Duygu ALAN
Tarım Reformu Taslağı’na ilişkin Kıbrıs Türk Çiftçiler Birliği’nden sonra Hayvan Üreticileri ve Yetiştiricileri Birliği de olumsuz görüş bildirdi.
Hayvan Üreticileri ve Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mustafa Naimoğulları, reform adı altında ülkede üretimin bitirilmesinin hedeflendiğini, Tarım Reform Taslağı’nın hayvan üreticileri açısından reform değil, cezalandırma olduğunu öne sürdü.
Naimoğulları, “Tarım Reformu adı altında hayvancılık sektöründe asıl yapılmak istenilen birilerine iyi görünmek, üretimi yok etmektir” iddiasını ortaya koydu.
Çiftçiler Birliği Hüseyin Çavuş Kelle ise Tarım Reformu Taslağı’nın büyük sıkıntılar yaratacak bir çalışma içerdiğini öne sürdü.
Kelle, “Tarım Reform Taslağı’nda asıl amaçlan iç piyasadaki talebe göre şekillendirerek üretimi azaltmaktır. Tarımsal üretimin devamlılığı açısından Tarım Reform Taslağı bu şekilde kabul edilemez” diye konuştu.
Süreç nasıl işleyecek?
Tarım Reformu Taslağı henüz görüşme aşamasında. Tarım Doğal Kaynaklar ve Gıda Bakanlığı "Tarım Reform Paketi"nin taslağını 2015 yılının son ayı ilgili tüm kesimlere gönderdi. İlgili sektörlerden reform paketine ilişkin görüş ve önerileri istedi.
Tüm kesimlerin görüş ve önerileri bakanlığa iletildikten sonra Tarım Bakanlığı yetkilileri ilgili kesimlerin ortaya koyduğu görüş ve önerileri önce bakanlık bünyesinde değerlendirilecek, daha sonra ilgili kesimler ile yan yana gelmek için imkan sağlayacak.
Bir sonraki adım da Tarım Bakanlığı, ilgili kesimlerle "Tarım Reform Paketi" konusunda karşılıklı olarak ikna oldukları noktaları uzlaşı kabul edecek, uzlaşamadıkları noktalarda ise hükümetin inisiyatif geliştirecek.
Naimoğulları: Reform değil cezalandırma
Hayvan Üreticileri ve Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mustafa Naimoğulları, henüz taslak halinde olan Tarım Reform Taslağı’nın hayvan üreticileri açısından reform değil, cezalandırma olduğunu öne sürdü.
Naimoğulları, “Tarım Reformu adı altında hayvancılık sektöründe asıl yapılmak istenilen birilerine iyi görünmek, üretimi yok etmektir” dedi.
Mustafa Naimoğulları, Tarım Reformu taslağında yer alan sektöre ilişkin maddeleri değerlendirdi.
Naimoğulları, hayvan başına destek ödemesinin günümüz koşullarında verimsizliği teşvik ettiğini bunun yanında dengesiz beslenmeye eşdeğer olarak ‘ne üretirsem üreteyim, nasıl beslersem besleyeyim hayvan başı bin 200 TL’yi alacağım anlayışını” güttüğünü dile getirdi.
Naimoğulları, hayvan başına destek ödemesinin ayrıca ağaç altında, küçük çapta yıllarca bu işe yatırım yapmayan anlayışı desteklediğini öne sürdü.
“Verimsizlik artacak”
Hayvan başı desteklemek yıllardır gerek suni tohumlama yaparak, gerekse ıslah yaparak verimliliğini artıran hayvancının bir anda hem psikolojisini bozacağını hem de süt üretiminde ciddi azalmalara yol açacağını savunan Naimoğulları, “Hayvan başı destekleme işi hayvan popülasyonunda azalma değil, verimli veya verimsiz sığırların sırf bin 200 TL’yi almaları doğrultusunda çiftliklerde kalmasını sağlayacaktır. Yani büyükbaş hayvancı hayvanları verimsiz olsa da, çok az süt verse de bu hayvanları kasaba satmayacak ve yıllar itibariyle hem verimsizlik, hem de hayvanlarda yaşlanma daha da artacaktır” dedi.
Bunun yanında gerek Güvenlik Kuvvetleri’nin gerekse Barış Kuvvetleri’nin ihalelerinde ciddi et açığı otaya çıkacağını ileri süren Mustafa Naimoğulları, “Yani kesilmesi gereken inekler mezbahaya gitmeyecektir. Bu da güneyden et kaçakçılığını daha da körükleyecektir” diye konuştu.
“Amaç bütçe açığını kapatmak, birilerine iyi görünmek”
Çiğ süt fiyatlarını aşağıya çekerek hayvan başı ödemeye geçmenin üreticinin tek gelir kaynağı olan ve düzenli işletmesinin devamlılığını sağlayan süt gelirine göz dikmek anlamına geldiğini kaydeden
Mustafa Naimoğulları, bunun tamamen bütçe açığını kapatmak için üreticinin cebinden para çalma, emeğini çalma, anlayışı olduğunu iddia etti.
Mustafa Naimoğulları, “Bugün anlayış süt fiyatlarının aşağıya çekilmesi değil diğer yapısal tedbirlere önlem alarak üreticinin daha da desteklenmesi olmalıdır. Ali cengiz oyununa gerek yoktur. Bizler çiğ süt fiyat maliyetinin Ekim ayı başında yapmış olduğumuz görüşmelerde 1.60TL/LT olduğunu ortaya koyduk. Yani bugünkü fiyat bile üreticiyi tatmin etmemektedir. Hayvan başı destek ödemesi anlayışı üretimi arttırma, üretimi büyütme, verimliliği arttırma anlayışı değildir. Bütçe açığını kapatmak, birilerine iyi görünmek anlayışı olduğuna inanıyoruz” diye konuştu.
“Çiğ süt fiyatlarındaki teşviği kaldırmak doğru değil”
Mustafa Naimoğulları, suni tohumlama sonucu doğan buzağıya 100 TL verilmesi anlayışının ise bugün itibariyle saçma bir düşünce olduğunu, üreticiye hiçbir destek amaçlanmadığını öne sürdü.
Naimoğulları, “Çünkü şuanda suni tohumlama yapanlar bile özellikle yılda bir kez yavru alması gerekirken suni tohumlama yaptıklarından dolayı 18 ayda hatta bazı çiftliklerde 2 yılda bir buzağı almaktadırlar. Bu konuda yapılması gereken destek Türkiye’de olduğu gibi suni tohumlamayı teşvik etmektedir. Yani üreticinin yaptığı tohumlamadaki birinci ve ikinci tohumlamanın karşılanmasıdır. Bu durumda isteyen üretici yapar, isteyen yapmaz bizde ona göre yönlendirme yaparız” dedi.
Çiğ süt fiyatlarındaki teşviği kaldırmanın ise doğru bir anlayış olmadığını savunan Naimoğulları, “Bunun yerine imalatçıların almış olduğu süt fiyatını adım adım üreticinin süt fiyatı seviyesine getirmektir. Bu noktada hayvancı süt fiyatlarına 1 yıl artış getirilmesini talep etmeyecek bu konuda hayvancı oluşacak olan girdi maliyet artışlarını 1 yıl boyunca süt fiyatı sabit kalarak yem üzerinden çiğ süt kalitesi üzerinden, vergisiz akaryakıt üzerinden vs yollardan almayı size sadece taahhüt edebilir. Bu konunun adım adım yapılması daha doğru olur yoksa bu sektör içinden çıkılmaz bir hal alır. Eğer ülkede büyükbaş hayvan sütünün artışı istenmiyorsa bu konuda da ne kadar süt istendiği ortaya karşılıklı konmalı ve tedbirler alınmalıdır. Bizler yıllardır sektörün içerisindeki tecrübelerimizle istediğimiz ölçüde üretimi yönlendirecek kabiliyetteyiz” diye konuştu.
“Fiyatlar iyileştirilmeli altyapı güçlendirilmeli”
Küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin desteklenmesi başlığı altında ele alınan desteklerin ise bir ölçüde makul sayılabileceğini kaydeden Mustafa Naimoğulları, özellikle hem hayvan başına destekleme hem de süt üzerinden destek verilmesinin doğru bir çalışma olduğunu kaydetti.
Naimoğulları, şunları söyledi: Eğer hellimin tescilinde SÜTEK çatısı altına küçükbaş hayvan sütünün getirmek istiyorsak hem süt fiyatının iyileştirilmesi hem de alt yapısının güçlendirilmesi gerekir. Özellikle sağım makinesi ve soğutucu verilmesinin daha fazla yaygınlaştırılması ve hibe miktarının yüzde 80’ler seviyesine çekilmesi gerekir. Bunun dışında küçükbaş hayvancılığımızda verimliliği en fazla etkileyen ve hayvancımıza ciddi maddi kayıplar yaratan hayvan hastalıkları konusunda acilen tedbir alınması gerekir. Bir veteriner hekim olarak gözlemlediğim küçükbaş çiftliklerinde özellikle meadi- visna ve scrapi hastalığının yüzde 40 seviyelerine ulaşmıştır. Bu durum ciddi tehlikedir. Acilen bu hayvanları imha edemeyeceğimize göre hem ırk değişikliğine gidilmeli, hem de hastalığa dayanıklı çevre ve beslenme şartları oluşturmalıyız. Çünkü bu hellim tescili açısından en büyük tehlikedir. Bursella’daki durum ise küçükbaşta yayılmaya devam etmekte ayrıca bu durum bütün hayvan popülasyonunu tehlike altına sokmaktadır. Gerekli kaynak derhal masaya konmalıdır. Bizce teşvik değil yapanlarla dalga geçmektir. Anlayış yine aynı kalmıştır.
“Yem bitkisi yapımı doğru anlamda desteklenmeli”
Mustafa Naimoğulları, bitkisel üretimin desteklenmesi altında özellikle kaliteli kaba yem üretimine yönelik hububat ve baklagil olarak dönüm başına verilecek olan 40 TL’nin teşvik etme anlamında ve yem bitkisinin yapılmasını artırma anlamında yeterli bir miktar olmadığını söyledi.
Yem bitkisi yapımının yıllardır doğru anlamda desteklenmesi gerektiğini ve kuru tarımın artık cazibe halinden çıkması gerektiğini söyleyen Naimoğulları, şuanda ortaya konan destek miktarının da buna yön verecek durumda olmadığını söyledi.
Naimoğulları, miktarın iyileştirilmesi gerektiğini belirterek “32 TL kuru tarıma verilirken yem bitkisine 8 TL gibi bir farkın öngörülmesi bizce azdır. Bu destek yem bitkisi yapımını değil kuru tarımı destekleme anlayışıdır. Ayrıca sulu yem bitkisi ekimi özellikle içme suyunun dahi olmadığı bu ülkede sınırlı bir üretim olarak kalmaktadır. Sadece bazı bölgelerde tuzlanmış sularla bir miktar sulu tarım yapılmaktadır. Bu konuda esas olan Türkiye’den gelecek olan suyun içme suyu olarak kullanımından sonra sulu tarımda nasıl kullanılacağı da planlama yapılması gerekir” diye konuştu.
“Süt borsası tehlikeli konu”
Süt borsası konusunda yapılmak istenenler hakkında da değerlendirmede bulunan Mustafa Naimoğulları şunları söyledi: Birlik olarak düşüncemiz taban fiyat konduktan sonra yüzde 50’si sütün borsada pazarlanması konusu bizim açımızdan uygun olsa da bu konu sektörün geneli açısından çok tehlikelidir. Özellikle imalatçıların ellerinin güçlü olduğu bu ortamda ve ciddi pazar sıkıntılarının yaşandığı günümüzde, SÜTEK içindeki tedbirleri almadan bunu yapmak kış dönemine girdiğimiz bu günlerde çok tehlikelidir. Süt öyle bir üründür ki önce pazar bulacaksınız, alım garantisini masada göreceksiniz ve öyle üretimi yapacaksınız. Bu nedenle hem sınırlı pazar sarflarında, hem de ithal ürünlerin yerli ürünleri tükettiği iç piyasa koşullarında bizi ciddi sıkıntıya sokacaktır. Önce satılan sütü teminat altına almak, iç piyasa koşullarını iyileştirip çiğ sütün minimum yüzde 70’inin iç piyasada kullanımını artırmak önceliğimiz olmalıdır.
Kelle: Bazı maddeler sadece kelime kalabalığı
Kıbrıs Türk Çiftçiler Birliği Başkanı Hüseyin Çavuş Kelle, KKTC vatandaşı olmayan ve ikinci iş kapsamında olan kişilerin ülkede zaten 6 yıldır desteklerden yararlanmadığını belirterek Tarım reformu taslağında yer alan “KKTC vatandaşı olmayan, ikinci iş yasağı kapsamına girenler bundan böyle destekten yararlanamayacak” maddesinin kelime kalabalığından ibaret olduğunu öne sürdü.
Reform taslağında belirtilen “İkinci iş yasağı olmayıp tarım sektöründe faaliyet gösterenlere destek programından yüzde 25 kesinti uygulanacak. Sosyal güvenlik sisteminde ilk iş olarak çiftçi kayıtlı olanlar desteklerden yüzde 100 oranında, olmayanlar ise yüzde 75 oranında yararlanabilecek” maddesinin ise kabul edilemez olduğunu öne süren Kelle şunları söyledi: Bu madde Tarım Bakanlığı yetkililerinin köylerdeki yaşamı, kırsal kesimdeki döngüyü bilmediğinin karnesidir. Köylerde insanların marketi, küçük makinist dükkanları olabilir. Bunlar da daha önceki hükümetlerin zorunlu kıldığı sigortaya kaydolma mükellefiyeti getirmesindendir. Dolayısı ile bu kişiler ikinci iş yasağı kapsamında sayılamaz. Özel sektör ile kamu çalışanı hiçbir açıdan bir tutulamaz.
“Hükümet kendi eli ile üreticisini yalana teşvik ediyor”
Hüseyin Çavuş Kelle, ayrıca Doğrudan gelir Desteği Yasası’nın üretimi desteklediğini bakanlığın ise bu paket ile üretimi değil üreticiyi desteklemeye çalıştığını, bunun da üretimin kalitesini ve niteliğini düşüreceğini ifade etti.
Kelle, “Zaten eğer amaç kamu çalışanının önünü almaksa bu bir palavradır. Çünkü 6 yıldır kamu çalışanına zaten destek verilmiyor. Kimisi arazisini annesinin kimisi eşinin üzerine devretmiştir. Bitkisel tarımı bu şekilde yönlendirmek doğal değil. Hükümet kendi eli ile üreticisini yalana teşvik ediyor” dedi.
“Müzakereci hükümet istemiyoruz”
Hüseyin Çavuş Kelle, reform taslağında yer alan “66 yaşından gün almış sosyal güvenlik sistemine kayıtlı olmayanlar bundan böyle destekten yararlanamayacak” maddesinin ise kabul edilemez olduğunu kaydetti.
Kelle, “Sanırım hükümet yetkilileri hangi coğrafyada yaşadığımızı unutuyorlar. Buradaki arazilerin tümü bizim koçanımızdadır, devlet arazileri değildir. Kimsenin 40 yıldır yatırımını tarıma yapan kişilere 66 yaşına geldiğinde ‘sizinle işimiz bitti, kahvede ölümü bekleyin’ deme lüksü yoktur. Amaç bitkisel tarımı kayıt altına almaksa tek bir dönüme kadar zaten kayıt altındadır. 10 dönüm narenciye arazisi olan bir üreticinin 3 dönüm tarım arazisi de olabilir. Ülkede tarım üretimi birdir, sektör olarak bölünemez. Bir reform paketi yapılacaksa eğer bizlerle taslak yapılmadan istişare edilmeliydi. Aynı zamanda bu yıl için çok geç kalınmıştır zaten. Bitkisel tarımla ilgili çok geç kalınmıştır. Arazisini kiralayan kiraladı, eken ekti. Hasada iki ay kala siz üreticiyi mağdur edemezsiniz” ” diye konuştu.
Hükümeti sert özlerle eleştiren Kelle, “Bu hükümet ancak ve ancak dile kolay olan müzakere hükümeti olabilir. Biz müzakereci değil çözüm üreten hükümet istiyoruz” dedi.
“Bazı maddeler üzerinde tartılabilir”
Hüseyin Çavuş Kelle, “Dane üretimine yönelik tahıl alanlarına ve nadas alanlarına Genel Tarım Sigortası Fonu kapsamına giren dönümler ve beyanlar dikkate alınarak 2 bin dönüme kadar alanlar için 32 TL/dane alan bazında ödeme yapılacak. Üretim sezonunda kaliteli kaba yem üretimine yönelik, hububat ve baklagil alanlarına dönüm başına 40 TL ödeme yapılacak. Üretim sezonunda veya çok yılık olarak üretilen sulu yem bitkisi ekimi yapan çiftçilere birim miktarları bazında tek yılık 60 TL, çok yılık 75 TL olarak ödeme yapılacak” maddelerinin ise üzerinde tartışılması ve daha da iyileştirilmesi gereken maddeler olduğunu söyledi.
































