Birkaç günden beri, Lefkoşa ve Mağusa’da yağan yağmurlar ve bu yağmurların yarattığı su baskınları gazetelere konu olmakta…
Yağan her yağmur, Kuzey Kıbrıs’ın içinde bulunduğu plansızlığın ve yağma düzeninin ortaya çıkmasını sağlamaktadır.
Her yerde, yağmur NİMET iken, Kuzey Kıbrıs’ta KÜLFET’e dönüşmektedir.
Basit bir fizik kuralıdır, yağan yağmurun akış yönünü tespit etmek. Bu fizik kuralına uyuldu mu, yağmur sularının su baskınlarına, ulaşımı engellemesine karşı gereken tedbirler kolaylıkla alınabilir. Oysa, bu YAPILAMADIĞI için, birçok insan, yağmurlardan alabildiğine mağdur olmaktadır.
Bu fizik kuralında, yükseklik farkı, yani eğim çok önemlidir. Bir de yaratılan eğimle, bir yere doğru sağlanan akışı, derelere bağlayıp, suyu yaşam alanlarının dışına ulaştırabilmek. Derelere ulaşılamıyorsa, bir yerde depolanacak olan suyu, pompalar sayesinde, dere yataklarına kaydırmak. Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan insanlar bu olayı görmelerine rağmen, yöneticiler niye tedbir ALMIYORLAR.
Dereler, yüzyıllardır, kendi yataklarını oluşturmuşlardır.
Bu dere yataklarına yapılan tüm müdahaleler, dere yataklarının işgal edilerek, buralara işyeri ve binalar yapılması, büyük şehirlerin, küçük bir yağmur olayında bile, FELÇ olmasının sebebi, YAĞMA değil midir?
İktidar olabilme iddiasıyla ortaya çıkan güçler, toplum yararına, cesaretle elini taşın altına koyabilmelidir. Oysa, Kuzey Kıbrıs’ta hiçbir konuda bu kararlılık gösterilememektedir.
Lefkoşa’da, Mağusa’da Girne ve diğer yerleşim yerlerinde yağan yağmur sularının tahliyesini sağlamak için, kaç binanın yıkılması gerektiğinin hesabını yapmak çok kolaydır. Bu binaların yıkılıp, dere yatağına kurulan işyerlerinin de başka yerlere taşınması durumunda bir maliyet hesabını yapmak, yöneticilere ve belediyeye düşmektedir.
Dere yataklarını tıkayan, özellikle sanayi bölgesinde suyun akış yönünü engelleyen yapılar temizlenmedikçe, yağan her yağmurda, vatandaşların uğradığı kayıplar ve maliyet KATLANARAK artacaktır.
Bir DEFADA, planlı bir şekilde, fizik kurallarına uygun olarak, engel olan bina ve iş yerlerini kaldırmanın maliyeti, her yıl ödenecek olan su baskınları maliyetinin yanında çok küçük kalacaktır.
Bankalardan ve TC yardım heyetinden, her yıl, başka alanlarda kullanılmak üzere alınan kaynaklar, niye doğru ve gerekli alanlara yatırılmamaktadır. Bu da çok ilginç bir sorudur.
Her felaketin ardında, o felaketlerden faydalanan birileri vardır. Bu su baskınlarının ardında, sözüm ona ıslah çalışmaları için harcanacak olan parayı yağmalayan belirli İNŞAAT FİRMALARINI ve o firmalara yakın hükümet bürokratlarını mutlaka göz önünde bulundurmalıyız.
Türk’ün aklı sonradan gelir derler. Her yağmur olayından sonra, bunu söylemek, sorunu ÇÖZMEZ.
Sorun, bu yağma düzenini toptan değiştirmek ve her alanda AVRUPAİ NORMLARA dönmektir.
Mühendislik eğitiminde, STANDARTLAR konusu belirleyicidir.İster Makine Mühendisi, isterse, İnşaat Mühendisi veya başka bir alandaki mühendislik hizmetleri olsun, en önemli disiplin, STANDARTLAR dır.
Her iş alanında uyulması gereken standartlar, yüzyılların bilgi birikiminin sonucunda ortaya çıkmaktadır.
Bu standartlara uyulduğu zaman, insanoğlu doğaya pozitif yönde egemen olabilmektedir.
Kıbrıs’ta ise standardın ne olduğunu dahi bilmeyen, gündelik hayatın içinden kopan insanların yönetiminde, hiçbir zaman doğanın azgın gücüne gem takılamayacağı açıktır.
Yağmur yağar, AVANAKLAR bakar, bazıları ise bu felaketten PARA kazanır. Kuzey Kıbrıs’ın acı gerçeği budur.

Sonraki Haber

























