İki tarafın da hazırlıklar hızlandı. Yarınki Ankara ziyaretiyle Kıbrıs Türk tarafının müzakere pozisyonları son halini alacak. Eide’de de galiba dün taraflara yardımcı olacağını düşündüğü bir çalışma metni sundu. Umarız Crans-Montana’dan taraflar bizleri şaşırtarak dönerler. Uluslararası çevreler, bu buluşmanın sonucu iyi de olsa kötü de olsa mevcut sürecin sonunu ilan edeceğini söylüyorlar. Ben bundan o kadar emin değilim. Öte yandan taraflar, sürecin gürültülü bir çöküşle değil, daha bir “ne kokar ne tüter” şekilde sonlanmasına çalışacaklar. Bence en iyi ihtimalle bazı güven artırıcı adımlar atılacak. Kötü ihtimali düşünmek bile istemiyorum. Yine kulislerde konuşulan dedikodulara göre zirvede “bütünlüklü bir anlaşma” değil de, bir çeşit ileriye yönelik bir “çerçeve anlaşmasının” çıkmasına çalışılacak.
Önümüzdeki takvime baktığımızda bazı “linkage” yani “bağlantı” siyasetine elverecek önemli tarihler mevcuttur. Bunlardan en önemlisi gaz sondaj çalışmaları. Bildiğiniz gibi Kıbrıs Cumhuriyeti bu çalışmalara Temmuz ayıyla birlikte hız vereceğini açıklamıştı. Bununla ilgili Türkiye’nin tavrını biliyoruz. Aldığımız sinyallere göre Türkiye’nin bu çalışmalara mütekabiliyet prensibi üzerinden karşılık verecek. Yani onlar da sismik ve hatta sondaj çalışmalarına başlayacak. Bu arada ekonomik münhasır alan anlaşmalarının diğer tarafları olan Mısır ve İsrail’in ise nasıl bir tavır takınacağı merakla beklenmektedir.
Bağlantı siyaseti yapıcı olduğu sürece iyi sonuçlar verebilir aksi takdirde negatif bağlantı siyaseti diyeceğimiz bir sürece girilirse bölgedeki tansiyonun artma potansiyeli vardır. Yumuşak siyasetlerin yerini çatışmacı bir dil alabilir. İşte o zaman bu süreci soğukkanlılıkla yönetecek taraf oluşabilecek krizden daha kazançlı çıkabilecektir. Müzakerelerdeki en zor bölümü Garanti ve İttifak anlaşmaları olduğu iddia edilmesine rağmen, bence en zorlu bölümü dönüşümlü başkanlık ve Mülkiyet oluşturacaktır.
Hade bakalım. İzlemeye devam…
































