Köşe Yazarları

UBP-DP hükümet programında eğitim ve laf kalabalığı


Çiçeği burnunda, yeni kurulan hükümetimizin hükümet programında yer alan eğitimle ilgili hedeflenenlere bir göz attım. İlk bakışta dikkatimi çeken, yapılacaklarla ilgili olarak herhangi bir zaman sınırlamasının getirilmemiş olmasıdır. Yapılması düşünülenlerin ne zaman yapılacağı ile ilgili bir ibare yok. Örneğin “Tam gün eğitime geçmek için alt-yapı çalışmaları başlatılacaktır” deniliyor. Peki ne zaman? Onun cevabı yok.

Hükümet programında yer alan “Proje tabanlı eğitim”den kasıt her halde öğretim yöntem ve teknikleri içerisinde yer alan “Proje Tabanlı Öğrenme”dir. Eğitim biliminde Proje Tabanlı Öğrenme, öğrencilerin yaşamlarında karşılaşabilecekleri problemleri sınıf ortamında farklı disiplinlerle bağlantı kurarak bir senaryo çerçevesinde çözmeye çalıştıkları öğrenme yaklaşımıdır. Hükümet programında tek kelime bile bahsedilmeyen “kolej sınavı” da “proje tabanlı öğrenme” ile çok mükemmel bir uyum sağlar!!!. Allah aşkına güldürmeyin bizi…

Hükümet programında “okul yönetim kurulu” diye bir ifade var. Bu konu ile ilgili programdaki ifade aynen şöyle: “Okul Müdürlüğü, öğretmen, veliler ve Yerel Yönetim temsilcisinden oluşan, Okul Yönetim Kurulları oluşturulacaktır. Okul Yönetim Kurulları okulların günlük ihtiyaçları ile ilgilenecek, sorunları saptayıp çözmeye çalışacaktır. Okul bütçeleri mali ihtiyaçlar temel alınarak oluşturulacak Okul Yönetim Kurullarınca yönetilecektir.” Benim bu ifadelerden anladığım çok başlı bir yönetim anlayışı olacak. Burada okul müdürünün görevinin ne olduğu/olacağı belli değil…

Ben gene de iyi niyetli bir yaklaşımla “okul yönetim kurulu” denilen bu ibareden kastın, eğitim biliminde de yer alan “Okula Dayalı Yönetim” ve “Okul Tabanlı Bütçe” ile ayni anlamda kullanılmış olabileceğini umut ediyorum.

Çok ilginçtir, hükümet programında üç ana temel unsurdan bahsediliyor Bu unsurlar; Demokratikleşme, yerelleşme/yerinden yönetim ve fırsat eşitliği. Hükümet programını okuduğunuz zaman, bu ifadelerin ne anlama geldiğini pek anlayamıyorsunuz.  Yerelleşme derken, eğitimde Türkiye ile olan organik bağımızı koparıyor muyuz? Artık Türkiye’den kitap getirmeyecek miyiz?gibi sorular aklınıza geliyor. Yoksa “okul yönetim kurulu” kurulunca eğitim demokratikleşecek mi?

****

Programda denetim konusuna özel vurgu yapılıyor. Bu konu eğitim sistemimizin kanayan yarası. Bu konuda ciddi adımlar atılması gerekiyor. Umarım bu konuda hükümet programında yazılanlar en erken bir zamanda uygulanır.

Programın yükseköğretim kısmında dikkatimi çeken şöyle bir ibare var; “Yükseköğrenime geçiş yeniden yapılandırılacaktır.” Nasıl olacağı ile ilgili pek bir bilgi yok. Burada kasıt “her isteyen üniversiteye giremeyecek mi?” bunu bilemiyoruz. KKTC’deki üniversitelere girişte merkezi bir sınavdan mı kastediliyor? Onu da anlamış değiliz.

Hükümet programında eğitim başlığı altında yazılanların yuvarlak laflar ve laf kalabalığından oluştuğu, acele ile yazıldığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Programda yükseköğretim ile ilgili olumlu sayabileceğimiz bir ibare de “Üniversite Kurulum Tüzüğünde değişikliğe gidilip üniversitelerin yasayla kurulması sağlanacaktır ve Yükseköğrenimde nicel değil nitel büyümeye önem verilecektir” denilmesidir.

Türkiye’den bu konuda ciddi telkinler geldiği biliniyor. YÖK gerek Türkiye’deki gerekse KKTC’deki üniversitelerin kalitesine vurgu yapan kararlar alıyor. Umarım bundan sonra herhangi bir politikacının ağzından “hedef 100 bin üniversite öğrencisi” gibi lafları duymayız. Bunun yerine “daha kaliteli üniversite” gibi lafları duyarız.

Hükümet programı ile ilgili yazılacak, söylenecek o kadar konu var ki, bu satırlara sığdırmak çok güç. Ancak ulaşılacak hedefler bakımından herhangi bir zaman belirtilmedi için umarım eğitimde ulaşılacak hedefler için “çıkmaz ayın son Çarşambası” gibi bir ibare kullanmak zorunda kalmayız. Bize düşen görev, hükümet programında yazılanların yapılıp yapılmadığını okuyucular adına takip etmek olacaktır.

 

 

Neden En İyi Okullar Finlandiya’da?

 

The Sydney MorningHerald’daWilliam Doyle’un geçtiğimiz ay yayımlanan “This is whyFinland has thebestschools” isimli makalesinin Türkçe çevirisini okuyucular ile paylaşmakta yarar var.

Harvardlı eğitim profesörü HowardGardner, bir keresinde Amerikalılara şu tavsiyeyi vermişti: ”Finlandiya’dan öğrenin. En etkili okullara sahip olan ve Amerika’da yaptıklarımızın tam tersini yapan Finlandiya’dan.” Onun tavsiyelerine uyarak 7 yaşındaki oğlumu Finlandiya Joensuu’daki bir ilkokula yazdırdım. Avrupa Birliği bölgesinde, Rusya sınırındaki nöbetçi kulelerine ulaşana kadar gidebildiğiniz kadar doğuya gittiğinizde ulaştığınız bir bölge burası.Tamam, elbette sadece Gardner’ın söylediklerine körü körüne inanarak gitmedim oralara kadar. Doğu Finlandiya Üniversitesi’nde, öğretim görevlisi olarak bir sömestr boyunca ders verecektim. Ancak gerçek şu ki, eşim, oğlum ve ben beş ay boyunca şaşırtıcı derecede stressiz ve şaşırtıcı derecede iyi bir eğitim sistemi deneyimi yaşadık. Finlandiya, Batı dünyasındaki en yüksek küresel test sonuçlarını çıkarma konusunda uzun bir tarihe sahip. Bu ülke, en okuryazar ülke olmak dahil küresel sıralamalarda birçok başka güncel birinciliğin de sahibi bir zafer “vakası” aynı zamanda. Finlandiya’da çocuklar yedi yaşına kadar hiçbir akademik eğitim almıyor. O zamana kadar çoğu çocuk kreşe gidiyor ve oyunlar, şarkılar ve diyaloglar aracılığıyla öğreniyorlar. Çocukların büyük bir kısmı, en küçükleri bile, okula yürüyor ya da bisikletle gidiyor. Okul saatleri kısa ve ödev genel olarak hafif.

Çoğu okulun teneffüsü tedavülden kaldırdığı Amerika’dakinden farklı olarak Finlandiya’daki okul çocuklarının her günün her saatinde, zorunlu 15 dakikalık açık havada serbest oyun araları var. Temiz hava, doğa ve düzenli fiziksel aktivite araları, öğrenmenin motorları olarak görülüyor. Bir Fin atasözüne göre “Kötü hava yoktur. Sadece yetersiz kıyafet vardır.” Bir akşam oğluma o gün fiziksel aktivite olarak ne yaptıklarını sordum. “Bizi elimizde bir harita ve pusulayla ormana gönderdiler ve dışarı çıkış yolunu bulmamızı istediler.”

Finlandiya, kalitesi düşük kitlesel standart testlere, ne zaman ne de para harcıyor. Bunun yerine çocuklar her gün şimdiye dek yaratılmış en yüksek kalitedeki “kişiselleştirilmiş öğrenme cihazı” tarafından yapılan doğrudan gözlem, tutulan kayıtlar ve sınavlarla değerlendiriliyor; yani öğretmenler tarafından. Çocukların sınıfta zaman zaman eğlenmelerine, kıkırdamalarına ve hayal kurmalarına izin veriliyor. Finliler, defalarca duyduğum kültürel mantralarını uygulamaya sokuyor: “Çocukların çocuk olmalarına izin verin” ve “Çocuklar en iyi oyun yoluyla öğrenir.”

Tipik bir sınıfın duygusal iklimi sıcak, güvenli, saygılı ve çok destekleyici. Ders notları yok, düz çizgi halinde yürümek ya da dik oturmak gibi yarı askeri kurallar yok. Finlandiya’da okuyan Çinli bir öğrenci-öğretmen bu duruma nasıl hayret ettiğini şöyle anlattı bana: “Çin okullarında kendinizi askeriyede gibi hissedersiniz. Buradaysa kendinizi gerçekten iyi bir ailenin parçası gibi hissediyorsunuz.” Kendisi şu anda Finlandiya’da kalıcı olarak yaşamanın bir yolunu bulmaya çalışıyor.Finlandiya’da öğretmenler, doktorların yanında en çok güvenilen ve takdir edilen meslek sahipleri. Bunun en önemli nedenlerinden biri, araştırma ve sınıf uygulaması uzmanlığı konusunda yüksek lisans yapmalarının zorunlu olması.

“Yetişkinler olarak görevimiz, çocuklarımızı politikacılardan korumak” dedi Finli bir çocuk eğitimi profesörü bana. “Ayrıca iş dünyasından gelen insanlara da binamızdan uzak durmalarını söyleme konusunda ahlaki bir sorumluluğa sahibiz.” Aslında her Finlandiya vatandaşı herhangi bir okulu ne zaman isterse gezmek konusunda özgür. Ama profesörün mesajı çok net: Eğitim konusundaki nihai otorite eğitimcilerdir. Bürokratlar ya da teknoloji sağlayıcıları değil. Finlandiya ulusal ölçekte tüm devlet okullarına, kişiselleştirilmiş birebir dersler veren yüksek kaliteli, çok saygı duyulan ve çok profesyonel öğretmenler; yönetilebilir sınıf boyutları; zengin ve gelişimsel olarak doğru olan bir müfredat; düzenli fiziksel aktivite; çok az ya da sıfır düşük kaliteli standart test ve onlara eşlik eden aşırı stres, boşa giden zaman ve enerji; öğretmenler tarafından günlük değerlendirmeler ve güvenlik, işbirliği, sıcaklık ve birer birey olarak çocuklara saygının olduğu bir sınıf atmosferi sunuyor. Geçtiğimiz Kasım ayında Finlandiya’ya o kışın ilk karı yağdığında üniversitedeki odamın penceresinin dışında bir hareketlilik oldu. Dışarıdan sesler geliyordu. Seslerin geldiği yer, öğretmen eğitimi okulunun açık hava oyun alanına yakındı. Ne olup bittiğini anlamak için oraya doğru yürüdüm. Alan, çam ağaçlarının arasında kışın ilk karının tadını çıkaran çocuklarla doluydu.

“Duyuyor musun?” diye sordu sarı bir güvenlik kıyafeti giymiş bir özel eğitim öğretmeni olan teneffüs gözlemcisi. “Bu” dedi gururla, “mutluluğun sesi.”(egitimpedia.com)

 

 



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı