Ve dizi bitti.
Süleyman gözlerini yumdu.
Ama ruhu Zigetvar’da dalgalanan bayrağı gördü.
…
O sırada, Diyarbakır’da bayrak indiriliyordu!
…
Bir hengame ki sual olunmaz.
Dört bir taraf ayaklandı.
Her yere bayraklar asıldı.
Mecliste bayrak, sokakta bayrak.
Çarşıda, pazarda, her yerde bayrak.
…
Siyasi partilerin tekmili, sivil örgütlerin tas tamamı ayaklandı.
Sağcısı, solcusu, milliyetçisi, hatta anarşisti…
…
Bayrak deme…
…
Süleyman ruhunu teslim etmişti.
…
Zavallı komutanın başında mı patlayacaktı olay?
Vurulmalıydı!
Kim olursa olsun.
Küçük büyük…
Bayrak indirmenin yaşı yokmuş!
Atasözü mü bu?
…
Bütün memleket çocuğun vurulmadığından pişman!
…
Türk insanı bayrağı için delirir, Kürt de kendi bayrağı için delirir, İslamcı ise camisi için delirir!..
Ortası yok!
…
Cinnet…
…
Bu tür ülkelerin bir anda kargaşaya sürüklenmesi hiçtendir.
Derin senaryolara gerek yok.
Git, bir bayrak indir.
Bu kadar.
Kafidir…
…
Süleyman gözlerini kapamıştı.
İbrahim’i sayıklayarak.
Çünkü İbo, onun oğlanıydı derler!
Doğru yalan!
…
Fakat senarist mi, yönetmen mi, yapımcı mı hangisiyse halt etmiş.
Süleyman’dan tam iki kez “Büyük Türk” diye bahsedildi.
Halbuki Osmanlı Sarayı’nda Türk ne arar.
Bu bir yana.
Zaten Osmanlı Türk’e düşman.
Kendine Türk demeyi hakaret sayardı.
Gene de ne mutlu Süleyman’a.
Nereden geldiğini biliyordu.
Biraz Osmanlı, biraz Rus, biraz Rum, biraz Sırp.
Bunların kimliğini tartışanlar şimdikilerdir!
…
Amerikalılarda bayrak sevgisi yok.
Dünya bunların bayraklarını yakar kılları kıpırdamaz.
Bırakın onu, kimisi memelerine, kimisi poposuna asar bayrağı.
Önlü arkalı.
Buyur indir.
Direkten indirebilirsin.
Ya oradan?
Amerikalı işte!..
…
Halbuki bayraktan çok direk daha mübarektir.
Bayrağı tutan odur.
Dimdik.
Direk olmasa, göklerde nasıl dalgalanacak o bayrak?
Bayrak üzerine neler yazıldı, direk üzerine hiçbir şey!
…
Neticede,
İnsanlar bayrakla minare arasında kaldı.
O yana dönse vay, bu yana dönse vay.
…
Ne derler?
Üstümüzden ırak!
































