Köşe Yazarları

YIL 2004 (BAKIN BİR GÜN NE YAZDIMDI)

Eşref Çetinel yazdı...








Türlü çeşitli gazetelerdeki köşe yazılarımı, haberlerimi, röportajlarımı hiç arşivlemedimdi. Aziz Nesin’in “en iyi köşe yazısı okunduktan sonra çöpe atılandır” dediğine nazire hatta bazen çöpe giden gazeteyle birlikte kesip sakladığım bazılarının dışında onlar gidiverdilerdi!




İşte geçenlerde önemli haberleri için bir karton kutuda sakladığım bazı gazeteleri karıştırırken, aralarına sıkışmış 2004’ün hemen sonrası olması gereken bir yazımı buldum. Ya Bozkurt gazetesinde yazımdı yada daha sonra geçtiğim Halkın Sesi gazetesinde..



Başlığı “Büyük Değişime Bakalım”dı. Serdar Denktaş’ın Mete Han sınır kapısını açtığı dönemdi. (Neden adı ta asırlar öncesine giden bir tarih efsanesi kahramanına aitti” onu da yazımın sonunda anlatacağım.)

Yazıma şöyle giriyordum:

“KİMİ gazeteci refiklerim diyorlar ki Kıbrıs’ın Kuzey’indeki değişimi artık kimse durduramaz. Yeni bir dönem başlıyor. ‘Statükocular’ eskiye dayalı saltanatlarını bu büyük değişim ve gelişme karşısında koruyamayacaklarını bildiklerinden canları sıkılıyor…”Tabi anladınız: O statükocular, Annan Planına karşı çıkanlar dolayısıyla başı çeken Denktaş’tı! BEN Annan planına Denktaş’ın safında ‘hayır” diyenlerden biri olarak olayı yorumlamak gereğini duyarken bu konuda söz konusu köşe yazıma, “önce bu değişimin panoramasına” bakalım diye başlıyordum ve şöyle devam ediyordum: “HER gün beş bin Türk Güney’e geçip Rum’un işçisi olarak inşaatlarda çalışıyorlar…” Çoğu yerde daha çok yevmiye karşılığında sigortasız… Her gün binlerce yurttaşımız Güney’e alış veriş yapmaya gidiyor dolayısıyla işçilerimizin orada kazandığını sandığımız paralar kadarını yine Güney’e akıtıyorlar!.. Hatta bu durum karşısında lafazanlık yapan Papadopulos diyor ki  “elli bin Türk’e pasaport verip ‘onları’ (yani biz Türkleri) AB’li yaptık!” Ve Türklere verilen bir o kadar da kimlik kartlarını hatırlatıyor…) Tabi Papadopulos’un bu lafazanlığına, bize hamimiz gibi yaklaşmasına üzülüyor, söylediklerine yazımda takılırken şöyle diyordum, aktarıyorum: “…TUTUN ki Güney artık velinimetimiz oluyor! “Sadece 2004 yılında 2 bini aşkın yurttaşımız Güney’deki hastanelerde tedavi görüyor. Ayni Papadopulos Türk tarafına çağrıda bulunarak ‘ürettiğiniz her malı limanlarımızdan ihraç edebilirsiniz dolayısıyla AB ile doğrudan ticaretinize hiç gerek yoktur, ben size bunu sağlıyorum’ diyor!..

VE bu gelişmeleri yorumlarken Papadopulos’a yönelik söyle diyordum köşemde: “Papadopulos Güney Kıbrıs’ın Türklere gösterdiği hamiyetle inayetini işte dünyaya böyle reklam ediyor! Ki Rum Sağlık Bakanlığı müsteşarı bile “artık Türklerin sağlığı da bize emanettir” diyebilmektedir!”

***O dönemin Cumhurbaşkanı Sn. Mehmet Ali Talat’tır. Bir yandan Papadopulos’la çözümü görüşüyor öte yandan (ne diyecektim bilir misiniz) yeni bir KKTC kurmak için uğraşıyor…) Hayır ama! Şimdilerde yeniden seçilecek Cumhurbaşkanının da  hiç öyle bir yetkisi ve görevi olmayacak öncesinde de hiç olmadıydı! Cumhurbaşkanlarımız yukarıda vurguladığımca 1974’den beridir sürüp giden müzakerelerde Rum Cumhurbaşkanlarının oyunlarını bozmaya çalışmaktan, sinirlenip kendilerini Saray önündeki dikilitaşa asmaktan söz edecek kadar usanç yaşamaktan öte gidemediler…)

***

YAZIMIN da başlığı olan o “büyük değişim” lafı ise Annan planı referandumu arifesinde Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyalarının da başladığı dönemdir. Yazıma şöyle devam ediyordum:  “TALAT Birleşik Kıbrıs’ı yaratmaya uğraşırken, Güney’de siyasetin aklını ortaya koyan Papadopulos oluyor! Şöyle ki gelin Mağusa limanını uluslarası bir şirketin idaresinde ortaklaşa çalıştıralım. Buna karşılık Maraş’ı iskâna açın! (Tabi sahipleri Rumlara demek istiyor.) Yanı sıra limanın iyileştirilmesi için ki biz otuz yıldır tek çivi çakmadık, 4 milyon dolara varacak inşaat malzemesini karşılamaya hazır olduğunun mesajını veriyor, iyilik havarisi cübbesini giyiyor…” (Demek Maraş her devrede gündemde sıcaklığını koruyan bir kadavra kent oldu!)

Ve “yazımı uzatmadan noktalayım” dedikten sonra da az biraz Cumhurbaşkanlığı seçimine değinerek “Denktaş’tan beridir ayni oyunların oynandığını” yazıyordum.. “Denktaş’a yapılanın şimdi de Talat’a yapılmak istendiğine” mim koyuyordum.. Ve yazımı şöyle bitiyordum.

***

“UZATMADAN noktalayayım. Eğer bu olanlar değişimse, statükonun yıkılmakta olduğunun somut ispatıysa, Kuzey Kıbrıs bu nedenlerden dolayı büyük değişim geçiriyorsa, yaşasın Rum! Allah başımızdan eksik etmesin, bize bu mutlu günleri gösterdiği için!..”

…TUTUN ki “şu gazetecilik serüvenim dediğimin üzerinden 50 yıl geçti. Şimdi hayıflanıyorum. “Keşke diyorum neredeyse 50 yıla varan bu yarım asırlık zaman dilimini yaşarken bugünleri tahmin edebilseydim. Çözümsüzlüğün bu kadar uzayacağını görebilseydim.. Keşke o gazeteleri yazılarımı arşivleseydim.. Zamanı geriye saramazdım ama geleceğe daha dikkatli ve bilinçli bakardım!

 





Başa dön tuşu