KıbrısManşet

UKÜ’de devrim niteliğinde proje







Avrupa ülkelerinin birçoğunda tamamen, Türkiye’de ise kısmen hayata geçirilen “Sportif Yetenek Taraması ve Spora Yönlendirme Projesi”, KKTC’de Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi ile hayat bulacak




Pınar BARUT



Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi (UKÜ) Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu Müdürü Prof. Dr. Ali Emre Erol, ‘’Sportif Yetenek Taraması ve Spora Yönlendirme Projesi’’ hakkında bilgi verdi.

Prof. Dr. Ali Emre Erol, Avrupa ülkelerinin birçoğunda hayata geçirilen Türkiye’de ise kısmen hayat bulan projeden çok iyi sonuçlar alındığını ifade etti.

Prof. Dr. Erol, projenin odak noktasının çocukların sporda doğru yönlendirilmesi, bu yönlendirme ile doğru eğitim sürecinden geçmeleri ve sonunda uluslararası arena da prestijli bir şekilde başarılarıyla boy göstermeleri olduğunu belirtti.

30 yıllık birikimini Kıbrıs’ta paylaşmak için yola çıktıklarını belirten Erol, projenin detaylarını anlattı, Havadis’in sorularını yanıtladı:

 

Türkiye’deki akademik hayatınıza daha yakından bakacak olursak, hangi görev ve projelerde yer aldınız ?

 Erol: Mesleki hayatımın en önem verdiğim noktalarından biri 2003-2008 yılları arasında 2005 Avrupa Şampiyonu olan Türkiye Milli Takımı’nın atletik koordinatörlüğünü yaptığım dönemi söyleyebilirim. Ayrıca aynı yıllarda Türkiye Basketbol Federasyonu Eğitim Kurulu Asbaşkanlığı görevimi de devam ettirdim.

Oldukça yoğun bir meslek hayatınız var, bir de eski milli basketbolcusunuz…

Erol: O dönemleri anlatacak olursam, şöyle özetleyebilirim. 2000-2008 yıllarında Türkiye Masa Tenisi Federasyonu Asbaşkanlığı görevini yaparken aynı zamanda Dünya Masa Tenisi Federasyonu Bilim Kurulu üyeliği ve Akdeniz Ülkeleri Masa Tenisi Birliği Asbaşkanlığına da seçilmiş ve uluslar arası görevlerinde bulundum. Evet, ben eski milli basketbolcuyum ve sporun her aşamasında görev aldığımı söyleyebilirim. Milli takım antrenörlüğü ve yöneticiliği de bunlara dahil.

Peki, bu kadar yoğun bir akademik hayat ve sporculuk geçmişinden sonra, hayatınızın bu döneminde UKÜ’ye gelişinizden bahsetsek biraz.

Erol: Ben 10 yaşından beri sporun içindeyim. Ve kaçınılmaz olarak tabi ciddi bir sportif birikimim de oluştu saha ve uygulama anlamında. 30 seneye yakında akademik hayatım var. Sonrasında Darüşafaka Doğuş Basketbol Takımı’nın atletik direktörlüğü teklifini aldım ve Gazi Üniversite’sinden emekli olup özel sektöre geçtim. Akabinde de bu birikimi KKTC’ne aktaralım diye yola çıktık.

Kıbrıs’ta yapmak istedikleriniz ve UKÜ’nün bu konudaki hedeflerini sorsam. Öncelikle kendi alanınızın Kıbrıs’taki işleyişini nasıl görüyorsunuz?

