Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

YALANLA ALDATAMAZ ARTIK…

 

Ahir zamanların en garibinden geçiyoruz.
Garipliğimiz, ne istersek, ne düşlersek olmayışındadır.
Tam da kurtulduk derken, bağımlılığa yakalandık.
Artık, kendi topraklarımızdayız derken, aslında bu toprakların bizim olmadığı travmasını yaşadık.
“Yaşasın bir devletimiz var” diye sevinirken kendi kendimize bir devleti yürütemeyeceğimizi anladık.
“Dünya bizi tanısın” derken dünyadan dışlanmanın ezikliğini yaşadık.
“Bu memleket bizim, biz yöneteceğiz” derken “otur oturduğun yerde” muamelesi ile karşılaştık.
Mutluluk içinde yaşayacağımız bir düzen kuramadık, temiz bir çevre sağlayamadık, yediklerimizden bile şüphe eder olduk, bu topraklara dört elle sahip çıkamadık. Gelecek nesilleri tehlikeye atacak kadar sorumsuz davrandık.
Ahir zamanların en kötü nesli şu anda görevde.
Ve iki baskı altında yok olup gitme talihsizliğini yaşıyoruz.
Tamamen kendi ellerimizle yaratacağımız bir yok oluş.

       ***

Bazıları “Kıbrıs Türkü gerçekçiliğe duhul etti” diye buyuruyor.
Doğru değildir.
Zinhar gerçek değildir.
Henüz romantik dönemdeyiz.
Bir yılda gönderilen 1 milyar doları üleşmekle meşgulüz.
“Müktesep hak” diyerek herkes kendi payını artırma kavgasındadır.
Rum’un toprağını kendi toprağımız sanıyoruz.
Üretmeden harcamayı ciddi bir marifet sayıyoruz.
“Kim öderse ödesin yeter ki bizim için ödesin” gizli felsefesini pek matrah bir şey sanıyoruz.

       ***

Görüşmeler başladı.
Önümüze bir çözüm planı çıkacağı aşikardır.
Annan planına yüzde 64.90’nımız evet demişti.
Annan planından daha geri bir plan olacak.
Bunu söylemek için müneccim olmaya gerek yoktur.
Daha fazla toprak vereceğiz. Yüzde 29’dan yüzde 25’e düşeceğiz belki de.
Daha fazla Rum içimize gelecek.
Şimdi sefasını sürdüğümüz, yüz binlerce sterlin kazandığımız birçok toprak elimizden gidecek.
Çözümün, devlet olmanın ve uluslar arası hukuka dahil olmanın bir bedeli vardır.
Bu bedeli ödemeye hazır mıyız?
Naçizane öngörümdür.
Kimse kimseyi dolduruşa getiremez, yalan propaganda ile aldatamaz artık.
Tüm gerçekliği ile geleceğimiz önümüzde duruyor.
Bu geleceği kucaklamaya hazır mıyız?