Köşe Yazarları

Yayılmacı Rum-Yunan siyasetleri!

Dün “Kıbrıs siyasi sorununa yönelik” yorumumun sonunda “yarın da Politis gazetesinin itiraflarına bakarım” dedimdi!

Neydi o itiraflar?   “Rum milis ve askeri güçlerinin 1974  ve öncesinde Türk’leri nasıl kıydıklarının, jenosit hareketlerinin, öldürüp kör kuyulara attıklarının, toplu mezarlara gömdüklerinin haber ve yorumları…”

Daha önce de Rum tarafındaki bazı gazeteciler “hiç mi suçumuz, günahımız yok” diyerek Türk halkına yönelik bu kıyımlardan  söz ettilerdi.

BİZ bu insanlık dışı olayların hâlâ yaşamakta olan tanıklarıyız..    Bu nedenle “Politis”in ifşaatlarına “az bile dedik!” Ve ekliyoruz: Olası çözümde  “böyle olaylar yaşanmayacak” demek de mümkün değildir!

ÇÜNKÜ  bu adada “Rum halkının “ada “sahipliğine” dayalı aidiyet duygusunun bir mucize eseri ırksal mutasyona uğrayıp “insan kardeşliğine” dönüşeceğini  düşünmek ayni oranda büyük bir “insanlık zafiyeti” olacaktır!

Önce bu adada Rum liderliği ile kilisesinin yarattığı siyasi sorunun hâlâ devam etmekte olduğunu kabul etmek gerekir.

Bu sorunun “Türklük-Rumluk” yanı sıra “toprak kavgası” olduğunu  da kabul etmek gerekir..

Asıl sorunun “aidiyet” duygusundan kaynaklı “ada egemenliği sahipliği” olduğunu kabul etmek gerekir…

ARTIK bazı gerçekleri çok iyi görüp analiz etmemiz  gerekir. Rum-Yunan yayılmacılığı 1958’lerden beridir süregelen çatışma ve siyasi olaylarla birlikte devam etmektedir.

Örneğin  “Rum-Yunan” birlikteliğinde sürdürülen  “Enosisin gerçekleştirilmesinden” vaz geçilmiş değildir..

Ege denizinden Akdeniz’deki Kıbrıs adasına kadar uzanan adalar egemenliği hedefi de devam etmektedir!                                                                                                  Şimdilerde  “Doğu Akdeniz’de, münhasır ekonomik bölgelerle hidrokarbon yataklarını da içine alan bir  Rum-Yunan “hakimiyet  alanı” oluşturulmaktadır ve bunu görmemek mümkün değildir!

KIBRIS bu yayılmacı siyasetlerin odak noktasıdır!   Mesela biz Rum’a  Kuzey coğrafyamızdan toprak vermeyi, nüfusunu aramıza sokmayı kabul edecek kadar saflık gösterirken; bir de Rum’un istedikleriyle peşinde koştuklarına bakın! Gelecekte de bu adada TC ile Yunanistan’ı da içine alacak  toplumlar arası   çatışmaların olabileceğini  görmemiz  gerekir…

Dünün Türk halkına yönelik “kıyımlarının,” yarın çok daha organize savaşlara dönüşmeyeceğini de  kimse iddia edemez!

Bunun için diyoruz ki “TC’nin garantörlüğünde iki ayrı devlete dayalı bir çözüm!” Adını ne isterseniz koyun!

**********

ASIL BÜYÜK DEĞİŞİM ÖNCE KAFALARDA GERÇEKLEŞMELİDİR!

Nereden çıktı, niçin çıkartıldı, kim çomağını soktu karıştırdı bilinmez ama biline ki  TC ile KKTC arasındaki ilişkilerde “iki devlet” ifadesini de kapsamına alan  söylemiyle “maraza” çıktı!

Her ne kadar başından beridir  “dörtlü koalisyon” hükümetinde “balans ayarı” yaparak dengeleri sağlamaya çalışan Serdar Denktaş, “TC ile aramızda bir sorun yoktur” diyorsa da işte buna şaşarım çünkü olmaması için tek olumlu neden yok ortada! İşte bazı örnekleri:

“KKTC-TC Mali ve Ekonomik protokollerin imza ve sürelerine karşılık bugüne kadar uygulanını göremedik!”

Hâlâ “kurumlar” zararlar hanesinde heyamola çeker, devletin sırtında yük olurlarken, önceki hükümetlerden başlayan atalet ve adam sendecilik sonucunda, “reformlar” dillerden düşmedi ama uygulama için  hiçbir kıpırdanma olmadı!

FAKAT ilişkilerdeki asıl kırılma TC’den akan suya gösterilen tepki oldu! Türkiye’nin gözlerinin içine bakarak “bizi suyunla esir edeceksin” de dendi, “pahasıyla sömüreceksin” de dendi! Bu kadar saçmalık artık KKTC’de olurdu, vallahi oldu!

Ardından gelen “kablo ile elektrikten” de söz edelim mi? Yeni başladık tartışmaya “ihtiyacımız yoktur” diyoruz!

HA sonra   ne olduydu? TC ile KKTC arasında Eğitim anlaşması.. Karşılıklı yardımlaşmalar olacaktı.. Hala Sultan İlahiyat Koleji de bu anlaşmalar silsilesi içinde oluşturuldu.. Ki olalı beridir gündemden inmedi! Din üzerine kurulan bir okula “laik olsun” bile dendi! Ve kaşıya kaşıya kanatıldı!..

TÜM bu benzeri olayları görmezden gelemeyiz! Unutmayın artık KKTC’de Türkiye’nin uzantısı ve ayni zamanda yurttaşlarımız olan (Kıbrıslı değil) Türkiyeli bir kesim vardır. Üstelik artık gettolarda da değiller!

Tarımdan sanayiye, turizmden ticarete, toptancılığa, sanat ve zanaata kadar geniş bir yelpazede “iş yapan insanlardırlar.”

(Nitekim Rum neden bir kısım TC’lilerin    geri iade edilmesini, sayılarının sabitlenmesini çözüm şartı haline getirdi  sanırsınız? Yarın çözüm oldukta kendi faaliyetlerine rakip kesimin TC kökenliler olacağını hem görüyor hem iyi biliyor da ondan! Üstelik onlar varken TC’siz ada yaratamayacağını da iyi biliyor!)

Bizse bu kesimi hâlâ sindiremedik bir yana, TC ile ilişkilerini de dikkate almak istemiyoruz!

BARIŞ Harekâtından sonra bu adada sadece “coğrafyalar” değişmedi!” Demografik yapı da değişti.. Fakat aradan 44 yıl geçmesine karşın hâlâ 1974 “hatırlarıyla” zaman öldürüp, Kuzey’deki büyük değişimi değerlendirmekten kaçıyoruz, faturasını gene biz ödeyeceğiz ama!

**********

KISACA TAKILDIĞIM.  (YOLCUDUR  ABBAS!)

Ne zaman ki KKTC’de önce uyarılar, sonra uyarılı eylemler, peşinden grevler başlar, biline ki hükümetin vadesi dolmuş, yeniçeri isyandadır, seçimin ve oyunun diyetini istemektedir!

…Ve uyarılar, eylemler, grevler başladı! Bu ne demektir?

Yolcudur Abbas, Hükümet gitti gider!

 

 

Daha Fazla Göster



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı