Kıbrıs siyasi sorununun üzerinden “kimler geldi kimler geçti, hiç birisi senin kadar sevilmedi sevmedi….” İlahi koranavirüs!
Ki bir gün sen de çıkıp gideceksin hayatımızdan, hatıran olacak ama çözülmemiş sorunuyla Kıbrıs…
…Geçenlerde yine düşündümdü Hoca’nın hindisi gibi.. Başladığında daha evlenmediydim bile.. Şimdi üç torunum var!
Bir toplumun yarım asırdır bir siyasi sorunu olanca belasıyla kamburunda taşımaya mecbur bırakılması bir “kader” mi olmamalıydı ama oldu!
İşte bunu da düşündümdü.. Mesela Koronavürüs salgınından beteri ne olabilirdi insan hayatında!
Kıbrıs Türk halkına sorulsa “pöö” diyecek, “senin haberin yok!” “Yarım asırdır taşıdığımız çözümsüzlük var ya! Bu koronavirüs dediğin misafiri bile olamaz o kadar gelip geçici!”
***
VE tabi eğer devam ediyorsa Kıbrıs sorunu, yarattığı sorunlar da devam ediyor demektir zaten öyledir!
Bu nedenle Anastasiadis’i çok özledim.. En azından sesini işitir saçma sapan açıklamalarına gülerken, neşemi bulurdum! Şimdi adamdan tıs çıkmıyor!
Bir ara Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerine taktığımda, “hah dedimdi, yine başladı!”
Ne var ki sevincim kursağımda kaldı çünkü arkası gelmedi!
Buna karşın (yeniden yazmak gereğini duyduğumca) başımıza bela oldu dediğimiz “virüs” bu adada iki toplumun kader birliği yapacak kadar birbirlerine mahkûm olduklarını ispat etti! Eğer bu büyük etkisi ve verdiği dersiyle bile Anastasiadis’li Rum siyasilerine bu gerçeği anlatamamışsa, “o virüse de yuh olsun!”
***
VE her zaman laf lafı açar, yazayım: (Bugüne kadar bilmiyordum, “yazılı” dedikleri basından “internetine” geçtikten sonra ben de yeni öğrendim:
Meğer “Köşemi” geçmişteki yazılı basında da iki üç kişi falan “beğenirdi!”
Şimdilerde İnternete taşındık ya.. Oradaki yazıma dokunan “tıklardan” anladım: Nitekim her yazımın altında (bereket versin pertavsızla bile okunamayacak kadar küçük harflerle yazıldığından kimse okuyamıyor) “2 kişi beğendi” yazıyor! Yoksa diyorum şimdilerde kendime, Havadis’i “yazılısından” internete düşürenlerden biri de ben miydim!) ***
VE tabi sadece siyasi sorun değil. Toplumsal sorunlarımız da rölantiye yatırıldı ki bu konuda asıl memnuniyetle minnettarlık “Tatar hükümetinin” olmalıdır!
Çünkü en kolay yönetim şekli olağanüstü durumlarda “yasaklarla” çerçevelenmiş olanıdır! Kaldı ki neler yapmadık böylesi benzer geçmişlerimizde! “Kimimiz öldük kimimiz nutuk attıktı!”
Şimdi de virüs sayesinde “sorunları kaçırıyoruz gözlerle gönüllerden bir bir!”
Mesela Belediyeleri?
Mesela şu Kudret Özersay’ın anca Çaluda ile Özgürgün’e yeten, gerisi gelmeyen, bundan sonra da gelmesine Cumhurbaşkanlığı seçimleri falan gibilerinden yeni politik atraksiyonlar başlayacağı için hiç gelmeyecek “yolsuzluk” suçlamaları!..
Mesela “ne olacak turizm” sorusuna hâlâ verilemeyen cevap!
İnşaat sektörünün “yarım kalmış” inşaatları bitirdikten sonra mayna edeceği söylentileri! Altın yumurtlayan bir tavuğu daha kaybetmek üzere olduğumuz gerçeği!
Henüz seslerini yükseltmelerinin zamanı mekânı olmadığını düşünmüş olacaklar ki “üretici olmaktan” çıkıp “seyirci” durumuna geçen tarım kesimiyle hayvancılar… Acaba hükıümet bu sektörler için ne düşünüyor diye soralım mı?
***
VE çok ama çok önemlidir? Eğitim konusunda hâlâ karara varamadık oysa beklemeye tahammülü yok çünkü kararsızlıkla geçen her gün “kayıplar” hanesine kazınıyor!
Ha, öyle televizyonlarla falan “öğrenim kayıplarının” kapatılması tedbirleri de laf oladır şöyle ki “hiçbir şey yapılmadı dedirtmemek için aslında hiçbir şey yapılmadığının üstünü kamufle etmek işidir!”
Niçinini de yazayım yabana gitmesin. Çünkü okulların bile yetmediği gerçekte veliler çocuklarını dershanelerden dershanelere taşırlarken bile yine doyuma ulaştırabildik denemeyen “Eğitim öğretimi” televizyonlara taşısanız ne yazar!
***
VE yeni öğreniyoruz ülkede gene ilaç sıkıntısı baş gösterdi.. Kanser hastaları gene en büyük mağdurlar arasında..
Ki hatırlarsınız bir süre önce milyonlarca liralık ilaç depolarda bozulduğu için imha edildiydi de şöyle dedikti: “Yoksa bu ülkede varlık içinde yokluk çektiğimiz gerçek midir?
Çünkü bu ülke artık öyle bir ülke, oldu ki TC’den gelen şarkıcıya iki üç saatlik programı için 500 bin lira verirler… Fakat iki üç saatte 5 yüz bin lira para kazanan şarkıların memleketinde hastalar için ilaç bulunmaz!
***
VE koronavirüs de gidecek. Yüzlerdeki maskeler düşecek altındaki gerçekler ayan beyan olurken… Durun bakalım yeni filmin adı ile konusu ne olacak?
































