Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

UBP ve tarihten alması gereken ders…

Ulusal Birlik Partisi, İrsen Küçük döneminde ciddi bir gerileme yaşadı…

32 milletvekili ile erken seçime gitmek zorunda kaldı…
Tarihi bir seçim yenilgisi aldı.
O dönemde siyasetin içine düştüğü anımsamak bile istemiyorum.
Kurultay süreci ve o dönemde yaşananlar, Kıbrıs Türk siyaset tarihi açısından da yüzkarasıdır.
UBP o dönem, “kendisi” olmayarak, dış müdahalelere kapıyı açtı.
Hükümet etmek yerine, “elçilikten talimat almak AK Parti’nin dümen suyuna gitmek” tercihinde bulundu.
Kurultayına kadar AK Parti, Türkiye hükümetinin bazı bakanları, hatta TC Milli İstihbarat teşkilatı dahi müdahale etti.
Bu müdahaleyi çağıran da UBP’nin kendisi oldu.
İrsen Küçük iktidar kalma adına…
Ahmet Kaşif iktidar olma adına…
Te da UBP Mahkemeye düştü…
Kurultay tekrarlandı…
Ama “kırılan bardak” bir daha toparlanamadı.
UBP bölündü…
Neden?

“Bitti” denen Demokrat Parti, UBP’nin bölünmesinden faydalanarak 10 milletvekiline ulaştı.
UBP’nin onursal başkanı, Derviş Eroğlu dahi neredeyse UBP için çalışamadı…
Tekrar edeyim…
Tüm bunlar neden yaşandı?
Çünkü UBP kendisi karar veremedi…
Kıbrıslı Türklerin partisi olmak yerine, “ajanda” siyaseti güttü.
En çağdaş UBP’li siyasetçiler bile, laik çizilerinden saptılar.
İlahiyat Koleji baskısı, imam hatip baskısı gibi konulara boyun eğdiler…
Kıbrıslı Türk kültürüne aykırı, AK Parti’nin “Osmanlı sevdalısı” laik olmayan politikalarını güde güde bir hal oldular.
Ters tepti.
Devran döndü.

CTP’de parti başkanı değişti.
Mehmet Ali Talat, “CTP ve UBP’nin olduğu geniş tabanlı bir hükümet reform” saptaması yaptı.
DP ile hükümete son verildi, UBP yeniden iktidar oldu.
Aynı UBP, hükümet programının hazırlanmasına katkı koyarken, su da dahil Kıbrıslı Türklerin iradesine sahip çıktı.
Ta ki su konusunda ayrılık yaşanana kadar…
UBP yeniden “E ama AK Parti ne der, Türkiye ne der?” sorusunu kendisine sormaya başladı.
Su gündemi ile toplanmadı.
Bir karar almadı…
Ya AK Parti konuştu ya CTP…
Gelinen aşamada, UBP kendisini “taraf” olmak zorunda hissetti.
“Türkiye’nin dediği olur” noktasına geldi.
UBP yine “kendisi tartışarak, bilimsel bir zeminde çözüm üretmek” yerine, “taraf olmayı” seçti.
Hükümet programında yer alan, “Suyu KKTC kurumları yönetir” sözüne rağmen.
UBP bir kez daha yol ayrımındadır.
Su konusunda “üretmeden” bir fikrin tarafı oluyor.
UBP kendi tarihinden ders almıyor belli ki.
UBP oturmalı, tartışmalı…
Su yönetimi konusunda bir model belirlemeli…
Bu model üzerinden tartışmaya dahil olmalı…
UBP yine, “kendi politikasını üretemeden bir dalgaya kapılma” kıyısındadır.
Bunun ne UBP’ye ne de Kıbrıs Türkü’ne bir faydası yoktur.

***

Ya uzlaşı, ya istifa

Cumhuriyetçi Türk Partisi Parti Meclisi’nin, “hükümetler arası uzlaşı metnini” reddetmesi ile birlikte, nur topu gibi bir hükümet krizimiz oldu.
Hükümet ediyorsanız, bu şaka değildir.
Suda “Yap- işlet- devret” modeli TC- KKTC arasında imzalanan devletler arası bir anlaşmadır.
CTGP- PM bunu reddedebilir.
CTP iktidardayken bunu reddedebilir.
Ama bu “devletler arası anlaşmanın” yerine geçmez.
CTP- AK Parti bir araya gelir, farklı bir karar alır, bir önceki anlaşmayı fesheder, yerine yenisi koyar, o zaman iş değişir.
Bakınız.
Milliyet Gazetesi’nde okuduk.
Diyor ki Tuğrul Türkeş: TC- KKTC hükümetleri arasındaki bir uzlaşıyı biz onay için Ak Parti MYK’sı ya da PM’sine onaya göndermeyiz. Bu nedenle bizim hükümete mensup bakanlarla varılan uzlaşıyı  CTP Parti Meclisi’nin reddetmesi anlayabileceğimiz bir şey değildir.
Mantıklı mı?
Türkiye KKTC’de işlerin nasıl yürüdüğünün farkında olmayabilir.
İktidarda koalisyon var…

Elbette kritik kararların parti PM’lerinde tartışılması, onaya sunulması doğaldır.
Ancak…
Bu olayda gerçek olan şudur.
Maliye Bakanı Birikim Özgür ve Tarım Bakanı Erkut Şahali, hükümet adına görüştüler ve bir noktaya vardılar…
Başbakan bu uzlaşıya onay verdi.
CTP ve UBP genel başkanı da onay verdi.
“Yol almak” beklenirken, CTP PM, “olmaz, biz bu uzlaşıyı kabul etmeyiz” dedi.
İki bakan, “hükümetten ve parti disiplininden uzak bir tavır almış” gibi kamuoyunun önüne atıldı.
Özellikle CTP içerisinde, “siyasi beklenti” temelli bu tepkiler yükseldi.
O günlerde, Başbakan da… Maliye Bakanı da… Tarım Bakanı da…
“İstifayı” dillendirdi.
Doğal olarak.
Su krizi çözülemiyor.
Çözülemeyecek gibi duruyor.
Kördüğüm oldu.
Kritik eşikte duruyor.
Hükümet istifası…
Başbakan istifası…
Maliye bakanı istifası…
Tarım bakanı istifası…
İçine düşülen durum hoş değildir.
Kritik eşikten “uzlaşı çıkmazsa”, istifaların gündeme gelmesi kaçınılmazdır.
Hükümet  etmek ciddi bir iştir. Şakaya gelmez…

***

Ercan’ın panzehiri “adalet”

Ercan Devlet Havaalanı’nda 2013’de başlayan sürecin, 2014- 2015- 2016 sonunda bitmeliydi.
Bitemedi.
Şu ya da bu gerekçe ile.

İhaleye çıkıldı, şaşaayla 100 milyon Euro alındı…
Ama arazi T&T’ye verilemedi.
Asker içinde, ağaçlar dikili, hangar başkasına ait…
Tam arazi temizlendi, işler hızlanacak derken, bu arada T&T içerisinde ortaklar kavgası başladı.
Ama mevcut binanın ve apronun kullanımı da T&T tarafından yapıldı.
Ercan’daki tüm vergilere zam yapıldı.
Bina ve otopark yatırımları kiracılara yüklendi.
Duty Free’lerin cirosundan T&T yüksek pay aldı.
Velhasıl…
2013 yılında 33 milyon Euro…
2014 yılında 48 milyon Euro…
2015 yılında 55 milyon Euro…

2016’da öngörülen ise 65 milyon Euro…
Bunların tümü T&T’nin şirket karı…
Çivi çakmayan bir şirketten bahsediyoruz.
300 milyon Euroluk yatırımın önemli bir bölümü 4 yıllık kriz durumunda toplandı.
Devlete bakar mısınız?
Kendisinin yapamadığını, özel nasıl yapıyor…
Bu paranın devlet tarafından toplanıp, doğru yönlendirildiğini düşünsenize?
Vesayet biter…

İşin ciddiyetinin herkes farkında ama kimse tınmıyor.
Başımıza örülen çorabın farkında mısınız?
Ensemizden milyon eurolar akıyor T&T’ye…
Terminal Yapı, “Bizi yönetimden dışladılar, paranızı yiyorlar, KKTC’nin parası gidiyor. Biz kendimizi kullandırtmak istemiyoruz, hükümet oraya derhal kayyum atasın, ihale şartnamesine aykırı bir durum var, ortaya çıkarılsın…” diyor…
Kimse tınmıyor.
Halen, “Bilal’ın arkadaşı” Ömer’in ayda 220 bin dolar alması için çaba harcayan bir siyasi yapımız var…
Ercan’da “adaletin zembereği” kopuk…
Yapılanlar kimsenin içine sinmiyor…