KıbrısManşetRöportaj

“Umudumu saklı tutmak istiyorum”


Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Tufan Erhürman, Kıbrıs sorunu konusundaki gelişmeleri değerlendirdi. Kurultay süreci ve sonrasındaki gelişmeleri de anlatan Erhürman, Yüksek Mahkeme’nin Maraş kararını da yorumladı:

KIBRIS SORUNU: Erhürman: 25 Kasım’da Berlin’de üçlü görüşmenin gerçekleşecek olması çok önemlidir. Bu görüşmede en büyük görev BM Genel Sekreteri Sayın Guterres’e düşüyor. Bu noktada Sayın Guterres’in kendi açıklamalarında ve BM Güvenlik Konseyi kararlarında yer alan yönteme ve içeriğe dair temel hususlara kararlılıkla sahip çıkması belirleyici olacaktır

 

  1. OLAĞAN KURULTAY: Erhürman: Kurultayımız başarıyla gerçekleştirdi. En kısa sürede siyasi kurultayımızı da toplayacağız. CTP son derece dinamik bir parti. Üyelerimiz gündemi takip eden, fikirler geliştiren ve soru işaretlerini partiyle paylaşan kişiler. Tartışma süreçlerini parti içinde yaratmaya ve bu süreçlerin en katılımcı bir biçimde yaşanmasını sağlamaya devam edeceğiz

 

MARAŞ KARARI: Erhürman: Maraş konusunun Yüksek Mahkeme’de görüşülmesi ve ayrıntılı gerekçeli kararın ortaya çıkacak olması çok önemlidir. Sadece sonucu itibarıyla değil, gerekçenin içerisinde yer alacak unsurlar itibarıyla da, Maraş’la ilgili tartışmalar açısından yol gösterici olacağından eminim. Biz BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde adımlar atılması gerektiğini düşünüyoruz

 

TC İLE İLİŞKİLER: Erhürman: Türkiye ile ilişkiler doğru zeminde, iyi ilişkiler olmalıdır. Doğru zemin, Kıbrıs Türkünün kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomiye sahip olmasıdır. Kendi kendini yönetecek kararları, kendi yasama, yürütme, yargı ve idare organlarıyla üretmesidir. Zemin doğru kurulamadıysa, ilişkilerin iyi olması kendi içinde yeterli değildir

 

Duygu ALAN

Ana Muhalefet Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin (CTP) Genel Başkanı Tufan Erhürman, Kıbrıs sorunu konusundaki gelişmeleri değerlendirdi.

Kurultay süreci ve sonrasındaki gelişmelere ilişkin soruları da yanıtlayan Erhürman, ayrıca Yüksek Mahkeme’nin Maraş kararını yorumladı.

Erhürman, “25 Kasım’da Berlin’de üçlü görüşmenin gerçekleşecek olması önemli” diyerek, “Bu görüşmede en büyük görev BM Genel Sekreteri Sayın Guterres’e düşüyor. Bu noktada Sayın Guterres’in kendi açıklamalarında ve BM Güvenlik Konseyi kararlarında yer alan yönteme ve içeriğe dair temel hususlara kararlılıkla sahip çıkması belirleyici olacak. Geçmiş mutabakatlarda ve Güvenlik Konseyi kararlarında yer aldığı ve dolayısıyla dönüşümlü başkanlık ve kararlara etkili katılımı da içeren şekliyle siyasi eşitlik en temel mesele. Buralarda netleşilir ve ucu açık olmayan, sonuç odaklı bir müzakere yöntemi de kabul edilirse kapsamlı çözüm yolunda bizi ileriki aşamalara taşıyacak önemli bir adım atılmış olur. En büyük dileğimiz Berlin’de bu adımın atılmasıdır” diye konuştu. Tufan Erhürman, “Bu çerçevede üçlü görüşmeyle ilgili umudumu saklı tutmak istiyorum” dedi.

