En Üst

23 Eylül 2017

Yapılmasını önleyemiyorsan, karşılığını almasını bil

Haber İçi Üst
Haber Yazı İçi

 

40 yıla yakındır Türkiye ile birlikte hareket ederek şartlara uygun bir ekonomik model oluşturamadık.

Zaman da akıp gitti.

Birçok alanda göstermemiz gereken gelişim açısından zaman lehimize değil aleyhimize çalıştı.

Hadi ambargolardan dolayı ticareti ve ekonomiyi geliştirmekteki zorlukları geçelim.

Ama ilk ve orta eğitimde geriye gidişi nasıl açıklayabiliriz?

Bu toplum en karanlık en zorlu günlerinde eğitimde çok daha başarılı değil miydi?

Ülke olarak her sene eğitim çağında bulunan yüzlerce çocuğumuzun ve gencimizin zamanlarını ne kadar etkili olarak kullandığımızı partiler üstü bir yaklaşımla niye sorgulayamıyoruz?

Buna Rum engel mi oluyor?

Bunu hakkını vererek yapsak ve kaynak için talepte bulunsak Türkiye Hükümeti ne diyebilir?

Eğitim gibi bir konuda hedef koymadan, fikir üretmeden ve kaynak talebinde bulunmadan bu toplumun geleceği açısından meydanı boş bırakmış olmuyor muyuz?

Eğitim sistemimizi sorgulamaksızın buna yatırım yapmaksızın ne refah düzeyimizi ileriye götürebilir, ne de anlaşma olsa Rum’la ve AB ile rekabet edebilecek nesiller yetiştiremeyiz. 

Eğitim konusunda Türkiye’ye anlatılması gereken basit gerçek budur. Eğitim konusu bizim adada yok oluşumuzun ötesinde, Türkiye dış politikası için de hayati bir konudur.

Eğitimde yapılması gerekenleri getirip külliye yapılmasına indirgemek Türkiye’nin çıkarlarına yapılan en büyük haksızlıktır.

Türkiye’deki iktidarın muhafazakar eğiliminden dolayı adada din eğitimine yatırım yapma isteği olabilir.

Bunu Türkiye’de eğitim alanında yapılmış ve yapılmaya çalışılan bir planın parçası olarak da görebilirler.

Bunu eleştirebiliriz, hoşumuza da gitmeyebilir.

Ama hükümet, muhalefet ve sendikalar Türkiye’deki iktidar bunu gündeme getirdiğinde, bunun yeterli olmayacağını, çağdaş eğitim için yapılması gerekenleri sıralamaları gerekmiyor mu?

Külliye yapılacaksa yapılsın, ama eğitimle ilgili diğer yapmamız gerekenler için kaynak aktarımı yapılmasını talep etmek yapılması gereken değil mi?

Eğitimde yeni teknolojileri kullanmaksızın ve eğitimin içeriğini güncelleştirme sürecimizi yeniden yapılandırmaksızın dünya ile rekabet edebilecek nesiller yetiştiremeyeceğimiz ve bunun Kıbrıslı Türkler için hayati bir konu olduğu anlatılamaz mı?

Bu nedenle, eğitimde kullandığımız gerek bilgi içeriği (akademik yönden), gerekse sunuşu (eğitsel yönden) açısından, çağı yakalaması gerektiğinin altı çizilemez mi?

Bunu yapmak için de elbette ek kaynak gereklidir deyip ortaya plan konulamaz mı?
Külliye ile birlikte bunun da konuşulmasını sağlamak kamuoyu önünde tüm taraflar için en makul yol olmaz mı?

Çağdaş bireyler yetiştirmek adına eğitime öncülük edecek ve rol modeli olacak öğretmenleri de yine Türkiye’den sözleşmeli olarak getirmek için destek isteyemez miyiz?

Aynı zamanda bünyemizdeki potansiyeli yüksek olan öğretmenlerimizi de Türkiye’deki öncü eğitim kurumlarına gerek devlet gerekse özel okullara değişim programıyla göndermez miyiz?

Türkiye’nin çıkarına olacak olan ve uzun vadeli dış politikasına paralel olan da böyle bir politika olduğunu tartışmaya açamaz mıyız?

Siyaset kurumuna getirilen eleştiri her konuda zorlukları ve Türkiye’nin taleplerini öne sürerek kendi yapabileceklerimize odaklanmamak ve ortaya fikir koyamamaktandır.

Meydanın boş kalmasından dolayı bir anda eğitim politikasını getirip dindar nesil yetiştirmeye endekslemek, bunu Türkiye’nin siyasetinin odağı haline getirmek olsa olsa insanları dinden uzaklaştırmaya sebep olacaktır.

Böyle bir kısır tartışmanın içerisine gireceğimize konuyu eğitim sistemimizi Rum’la ve AB ile rekabet edebilir düzeye getiremezsek, rekabet gücümüzü artıramazsak, çözüm olmuş dünya ile entegre olmuşuz, kaç yazara getirsek daha akılcı bir yaklaşım olmaz mı?

Yapılabilecek olan en sağlam anlaşmanın sürdürülebilir olması için rekabet edebilecek gençliği de arkasına alması lazım söylemini niye ortaya koyamıyoruz?

Rekabet edemeyen ve entegre olamayan tarafın işi eninde sonunda oyunbozanlığa dökmeye müsait olacağını göremeyecek kadar kör müyüz?

Beni esas endişelendiren aslında birçok sorunumuzun anlaşma olduktan sonra da çözülemediğini görüp dönülmez bir hayal kırıklığına ve esas çözülmeye o zaman gideceğimizin farkında olmamamızdır.

Bunun da önünde duracak olan yalnızca “dindar” değil iyi eğitimli özgüvenli genç bir nesil olacaktır.

Yok oluşumuzu ve göçü başka türlü durduramayız.

Bunun için zaman yapabileceklerimize odaklanma zamanıdır.

Türkiye’nin kendisini eğitimde yapılacak olan hamleyle özdeşleştirmesi eğitim alanının ötesinde dış politikası için yapılacak en büyük yatırımdır.

Eğitim konusuna bu şekilde yaklaşmak farkında mı değil mi bilmiyorum ama Türkiye devletini de her Allah’ın günü parasıyla adada rezil olmaktan da kurtaracaktır.

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
canlı bahis, maç tahmini, yeni giriş adresleri, bahis danışman