Sıcaktan rengi solmuş gökyüzü adeta bütün bedeniyle yapışır bu toprak parçasının üstüne haziran geldi mi?
Bu acımasız sıcak önce ağaçların yapraklarına ve dallarına iner, sonra çevresinde ne varsa, binaları, yolları, sokakları, caddeleri sıkıca kavradığında hayat bir boğuşmaya dönüşür.
Aslında geceler serin, ve yıpratıcı sıcaklar için henüz vakit erken, fakat eli kulağında beklemektedir…
…
Böyle mevsimlerde okullar kapanmak üzereydi; bitirme imtihanlarına gidip gelirdi öğrenciler; Kız Lisesi’nin demir gancellesi önünde bekleşen erkek öğrencilerde azalma görülürdü…
…
Haziran bütün zamanlarda o berbat sıcakların habercisidir.
Bir de nedense bu mevsimde şaşırtıcı bir şekilde elini kolunu sallayarak dolaşır ölüm ve beklenmedik bir haber sarsabilir ortalığı, İsmail Kemal’in bu mevsimde hayattan koparıldığı gibi.
Haziran’a bakarsak burada ve her yerde birçok isim söküp koparılmıştır hayattan, aynı ayda, bazan aynı günde ve kim bilir aynı saatlerde…
…
Aslında mevsimin döneceği, samansarısı tarlalarda top haline getirilip sanki bir uzay boşluğunda belirli aralıklarla özenle dizilmiş gibi görünen saman demetlerinden belli olur.
Efkalipto yaprakları serttir ama gül yaprakları ne yapsın?
Yazın girişiyle birlikte başlar gül yapraklarının dökülmesi ki bu dökülmeden ziyade yanarak ölmektir, neyse ki her mevsimin çiçeği vardır, ya yaseminler de olmasa?
Yaseminler dökülmelerine rağmen sürekli kendi kendini çoğaltmaktadır aynı mevsimde inada inat…
…
Her mevsim birbirine mi benzer bilemiyoruz.
Yaşanan bir sonbahar her seferinde aynı sonbahar mı?
Önümüzdeki bu yaz geçmiş yılların yaz mevsimleri gibi mi olacak?
Yoksa mevsimleri berbat eden başka şeyler var mı?
İlkyaz günleri yaşanırken fetihçilerin çıkıp Maraş masalı anlatması bu yazın berbat geçeceğine işaret mi?
Mevsimlerin tadı tuzu siyasilerin ileri-geri tutumlarıyla kaçar mı?
…
Maraş masalı tekrarlanırken ben de Gogol’un “Masallar” ını okuyordum.
Bir an 19’uncu yüzyılın Ukrayna’sındaki panayırlardaymışım gibi çalınan çingene şarkılarını hissettim.
Bu ülkede yaşanan yaz sıcaklarını da anlatıyordu yazar, bu yüzden bir kez daha yaz’ı yazmaya kalkıştım içimde gezi’nen “kalkışma” hissiyatıyla…
…
Kız Lisesi’nin önündeki bekleyişler tükenince, okulların tekmil kapandığı ve yaz tatiline girildiği anlaşılırdı…
…
1974’ten önce Maraş’a gelen Hollywood’un ünlü iki ismi Richard Burton ve Elizabet Taylor’un kaldıkları otelin teşrifatçısı Kıbrıslı bir Türk’tü.
Kıbrıslı Türklerden çok az sayıda insan bu bölgede iş tutmuş olmalıydı; nihayetinde bu bölgeye ve bölgenin bütün malına mülküne Rum nüfus ile Rum ve uluslararası iş insanları hakimdi.
Richard Burton bizim teşrifatçıya (galiba adı Mehmet’ti) yüklü sayılabilecek bir bahşiş vermiş, bu cömert bahşiş ve çiftin Maraş ziyareti gazetelere konu olmuştu.
Fetihçi zihniyet bahşiş mi istiyor, toprak mı istiyor?
…
Diyeceğim yaz geldi.
Tadı kaçmadan yaşansa…
































