UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün iki şeye kırıldı…
Birincisi ilk turun ardından ikinci turda da Ersin Tatar’ın ısrarla yarışmak istemesine…
İkincisi de, ilk turda kaybeden tüm adayların (Ceyda hariç) birleşerek ittifak yapmasına…
“Bu kırgınlık devam edecek mi?”
Soru bu aslında…
Yani, UBP’den bir kriz çıkar mı?
Kaybedenler bir araya gelerek, “Şu kadar oy aldık, parti kadrolarında bize de yer ver?” der mi?
Özgürgün, UBP’nin geçmişinde defa defa bu konulardan kavga çıktığını da anımsatıyor.
Ve diyor ki:
“Kurultay geride kaldı. O sürede elbette kırgınlıklarım var. Ama siyasette ebedi kırgınlık olmaz. Ben tüm arkadaşlara elimi uzattım. Bu elin havada kalmasını da istemiyorum. Elimi tutarlarsa, UBP’yi herkesle birlikte yönetmeye hazırım…”
Elbette tek merak ettiğimiz bu değildi…
Örneğin, “Su krizi hükümeti bozar mı?”
Özgürgün’ün buna verdiği yanıt da enteresandı benim için:
“Bu soruyu bana daha önce sorsanız belki yüzde 90 derdim. Ancak, sayın Talat ile bir araya gelerek aşamayacak sorunumuz yok. Bu sorunu da aşıyoruz.”
Hükümet programına özellikle vurgu yapan Özgürgün, “Ne benim ne Talat’ın programın dışına çıkılmasına izni var” ifadesini kullandı…
Akıncı’ya güvenmiyor
Cumhurbaşkanı Mustada Akıncı için düşünceleri de tartışmaya açık.
“Mustafa Akıncı’ya güvenmiyorum…”
Bu cümlede tereddüdü yok.
Özellikle, Akıncı işle diyalog kuramamaktan, Akıncı’nın Kıbrıs Türkü’nün haklarını gerektiği gibi savunamamasından dem vuran Özgürgün, “Meclisin ayda bir kez bilgilendirilmesi” için yaptıkları talebin de havada kaldığını söyledi.
CTP- UBP hükümetinin başarısız olma gibi bir durumu olmadığını söyleyen Özgürgün, başarısızlık halinde, halkın başka siyasi partilere yönelebileceğini de söylüyor.
Ya Özersay?
Burada da konu Kudret Özersay’a kayıyor…
“Neden cumhurbaşkanlığı seçiminde yüksek oy aldı Özersay?”
Özgürgün’ün bu noktada iki saptaması var…
Birincisi halkın mevcut siyasi yapının kavga ve iş üretememesinden bunalması…
İkincisi ve daha da çok oy kaymasına sebep olduğunu düşündüğü UBP ve DP içerisindeki Eroğlu’na oy vermek istemeyenler…
Özersay’ın UBP kurultayı içerisinde iki kez, “Parti kuracağım” açıklaması yapması da Özgürgün’ün gözünden kaçmamış.
Bunu, “UBP tabanına mesaj” olarak algılıyor ve, Özersay’a şu eleştiriyi yapıyor:
“CTP’nin bir ideolojisi var… UBP’nin de bir ideolojisi var. Halk da bu ideolojilere bakarak oy veriyor. Özersay benim ideolojim yok diyor… İdeolojisi olmadan neye göre oy talep edeceğini merak ediyorum…”
“Yapacak işim çok”
Özgürgün, kabinede yer almayarak, UBP’ye daha fazla zaman ayırdığını da söyledi.
Hem tüzük değişikliği ve gerekleri…
Hem iki haftada 13 bin kişinin katıldığı kurultay…
Ve elbette, CTP Lideri Mehmet Ali Talat ile hükümette yaşanan krizleri başkanlar düzeyinde aşmak…
Özgürgün, bu çerçevede, hem UBP’yi toparlamak hem de hükümetin iş yapmasını sağlamak için kolları sıvadığını söylüyor.
Özetle, “yapacak işim çok” diyor…
İzlemeye devam edeceğiz
***
Ahmet Erdoğan’dan özür dilerim
Yılmazköy bölgesişnde, dün yola dökülen mıcır nedeniyle meydana gelen kaza ve orada yaşadıklarımı dün bu köşede uzun uzun anlatmıştım.
Yazıda, şöyle bir ifade vardı:
“Sıkı durun, önde fren yapan araç var ya…
O da inip bir bakmış, sonra arkasına bakmadan kaçmış…
Bu da ayrı bir ayıp…”
Bu satırlar için özür dilerim.
Çünkü, doğru önde fren yapan aracın sahibi Ahmet Erdoğan…
Ancak, kazaya duyarsız kalmamış…
Ambulansı arıyor…
Karayollarını arıyor…
Ailenin araçtan çıkmasına yardımcı oluyor…
Sonra da engelli eşinin bulunduğu araca binerek ayrılıyor.
Ahmet bey olayı şöyle anlatıyor:
“Sayın Ekmekçi
Yazınızı esefle okudum. Yılmazköy kavşağında ilk mıcıra giren ve FREN yapmadan dolayısıyla ufak bir patinajla kurtulan JP 970 plakalı aracın sahibiyim.
Hemen arkamdan gelen ve fren yapıp savrulan aracı görür görmez aracımdan koşarak indim o aracın yanına ilk ulaşan benim kaza 12.52 de oldu şoföre yardım ederek ön kaputu açıp aküyü söktük.
Saat 12.54’de 155 ve 112’yi aradım. Polise yola mıcır döküldüğünü kaza olduğunu ve daha nice aracın kaza yapabileceğini acilen gelmeleri gerektiğini bildirdim.
112’ye kolu yaralı ve muhtemelen kırık bir yaralı olduğunu ve ambulans istediğimizi ve yeri bildirdim.
Sanırım bu iki serviste kayıt altındadır ve 05338600952 nolu telefondan çağrı aldıklarını teyit edeceklerdir. Siz benim orda hangi şart ve durumda bulunduğuma bakmaksızın beni ne hakla suçlarsınız? Yanımda yolcu olarak bulunan engelli eşimin korkudan kaynaklı ihtiyacı nedeniyle saat 13.13’de oradan ayrıldım. Nedense ülkemizde bir hastalık haline gelen araştırmadan suçlama sizde de devreye girmiş görünüyor.
O an olayın şokundaki bir araç sürücüsünün sarf edebileceği bir kaç kelimeyi alıp beni vicdansız ilan etmenizi şiddetle kınıyorum.”
“E ama bana olayı öyle anlatmadılar” deme hakkım yok, biliyorum… Yıllardır ilk kez bu kadar “gönülden özür” diliyorum…
Özür dilerim…
