Erhürman, kurultay sürecine ilişkin açıklamasında, CTP içindeki her bir üyenin düşüncesinin, partiye ya da parti politikalarına dair değerlendirmesinin son derece önemli olduğunu kaydederek, gerek kurultay öncesinde, gerek kurultay sonrasında, tüm üyelerle, özellikle bu konularda soru işaretleri olan tüm üyelerle istişareler gerçekleştirildiğini ve gerçekleştirmeye devam edileceğini kaydetti.

Tufan Erhürman,  ‘CTP içinde bu anlamda bir huzursuzluk var mı?’ sorusunu ise şöyle yanıtladı, “CTP son derece dinamik bir parti. Bizim üyelerimiz gündemi takip eden, fikirler geliştiren ve soru işaretlerini partiyle paylaşan kişiler. Bu bizim en büyük zenginliğimiz. Ama huzursuzluk yok. Parti meclisi seçimleri sonrasında da ne basına yansıyan ne de üyeler arasında yaşanan herhangi bir huzursuzluk söz konusu olmadı bildiğiniz gibi. Tartışma süreçlerini Parti içinde yaratmaya ve bu süreçlerin en katılımcı bir biçimde yaşanmasını sağlamaya devam edeceğiz”.

CTP Genel Başkanı Erhürman, Yüksek Mahkeme’nin Maraş ile ilgili kararına ilişkin yorumunda, bir hukukçu olarak gerekçeli kararı görmeyi beklediğini ancak bunun Yüksek Mahkeme tarafından görüşülmüş olmasının ve bir ayrıntılı gerekçeli kararın ortaya çıkacak olmasının çok önemli olduğunu belirtti.

Erhürman, “Çünkü sadece sonucu itibarıyla değil, gerekçenin içerisinde yer alacak unsurlar itibarıyla da, Maraş’la ilgili tartışmalar açısından yol gösterici olacağından eminim.

Ama biz Maraş’la ilgili bundan da bağımsız ve hükümetin söylediğinden de farklı olarak, BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde adımlar atılması gerektiğini düşünüyoruz” diye konuştu.

Tufan Erhürman, TC-KKTC ilişkilerini de yorumladı.

 

Soru: Kıbrıs sorunuyla ilgili gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Erhürman: 25 Kasım’da Berlin’de üçlü görüşmenin gerçekleşecek olması önemli. Bu görüşmede en büyük görev BM Genel Sekreteri Sayın Guterres’e düşüyor. Bu noktada Sayın Guterres’in kendi açıklamalarında ve BM Güvenlik Konseyi kararlarında yer alan yönteme ve içeriğe dair temel hususlara kararlılıkla sahip çıkması belirleyici olacak. Geçmiş mutabakatlarda ve Güvenlik Konseyi kararlarında yer aldığı ve dolayısıyla dönüşümlü başkanlık ve kararlara etkili katılımı da içeren şekliyle siyasi eşitlik en temel mesele. Buralarda netleşilir ve ucu açık olmayan, sonuç odaklı bir müzakere yöntemi de kabul edilirse kapsamlı çözüm yolunda bizi ileriki aşamalara taşıyacak önemli bir adım atılmış olur. En büyük dileğimiz Berlin’de bu adımın atılmasıdır. Bu çerçevede üçlü görüşmeyle ilgili umudumu saklı tutmak istiyorum.

Sonuçta Sayın Guterres orada, New York görüşmelerinin sonuçları orda. Biliyorsunuz ben ve partim New York görüşmeleri boyunca, hep Sayın Guterres’e çağrı yaptık. Çünkü biz Sayın Anastasiadis’in karşı çıktığı şeylerin, aslında Sayın Guterres tarafından çizilen çerçeve ve BM Güvenlik Konseyi kararlarında yer alan parametreler olduğunu görüyorduk. Yani Anastasiadis, Türk tarafının görüşlerine karşı çıkıyor değil. Doğrudan doğruya Crans Montana sonrasında Guterres tarafından çizilen çerçeveye ve Crans Montana öncesi ve sonrasında da, BM Güvenlik Konseyi’nin ortaya koyduğu parametrelere yönelik eleştiri ve çekinceler yöneltiyor.

