Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yaşasın statüko

Elbette, daha iyi bir yaşam için, iyi işler yapan bir hükümet arzumuz var.

Kavgamız da bu değil mi?
Bu yüzden hükümet edenler ya da ettiğini sananlarla kavga etmiyor muyuz?
Hayatın her alanında “statükosuna” sahip çıkanlarla kavgamız var.
Bu yüzden değil mi “yazıyoruz- söylüyoruz” diye kaybettiğimiz dostlar, dostluklar…
Zira, “1974 sonrası” bu adada kurulan düzen “yağma- ganimet” üstüne.
Herkes, kendinin olmayan bir malın sefasını sürüyor.
Üretmediğinin kat ve kat fazlasına sahip olabiliyor.
Oysa, ana sorunumuz “çözümsüzlük” değil mi?
Bilinçli olarak çözülmeyen ve sürüncemede bırakılan bu süreç, birilerinin işine geliyor.
On yıllardır bu adada “kavga” üzerinden rant elde edenler var.
Siyasi rant…
Maddi rant…
Ama var.

Herkes bir şekilde bu statükodan nemalandığı için de çağdaş dünyanın bir parçası olmak yerine, bu düzenin devamını savunmuyor muyuz toplumun geneli olarak?
Üretmeden kazanmak varken…
Hak etmeden almak varken…
Alın teri neden?
Neden alın teri kavgası verilsin ki?
Bakınız kavgaların hepsine.
Kurumlardaki kavgalara.
Taleplere.
Hep olmayan bir paranın kavgasını veriyoruz.
Sıkıştık mı?

“Türkiye’nin burada askeri var, o ödesin” diyoruz…
Daha da mı sıkıştık?
“Türkiye alsın nüfusunu gitsin” diyoruz.
Daha da sıkışmaya devam mı ettik:
“Çözüm olmadan bu memleketten bir şey olmaz” diyoruz…
Tam mı köşeye sıkıştık:
“Anavatan her şeyimiz, verecek tabii. Bizim ondan başka kimimiz var” diyoruz.
Sağcısı da solcusu da…
Sendikacısı da, siyasetçisi de…
İşçisi de memuru da…
Narenciyesi de, hayvancısı da…
Hep “üretmediğimizin karşılığını almak adına” bir çıkış yolu buluyoruz.
Varsa yoksa “yaşasın statüko…”

***

Çözüm mü dediniz?

Ve evet…
Bu adanın Kuzey parçasında yaşayan Kıbrıslı Türklerin her anlamda bir tek kurtuluşu vardır.
O da çözüm…
Elbette “her ne olursa olsun çözüm” değil.
Ama Kıbrıslı Türkler, kendileri için makul olanı biliyor aslında.
Neyin olup neyin olmayacağını…
Neyin hayra neyin zarara olacağını…
Ama statükoya sahip çıkma adına, çözümün peşinden koşamıyoruz.
Koşanı da istemiyoruz.

Masa 5 ay daha berhava
İçinde bulunduğumuz koşullarda, müzakere masasının berhava olduğunu söylemek mümkün.
Müzakereci Kudret Özersay “aday” olduğunu açıkladı.
Nasıl olacak peki?
Özersay, müzakere masasında Derviş Eroğlu’nun politikalarını mı güdecek?
O zaman neden aday oldu?
Ne farkı var Eroğlu’ndan?
Yok eğer, kendi yöntemini masaya koyacaksa, buna Derviş Eroğlu izin verecek mi?
Üstelik Derviş Eroğlu daha karar vermedi.
Diyelim ki aday.

Müzakerecisi de kendisi de aday, bu nasıl görüntü?
Ya aday değilse…
Derviş Eroğlu “ben aday değilim” derse?
O zaman da, sormazlar mı adama, “Aday değilsen bizle neyi görüşüyorsun” diye?
Diyorum ki, Özersay’ın adaylığını açıkladığı andan itibaren, Kıbrıs Türk tarafı adına müzakere masası berhava olmuştur.
Ne Cumhurbaşkanı’nın kendi müzakerecisine güveni kalmıştır, ne de müzakereci Cumhurbaşkanı’nı yeterli görmektedir.
Bu masa ortada kaldı.
KKTC Cumhurbaşkanı’nı seçene kadar da, bu süreçten kimseye hayır gelmez.
Bir kez daha “Rum’un ekmeğine bal” sürülmüştür.

***

Hükümet sadece seyrediyor

Ben, Dışişleri Bakanı Özdil Nami’yi ayrı tutuyorum.
Ancak, bu hükümetin de Kıbrıs sorunu gibi bir derdi yoktur.
Sayın Mehmet Ali Talat’ın Başbakan olduğu dönemi hatırladınız mı?
Cumhurbaşkanı Denktaş…
Buna rağmen, süreci sürükleyen, toplumu Annan Planı referandumuna götüren hükümet olmuştu.
Hükümet isterse, “çözüm için” çaba harcar.
Yol bulur…
Yol açar…
Ama bu hükümet ne yapıyor?
Yine hükümetin büyük ortağı CTP…
Ama nerede aktif çözüm siyaseti?
Varsa yoksa iç meseleler.
DP kimi bakan yapacak?
Hangi işe kim girecek?
Hangi makama kim atanacak?
Bu hükümet benim gözümde, “atama hükümetidir” ve öyle yapmaya da devam etmektedir.
Muhtemelen bu yazıyı okurken siz, CTP-DP, Eğitim Bakanlığı’na kimin atanacağının kavgasını verecektir.
CTP’nin büyük ortak, DP’nin ise dominant olduğu bu hükümet yapısında, biz ancak ve ancak, hangi deniz kenarında, hangi boş arazinin, kime nasıl verileceğini tartışıyor olacağız.
Atı alan Üsküdar’ı geçecek.
Bu hükümet, çözüm sürecini “berhava” etmesi için Dr. Derviş Eroğlu-Kudret Özersay ikilisine sadece seyircidir.
İnisiyatif üstlenemiyor.
Müzakerecisi, “Bu Cumhurbaşkanı’nda iş yok” diyerek öne çıkarken…
Hükümet halen daha seyretmeye devam ediyor.
Buyurun seyredin.
Tarihte, “makama adam atama” hükümeti olarak geçin.
Çözüm süreci bir kez daha berhava olsun.
Bir kez daha “bir çakıl taşı vermeyiz” politikası galip gelsin.
CTP de kendi misyonunu unutarak, bir kez daha tarih önünde hesap verir pozisyonuna düşsün.
Buyurun seyredin…