Erol: Buraya gelirken karşılaşacağımız sorunları da tahmin edebiliyorduk. Çünkü Kıbrıs’ta sporla ilgili şeyler genelde sadece yarışma ve müsabaka boyutunda. Bununda ne derece işlevsel olduğu tartışma konusu. Çünkü katılımcıların motivasyon düzeyi çok düşük. Buraya gelirken ilk etapta akademik süreci doğru kurgulamakla ilgili kendimize göre planlama yaptık. Orada da bir takım eksiklikler vardı ama ilk 3 ayda bunları minimize ettik. Öğrenci boyutunda akademik kültürü yaratmaya çalışıyoruz ve bu konu da epey de yol aldık. Amacımız Spor Bilimleri açısından UKÜ’yü Kıbrıs’ta bir marka haline getirmek. Akabinde de Türkiye’de bu alanda kendini ıspat etmiş üniversitelerle rakip olmayı hedefliyoruz. Rakip derken de tatlı bir rekabet diyebiliriz. Tabi bu rekabet aynı zamanda belli şeyleri katetmesine yardımcı olacaktır. Geliş amacımızı ve UKÜ’nün hedefini bu şekilde özetleyebiliriz.

 ‘’Sportif Yetenek Taraması ve Spora Yönlendirme Projesi’’ni okuyucularımız için daha anlaşılır olması açısından nasıl açıklarsınız? Yani bu nasıl bir projedir, siz bu projeyle ilgili daha önce ne gibi çalışmalarda bulundunuz? Aşamaları nelerdir?

Erol: 2003 yılında ben basketbol milli altyapı takımları atletik koordinatörüydüm. O aşamada milli takımların oyuncu seçmelerini ben planladım. Şu anda da o oyuncuların hepsi A Milli takımda yer alan sporcular. Türkiye genelinde 9,000 kişiye ölçüm yaptık ve belli parametlere göre elemeleri yapıp 135 kişiye indirdik ve 135 kişiyle 1 seneye yakın çalışıp asıl kadroyu Yıldız Milli Takımı dediğimiz kadroyu oluşturduk ve o takım da Avrupa Şampiyonu oldu. Türkiye’nin ilk elde ettiği Avrupa Şampiyonluğudur.  Mesela o kadrodan çıkan çocuklardan bazıları, Melih Mahmutoğlu, Barış Ersek, Doğuş Balbay’dır. Bu proje basketbol alanında uygulanan ilk projeydi. Sportik Yetenek Seçimi’yle ilgili süreç aslında ciddi olarak bununla başlıyor. Ve sonra voleybol için aynı proje başladı. Ve federasyonlar bünyesinde devam etti.

Şu an Türkiye’de bu proje hala tam anlamıyla uygulanıyor mu peki ?

Erol: 2 sene önce Spor Bilimleri Derneği tarafından tekrar gündeme getirildi. Fakat bu çok ayaklı bir süreç, performans testlerinin yanı sıra laboratuar testleri de var. Yani motorik alan testleri. Bu testler yapılıyor ve destekleyici olarak antropometrik ölçümlerde yapılması gerekiyor. Şu an Türkiye’de çocuğun hızını, sıçraması, kuvvetini ölçen testler yapılıyor ama bunun yanında çocuğun fiziksel yapısının da ölçülmesi lazım. Şu an uygulanan proje de eksik olan nokta bu. Fiziksel ölçümler yapıldıktan sonra vücut yapısı skalamız var. Bu rakamsal verilerle hesaplanan, matematik formüllerle hesaplanan ve somut verilere dayalı bir hesaplama biçimi. Yani sizin bir çocuk için vücuduna bakarak ‘’bu çocuğun kolları uzun, bacakları kısa’’ gibi görsel olarak bir sığ yorum yapmanızı engelleyen ve bilimsel sonuçlar veren bir aşama. Sportif Yetenek Seçimi 1945’lerde II. Dünya Savaşıyla beraber gündeme geliyor. Ve buradaki ana fikir şu, çocuğun sevdiği spor değil, başarılı olacağı ve seveceği sporu yapması.

Burada araya girmek istiyorum. Yani biz, bir çocuğu hiç sevmediği bir sporda başarılı olacağına nasıl ikna edeceğiz?