Bu yüzden biz hep Guterres’e çağrı yapıyorduk. Lütfen siz, her şeyden önce BM’nin çizdiği çerçeveye ve BM Güvenlik Konseyi’nin ortaya koyduğu parametrelere sahip çıkın. Çünkü sonuç odaklılık ve ucu açık olmayan bir müzakere süreci de Guterres’in söylediği şeylerdi. Geçmiş mutabakatların korunması da Sayın Guterres’sin vurguladığı bir şeydi. Crans Montana sonrasında “Bundan öncekiler gibi bir görüşme süreci olmayacak” cümlesi de kendisine aitti.

Siyasi eşitlik, BM Güvenlik Konseyi kararlarında altı çizilen bir parametreydi. Hem de BM Güvenlik Konseyi, en son 2019 yılının Temmuz ayında, ayrıntılı şekilde altını çizerek bunu bir kez daha vurguladı.

Dolayısıyla Sayın Guterres bunlara sahip çıkmalı dedik hep. O yüzden üçlü görüşme açısından da çağrımız yine Guterres’edir. Çünkü zemin oradadır. Zemin BM’nin ortaya koyduğu bir zemindir. Guterres buna sahip çıkmalı ve üçlü görüşmenin bu çerçevede başarıya ulaşmasına katkıda bulunmalıdır.

Şu an gündem budur ama biz bunu mu konuşuyoruz? Maalesef hayır.

 

Soru: Kurultay öncesinde “CTP özünü kaybetti, işçinin, emekçinin yanında değil, sermaye ve iktidar hırsına teslim olmuş bir parti” ve benzeri söylemler geliştirildi. Kurultaydan sonraki gelişmeler neler? CTP içinde bu anlamda bir huzursuzluk var mı?

 

Erhürman: CTP içindeki her bir üyenin düşüncesi partiye ya da parti politikalarına dair değerlendirmesi bizim için son derece önemli. ‘Bunu bir kişi söyledi, üç kişi söyledi’ diye ayırmam.

Hatta bazen bir kişinin söylediği şey, yüz kişinin söylediği şeyden daha da fazla değerlendirilmesi gereken bir şey olabilir.

Dolayısıyla gerek kurultay öncesinde gerek kurultay sonrasında, ben genel başkan olarak özellikle bu konularda soru işaretleri olan tüm üyelerle ayrı ayrı da görüştüm.

Kurultaydan önce bir tur tüm ilçelerde bir toplantı seansı yaptık. Ardından, aday tanıtımları için bir tur daha gittik. Dolayısıyla ben kurultaydan önce tüm ilçelere iki defa gitmiş oldum.

Onun dışında da soru işaretleri taşıyan tüm üyelerle birebir görüşmeye çalıştım. O nedenle bunları önemsemiyor ya da yok sayıyor değilim. Benim için her bir üyenin düşüncesi önemli.

Ama ‘CTP içinde bu anlamda bir huzursuzluk var mı?’ diye sorulursa, kurultayda biliyorsunuz başkanlık için tek aday olarak ben vardım. Dolayısıyla esas seçim parti meclisi üyeliğiyle ilgiliydi. Parti meclisi seçimleri sonrasında da ne basına yansıyan ne de üyeler arasında yaşanan herhangi bir huzursuzluk söz konusu olmadı. Herkes sonuç itibariyle üyenin iradesine saygı gösterdi.

Kurultay’da bir karar aldık. Buna göre en kısa sürede bir siyasi kurultayı toplayacağız. Bu kurultayda, bütün üyelerimiz partinin programına ilişkin öneri ya da eleştirilerini yapma fırsatı bulacak.

Çünkü parti çok uzun süreden beri programını yenilemedi, aradan yıllar geçti. Bu bizim için de bir fırsat olacak. Herkes kafasına takılan her neyse, özgürce, katılımcılık anlayışıyla dile getirecek.

 

“Kurultaya katılım konusunda özel bir eksiklik görmüyoruz”

 

Erhürman: Kurultayın, eski kurultaylar kadar kalabalık ya da coşkulu olmaması meselesi de çok konuşuldu. Aslında kalabalık olmamasıyla ilgili düşünce çok doğru değil. Daha önceki kurultaylarımızda oy kullananların sayısını biliyoruz. Bu defa kaç kişinin oy kullandığını da biliyoruz. Arada ciddi bir fark yok. Rakamlar bunu bize söylüyor. Bu anlamda özel bir eksiklik görmüyoruz.

