Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yavaş yavaş

Meselelere bütüncül bakabilmek zor bir iştir ve fevkalade mühimdir. Çünkü bütüncül bakamayan, parça parça da bakamaz. Bu da onun “mesele” ile olan bağını büsbütün koparır. Bağ kopunca önyargılar ön plana çıkmaya başlar. Sonuç tabii ki hüsrandır.

“Türkiye’yi anlamadan ülkemizi anlayamayız” önermesi doğru bir önermedir. Ama ülkemizin karakteristik yapısı gereği buna Yunanistan’ı ve İngiltere’yi de katmak zorunda olduğumuz bir gerçektir. Oysa “entelektüel” modeli açısından, bilhassa Türk aydını incelenmelidir bu fakire göre. Burada bir tezat var gibi durabilir. Dursun. Tez ve antitezden doğar sentez.

Geçen yüzyılın yükselen fikri ‘milliyetçilik’, Kıbrıslı Türklerde çok belirgin bir biçimde tezahür etti. Bunun aydınları etkilememesi imkansızdı. Nitekim kökü İttihat-Terakki zihniyetine dayanan politik gruplar, burada rahatlıkla görülebiliyor. Bu etkilenme, bize bazı artılar kattı muhakkak. Ama kattığı bir de eksiklik var ki birçok sorunumuzun temelinde o vardır: ‘Kavram kargaşası’.

Yavaş yavaş gidelim, anlaşılır olsun: Bir kavram olarak ‘kavram’, yeni yeni palazlanan bir şey. Tıpkı ‘imge’ gibi. Bu çağdan bakınca hep var gibi duruyor ama hakikat öyle değil. Bu çağdan bakınca hemen herkesin bir de milleti varmış gibi durmuyor mu? Oysa çok değil, 200 sene evvelde insanların bu konuda herhangi bir fikri (yahut bilgisi) yoktu. ‘Ulus devlet’, pratikteki başarısı ile teorideki yoksunluğunu gizleyebilmiş başarılı bir modeldir.

Konumuza dönelim: Kavram, başlıca soyut bir şey. Bu onun anlaşılmasını zorlaştırıyor. Oysa somut örneklerden yola çıkarak soyut ve ortak bir noktaya vardığınızda karşınızda bir kavram görmeniz mümkün. (Tabii tanımı dallandırıp budaklandırmak da pekala mümkün.) O halde? Hemen herkes, bu ‘kavram’ları kendince yorumlayabilir. Herkes bu ‘kavram’ları farklı yorumlayabilir. Ve herkes, kendince birtakım ‘kavram’lar atabilir ortaya! Bunların kimisi çığır açar, kimisini duyan bile olmaz.

Sosyal bilimler, kavram konusunda daha da şanssız bir alan. Yorum farkı çokça bulunuyor, doğal olarak kavramlar da ucu açık sorular gibi. Bu da meseleyi anlaşılmaz kılıyor. Kendince kolaya kaçmaya gayret eden entelektüel de çareyi anlaşılmamakta buluyor. Ne kadar saçmalarsa kendini o kadar keramet sahibi zannediyor… Yanıldığının bilincinde değil. Çünkü onu uyandıran birisi yok. Ona “yahu, sen ‘ev’ yerine ‘araba’ diyorsun, doğru mu bu?” diye soracak birine ihtiyaç var. Bu örneği algılamak kolay, eyvallah. Hadi bakalım, şimdi de ‘cumhuriyet’ ve ‘demokrasi’ kavramlarını aynı örnekle düşünelim. Yine yazının başına dönmüş olacağız…

“Uyandıran biri yok”, dedik. Var. Ama her şeyin de bir vakti var. Yavaş yavaş olacak, “sigha sigha”…