Erol: Spor eğitiminde 3 aşama var. Bunlar ‘’Temel Spor Eğitimi’’ – ‘’Branş Eğitimi’’ ve ‘’Performans Eğitimi’’. Hem Türkiye’de hem Kıbrıs’ta temel spor eğitimi yok. Bunu şöyle açıklayabiliriz; biz bir çocuğu ilkokul okumadan ortaokula başlatıyoruz. Mesela bazı eleştiriler vardır, duyarsınız; ‘’Almanya’daki Türk çocukları başarılı oluyor da Türkiye’de niye olamıyorlar.’’ Aslında oradaki çocukla buradaki çocuk aynı. Ama oradaki çocukların hepsi Temel Spor Eğitimi alıp sonra branş eğitimine geçiyorlar. Ve velinin veya çocuğun ‘’ben illa da bu sporu yapacağım’’ diye bir talebi olmuyor. Çünkü doğru yönlendiriliyor.  Yani tüm bilimsel veriler ışığında veliye ‘’sizin çocuğunuz performans sporu için uygun değil’’ sonucunu verilebiliyor.

Ben şöyle bir sonuca vardım. Yanlışsam düzeltin lütfen. Yani siz Türkiye’de de şu an da eksikleri olan bir projeyi Kıbrıs’ta UKÜ’de tam manasıyla hayata geçireceğinizi söylüyorsunuz. Doğru mu?

Erol: Bu doğru. Çünkü Türkiye’de eksik uygulamadan dolayı kısa ya da uzun vade de yarar sağlayamayacak noktada şu an. Bizim hedefimiz hem Türkiye’de hem de Kıbrıs’ta bu projenin tüm aşamalarının doğru şekilde uygulanmasıdır. UKÜ’de gerçekleştireceğimiz bu proje Türkiye’ye de ilham olacak ve bu konuda Kıbrıs’ı örnek alacak noktaya gelebilecektir ki bu da gurur verici.

Peki, UKÜ’de çalışmalarınız ne aşamada ?

Erol: UKÜ’de bir ‘’Fiziksel Performans Ölçüm Laboratuvarı’’ kuruyoruz. Aslında genel bir laborotuvar ama içinde antropometrik ölçüm yapabileceğimiz tüm araç-gereçler olacak. Biz de çok konuşulmayan spora başlama yaşı denen bir bilimsel gerçek var. Yani okul öncesinden başlamak gerekiyor. Bu aşama da hedefimiz ilk önce pilot bölgeleri belirleyerek sürece başlamak. Burada bir havuz oluşturacağız. Belki Milli Eğitim Bakanlığı’nında ortak bir protokolle katkısını alarak ve bu havuzdan ölçümlerin takvimlendirilmesi yaparak sürece başlayacağız. Tabi kamuoyu bilgilendirilmesi de yapılacak.

Bu nokta da veli size başvurduktan sonra ki süreci de öğrenmek istiyorum hocam, burada nasıl bir yol izlenecek? Velinin ve çocuğun en büyük kazancı nedir bu süreçte?

Erol: O eğitim sürecini bizim burada planlayabileceğimiz fiziksel ortamımız var. Daha ileride de Temel Spor Eğitim Merkezi olacak bir yapıya kavuşturma hayalimizde var. Bahsettiğim 3 aşamalı olması gereken eğitim sürecinde biz çocuklarımızı ikinci aşamadan başlattığımız için, çocuğun potansiyelinin tamamını performans aşamasına gelindiğinde gösterememesine sebep oluyoruz. Öncelikle velinin ve çocuğun sürekli deneme-yanılma ile hangi sporun çocuğa uygun olduğu konusunda kaybettiği zamanı önlüyor. Çünkü bu dönemlerde çocuğun yaşının da ilerlemesi sebebiyle, bir şekilde bir sporla ilgilensin diye acele bir karar veriliyor ve hatalı seçimler yapılıyor. Ve genelde de bu çocuklar eğitim zayiatı oluyor. Biz çocuk için en başarılı olacağı branşı belirliyoruz. Belki de bu çocuk performans açısından değil ama akademik açıdan çok başarılı olacak. İşte bunun belirlenmesi hem çocuğun geleceği hem de zaman kazanmak açısından çok önemli.