Coşku açısından da şunu akılda tutmak gerekiyor: Parti kurultaylarında en coşkulu dönem birden fazla başkan adayının olduğu dönemdir. Doğal olarak o rekabet, coşkuyu ve heyecanı arttırır. Bizde başkanlık düzeyinde bir yarış söz konusu değildi.

Bir de yakın zamanda bir seçim varsa coşku ve heyecan artar. En yakın seçim Cumhurbaşkanlığı seçimleri şu anda. Ama biz, kurultaya giderken de, kurultay sırasında da Cumhurbaşkanlığı seçimlerini temel meselelerimizden bir haline getirmedik. ‘Bunun üzerinden bir kurultay heyecanı yaratalım’ diye bir düşüncemiz, girişimimiz olmadı.

 

Soru: Mahkemenin Maraş’la ilgili kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Erhürman: Bir hukukçu olarak gerekçeli kararı görmeyi bekliyorum. Ama bunun Yüksek Mahkeme tarafından görüşülmüş olması ve bir ayrıntılı gerekçeli kararın ortaya çıkacak olmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Çünkü sadece sonucu itibarıyla değil, gerekçenin içerisinde yer alacak unsurlar itibarıyla da, Maraş’la ilgili tartışmalar açısından yol gösterici olacağından eminim.

Ama biz Maraş’la ilgili bundan da bağımsız ve hükümetin söylediğinden de farklı olarak, BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde adımlar atılması gerektiğini düşünüyoruz.

BM Güvenlik Konseyi kararlarında temelde iki unsur vardır. Eski sahiplerine iade edilmesi ve BM idaresi altında açılması. Özellikle “BM idaresi altında” kavramının, BM ile istişare ve gerektiğinde müzakere etmeye müsait olduğunu düşünüyoruz.

İdare kavramı neyi içerir ya da içermez, bu ancak müzakereler sonucu ortaya çıkabilir. Şu değildir söylediğimiz; Kıbrıs Rum tarafıyla da müzakere etmek gerekir. Hayır, BM ile, onun kurduğu çerçeve içinde istişare ve müzakere etmek yeterlidir.

BM’ye şunu söylemek gerekir diyoruz: Bir taraftan, eski Kıbrıslı Rum mal sahipleri, Maraş’taki mallarımızı bize verin diye Taşınmaz Mal Komisyonu’na gelip başvururken, buradan tatmin edici sonuç alamadıkları düşüncesiyle AİHM’ne gidip, hem o mallarını istemeye devam edip, hem de Taşınmaz Mal Komisyonu’nun etkili iç hukuk olduğunu tartışma konusu yaparken, Kıbrıs Türk tarafının kısa vadede kapsamlı çözüme ulaşılamayan koşullarda, oturup beklemesi kimse tarafından talep edilemez.

Çünkü bir baskı var zaten Kıbrıs Türk tarafı üzerinde. Dolayısıyla Kıbrıs Türk tarafı, eğer kısa vadede kapsamlı çözüme ulaşılamadıysa, burada bir hareket tarzı geliştirmek durumundadır. Kimse bize otur ve kapsamlı çözümü bekle diyemez. Çünkü kimse beklemiyor kapsamlı çözümü. Kimse beklemezken bizim de beklememiz mümkün değil.

Ama biz, beklemezken ne yapmamız gerekir soruna, Taşınmaz Mal Komisyonu kurulurken ne yaptıysak onu yapmamız gerekir diye cevap veriyoruz.

Unutulmaması gerekir ki Annan Planı referandumları 2004 yılında yapıldı. Taşınmaz Mal Komisyonu ise 2005 yılında kuruldu. Gidildi uluslararası kuruluşlarla istişare edildi, o dönemde Türkiye’nin de ciddi desteği vardı bu istişare sürecinin yaşanmasında. Onlar yardımcı oldu, biz bunu kurduk ve yasasını çıkardık. Kıbrıslı Rumlarla müzakere edilecek bir şey değildi bu. Doğrudan uluslararası kuruluşlarla ilişki kurularak hayata geçirildi.

