan halen orada…
Suyum orada kalsa, susuz kalırdım ama gene gidip almazdım mataramı…
Sonra başka balyadan gölgelik yapardım ama…
Ara ara bu yılan işi tekrarlanırdı.
Bu bende “fobi” olarak kaldı.
Korkarım… Tiksinirim… Ürperirim…
Yılan göremem…
Belgeselini de izleyem…
Filmini de izleyemem…
Fotoğrafına bakmaktan korkarım…
Kaldı ki canlı görecem…
Korkun ama öldürmeyin…
İşte bu sayfada gördüğünüz fotoğraf gibi…
Taşkent Doğa Parkı, bu yılan arkadaşın bakımını yaparak doğaya saldı ya…
Bir de şöyle not paylaştı:
“Bu muhteşem “koca engerek” halk diliyle “Gufi” birkaç gün önce Girne’de bir vatandaşımızın bahçesinden kurtarıldı. Tartılıp ölçümleri alındıktan sonra ait olduğu doğaya geri bırakıldı. Yılanların ekosistemimizdeki yerleri çok önemli, onlar doğanın zararlılarla mücadele yöntemi.”
Diyeceğim o ki…
Kemal Basat’ın da dediği gibi…
Benim gibi tabana kuvvet kaçın…
Korkun…
Ürkün…
İrkilin…
“Vaygavvolem gufiye bak…” deyin…
Ama öldürmeyin…
Bırakın doğal denge içerisinde yaşasınlar…

































