YAZ!

8 Temmuz 2018 Pazar | 11:37
Bedia Balses

Yaz… Doğduğum, sevdiğim mevsim. Stressiz, koşuşturmacasız, sınavsız, ödevsiz, sorumlulukların çoğundan arınmış ara kesit. Yaz… Yazmak, okumak, yeni kahramanlar ile tanışmak. Yeni projelere hazırlık. Kendini dinlemek, uzun gecelerde, uzun sohbetler etmek. Aile ile dostlarla geçirilen keyifli vakitler. Yaz, çocuklar. Çockların okuldan, dersten, kurstan uzakta sadece keyifle geçirdiği saatler, günler. Gülümsemeli, bol gezmeli, bol denizli, bol kahkahalı aylar.

Yaz, deniz, kumsal, güneş elbette. Yanık tenlilerin daha da kömürleştiği, gripten, nezleden uzakta günler. Sabah uykusu, telaşsız yemekler, endişesiz sabahlar, masmavi akşamlar. Aşkın şarkılarda neşelenebildiği yegane mevsim. Yeni tanışıklıklar, anılar, insanlar, Kıbrıs’ın Kıbrıs olduğunu yeniden hatırladığı mevsim.

Yaz, bitmek bilmez düğünler, gelinler, damatlar, ayrılıklar, dedikodular, ıvırlar zıvırlar. Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen koskoca üç ay. Hızla geçip giden cinnet sıcaklar, elektrik kesintisi, sivri sinekler, küp düşenler, ter kokulu insanlar. İncecik elbiseler, şortlar, parmak arası terlikle geçirilen aylar. Deniz kokusu, şezlogda okunan kitap. Buz gibi bira, Yaz, kesilen biletler, hazırlıklar, şapkalar, gözlükler, tatil hazırlıkları.  Dinlenmek, kestirmek, öğle uykusu. Salaş giyinmek, kuaföre ara vermek, ıslak saç ile gezinmek. Yalın ayak dolaşmak, serin bir yer aramak.  Sokaklarda yürüyüş yapan insanlar, yasemin kokuları, balkonda  yenen yemekler. Gece yarıları içilebilen kahveler, ziyaretler, karpuz hellimle geçirilen bir mevsim.

Yaz, festivaller, konserler, hacanan paralar, dekolteler, uzun okumalar, biten kitaplar, hiç gelmeyecek bir kışın öncesini yaşama sanrısı. Yaz, yaza yaza bitmeyen sevgili mevsimim. O sıcak, o ateşli, o uslanmaz, o başa çıkılmaz mevsim, insanın “insan” olduğunu yeniden hatırladığı zamanlar.

“A Kent’Annos” DOSTLAR

Uzun yaşamlarıyla nam salan Sardunyalılar’ın en büyük özelliği sakin, stressiz yaşam şekilleriymiş. Huzurlu yaşamları, şarapları, Akdeniz mutfağı ile 100 yaşlarına kadar yaşayan Sardunyalılar yüzyıllık meşe ve zeytin ağaçlarının serinliğinde sürdürüyorlar yaşamlarını. Şimdi bu cinnet adada yaşarken özledim bir başka adayı.  Kaçmak deyin, usanmak deyin, korkaklık, bencillik deyin, ne derseniz deyin. Granit dağlarına bakarak cannonau şarabını yudumlamak ve yanında pecorino peyniri yemek istedim. Ben bu adaya aşıkken, bir başka adayı hayal ettim…

Evet güneşin en güzel doğduğu bu ülkeden yorulmuş bir vaziyetteyken Sardunya adası beni düşlerimde alıp götürdü. Ne olamayacağımı anımsatır gibi çizdi kalbimi. Oristano şehrinde yapılan Sartiglia Karnavalı’na gitmek istiyordu ruhum. Kaybettiğim şiir yüzlü insanların  izini sürmek istiyordum. Daha geçen hafta Tatlısu’da çok güzel ağırlandığımız bir yerde şiiri kaybetmiş olduğum hissi sarmaladı beni.

Sardunyalılar birbirlerine “A Kent’Annos” diyerek dilekte bulunurlarmış. Bu, “100 yıl yaşayasın” dileği onlar için normal sayılırmış. Bizde genç yaşlarda kanserden, kazadan, intihardan ölen insanları düşündükçe 100 yıllık yaşamın nasıl da lüks bir dilek olduğunu bile bile yazdım bu sözü. Aslında onları anlamaya çalışarak. 100 yıl yaşamayı istermiydim ki? Kaliteli, huzurlu, sağlıklı bir yaşamsa neden olmasındı. Hem de insanların uzun yaşadığı bir yerde. Yani sevdiklerini tek tek toprağa vermeden, yaşamak… Güzel olabilirdi… Yüzyıllık zeytin ağaçlarının altında dolu dolu bir yaşamın şiirini dinginlikle yazabilmeyi denemek isterdim, evet.

Festivallerle yoğrulmuş ve yorulmuş biri olarak binlerce sembolün ve sihirin, umudun ve acının karnavalı Sartiglia da bulunmak benzer miydi buraların festivallerine diye sormadan edemedim kendime. Yerlere dökülen saman ve kumlarla zenginleştirilen bir karnavalın o duygu yüklü insanlarıyla birlikte olmak nasıl birşey olurdu? Çeşit çeşit maskeleri takmak ya da. İçimin hallerinde maskeleyemediğim yığınla düşünce, an, anı birikmişken ve etrafımı süslü maskelerle döşeli suratlar kaplamışken hangi festivalde şiiri arayacaktım ki burda? Kıbrısta. Kebap kokuları arasına sinen ve aslında şiir taşımayan insanlarla şiirin ne kadar uzakta olduğunu bir tokat gibi hissetmek hangi karnavalın etkinliği olacaktı bana?

Hayallerimin dönüp geldiği yerdi yine, aşkla bağlı olduğum bu canım ada. Adam… Yaram… Huzursuzluğum, stresim, başağrım. Hapishanem, tutsaklığım, umudum, tutkum… İki ada arsındaki yollar düşüncemde birbirinden zıt istikametlere doğru yol aldılar. Bir hayallik dahi olsa unutmaya çalıştığım siyasi yarışları, pahalılığı, yozlaşmayı, intiharları yeniden anımsadım. Aslında bir süreliğine cennet adamın Sardunya gibi neden olmadığını sorguladım kendi kendime…  

Gezindim, durdum geldim adama… Kendi yerime, yurduma. Ruhum, alıp başını gitmek istiyor. Belki Sardunya’ya … Şiiri aramak, aşkın o kutsal varlığıyla kuşanmışken,  gitmek, yürümek ve aramak istiyorum kendimi. Sıkışıp kalmış gibiyim kapı aralıklarında.  Aynı sözler, yüzler, cümleler koşuşturmacasında ezberlediğim ve korktuğum dar bir kalıbın mengenesinde dişlilerin arasında ezilmemek, çiğnenmemek ve yenilmemek için çabalıyorum…

Bir ada düşledim, uzaklarda. İnsanları huzurlu yaşadığı…

“A Kent’Annos” dostlar.

Hayatlarınızdan huzur eksilmesin…

Zamana Asılı Mektuplar:

Hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar ‘a, ateş hırsızlarına, Ernesto “Che” Guevara’ya, yollara yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz.

Kötü şeyler gördük. Savaşlar,katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük.
Biz de öldük.
Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik.
Teşekkürler dünya.

Kazım Koyuncu