Diyelim ki, bir çocuk testlerden geçti ve sonuç olarak iyi bir masa tenisi oyuncusu olacağı verileri elde edildi. Bu aşama da çocuğun tüm hayatı yani beslenmesi, sosyal hayatı vs. gibi yönlerini de kapsayan bir eğitim mi veriliyor?

Erol: Bu söylediklerinizin hepsi hatta velinin eğitilmesi de bahsettiğimiz Temel Spor Eğitimi evresinde var. Bu aşama da çocuğun sadece fiziksel performansı ile ilgilenilmiyor. Sporla ilgili teorik bilgileri güçlendiriliyor. Beslenme, uyku düzeni, yaşam. Onun yanında olacak velilerde bu konuda bilgilendiriliyor. Tabi burada önemli bir nokta daha var ki, oda kaliteli eğitici. Burada da antrenör eğitimi gündeme geliyor.  Özellikle dominant sporlarda iyi eğitmenleri akademik eğitim anlamda çağırıp, alanda da onlardan faydalanmayı hedefliyoruz. Tabi bunu esas yapacak olan kurumlar federasyonlar. Kıbrıs’ta görüştüğümüz federasyonlar da bu konuda iyi niyetli ve istekli.

Bahsettiğiniz ölçüde eğitim alan ve çok iyi sporcu olan çocuklarımız için uluslararası arenayı hedefleyebilir miyiz günün sonunda?

Erol: Bireysel olarak da Kıbrıs’ta yetiştireceğimiz gençler NBA’de bile oynayabilir. Bazı handikaplar var tabi KKTC için takım olarak değerlendirirsek. Ama bireysel olarak gereken tek şey, başarılı olmanız. Uluslararası yetenek avcıları var dünyada. Yani çocuğunuz başarılı ise bireysel olarak uluslararası arena da boy göstermesinin önünde hiçbir engel yok . Ve biz de bunu istiyoruz.

Naim Süleymanoğlu da öğrencinizdi.  Röportajımızın sonunda hem kendisini anmak hem de hatıralarınız varsa duymak isterim.

Erol: Naim Süleymanoğlu Yetenek Seçimi ile ilgili çok gerçek ve örnek bir hikaye. Naim Süleymanoğlu geldiğinde ben kendisine sormuştum; ‘’bu kadar branş varken, halteri neden seçtin?’’ Rahmetli bana; ‘’hocam ben gün de 10 futbol maçı yapıp eve gidiyordum, yatıp kalkıp futbol oynuyordum aslında’’ dedi.  Meğer Naim 10 yaşlarındayken Sofya’da Sportif Yetenek Ölçümleri ile ilgili duyurular yapılmaya başlanmış ve babası da Naim’i bu ölçümlere götürmüş. Sene 80’ler.  Orada Naim için çıkan sonuç ‘’kuvvete dayalı sporlar’’a uygun olduğu. Naim ağlıyor, ‘’ben futboldan başka spor yapmam, ben futbolcu olacağım’’ diyor ama, o ölçümlerde sonucuna göre çıkan branşa dahil olmadığın zaman başka bir branşı yapamıyorsun. Yani sistem diyor ki; ‘’Sana uygun olan şey bilimsel verilerle ortada, bunun dışında bir şey istiyorsan benim zamanımı, tesisimi boşa kullanamazsın’’. Sonuçta babasının zorlamasıyla haltere başlıyor. Ama hep halter antrenmanlarından sonra yine futbol oynamaya koşuyor Naim. 1 sene sonra Bulgaristan’da yapılan yarışmada rekor kırıyor. Ve dediğine göre gazeteye çıkınca, başarılı olunca halteri sevmeye başlıyor. Sonra da Avrupa Şampiyonu oluyor. En son bana dediği; ‘’hocam bana Maradona olacaksın deseler artık kabul etmem, ben TİME dergisine kapak oldum halter sayesinde.’’ Yani başarılı oldukça branşını sevmeye başlıyor. İşte bizimde çocuklarımıza göstereceğimi bilimsel yol bu.









Başa dön tuşu