Şimdi de Maraş’ta yapılması gereken şudur; üçlü ve beşli görüşmeler sonucunda sonuç odaklı ve ucu açık olmayan bir müzakere süreci başlarsa elbette Maraş bekleyebilir. Ama kısa vadede kapsamlı çözüme ulaşamazsak, bizim oturup Maraş konusunda beklememizi kimse talep edemez.

Mahkeme kararıyla ilgili yorumumu da gerekçeli karar sonrası yapacağım.

 

Soru: Türkiye ile ilişkiler ne durumda?

 

Erhürman: Biz, bir süreden beri çok açık bir şekilde şunu söylüyoruz; Türkiye ile doğru zeminde, iyi ilişkiler kurulmalıdır. Bu cümlenin içindeki iki unsur da bizim açımızdan son derece önemli.

‘Doğru Zemin’i de tanımlıyoruz. Doğru zemin, Kıbrıs Türk halkının kendi kendini yönetmesidir. Bunun için, kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomiye sahip olmasıdır. Kendi kendini yönetecek kararları da, kendi yasaması, yürütmesi, yargısı ve idaresiyle üretmesidir. Doğru zemin budur.

Bu doğru zemini oturtarak, bunun üzerinde Türkiye ile iyi ilişkiler kurulmalıdır. Çünkü Türkiye ile ilişkiler, Kıbrıs’ta gerek Kıbrıs sorununun çözümü açısından, gerek Kıbrıs sorununun kısa vadede çözülmediği durumda, güven yaratıcı önlemlerle ya da pro-aktif dış politikayla ilgili yapabilecekleriniz açısından, gerekse, kendi ayakları üzerinde durabilen bir ekonomi açısından önemlidir.

Dolayısıyla zemin doğru olduktan sonra Türkiye ile ilişkilerin iyi olması bu üç konuda da bize destek olacaktır.

Ama zemin doğru kurulmadıktan sonra, yapılan girişimler, görüşmeler, anlaşmalar, imzalanan metinler, eğer Kıbrıs Türk halkının kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomiye sahip olması hedefine doğru gitmiyorsa ve Kıbrıs Türk halkının kendi kararlarını, kendi organları aracılığıyla üretmesi temel hedefinde bir takım soru işaretleri yaratıyorsa, bu durumda ilişkilerin iyi olması yeterli değildir.

Çünkü, önemli olan, hedefleriniz doğrultusunda en yakınınızdaki ülke ile iyi ilişkiler içinde olmanızdır. Biz burada dengenin doğru kurulması gerektiğine inanıyoruz. Yani zemin yanlış ise, ilişkilerin iyi olması kendi içinde yeterli bir şey değildir. İlişkiler iyi değilse, o zaman o zemini doğru yerden inşa etmekte güçlük çekersiniz.

Dediğim gibi, gerek Kıbrıs sorununun çözümünde, gerek Kıbrıs sorununun kısa vadede çözülmediği durumlarda, güven yaratıcı önlemler ve proaktif dış politika yürütülmesi gibi alanlarda, gerekse kendi ayakları üzerinde duran bir ekonominin inşası sürecinde, Türkiye ile ilişkilerin iyi olması ve Türkiye’nin bunlara destek olması son derece önemlidir.

Kıbrıs sorununun çözümü açısından baktığınızda, Türkiye Cumhuriyeti garantör ülkedir. Kıbrıs sorunun kısa vadede çözülmediği koşullarda, Maraş’ta BM kararları çerçevesinde bir şeyler yapmak isterseniz ya da 2005 yılında kuruduğumuz Taşınmaz Mal Komisyonu gibi bir komisyonun gerek kurulması sırasında, gerek faaliyetleri sırasında da elbette Türkiye’nin desteğine ihtiyacımız vardır.

Dolayısıyla biz bu cümleyi çok önemsiyoruz. Türkiye ile doğru zeminde, iyi ilişkiler kurulması gerekiyor.



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı