Sadece 2,5 aylık bir hükümetin programı okundu dün. Aynı anda da Danışma Kurulu’ndan 23 Ocak tarihi çıktı.
12 sayfalık hükümet programının hiçbir anlamı yok aslında. Görünen, Bakanlıkların bir öncekine bakarak bir şeyler yazmış olmak için yazdıkları. Bunların hiçbirinin bu kısa sürede hayata geçmesi mümkün değil. İsteseler bile… Kaldı ki, bugüne kadar hiçbir hükümet, yazdığı programı uygulamış değil…
Yine de felsefesine şöyle bir baktım.
Öncelik bütçesinin geçeceği vurgusu. Bu tamam. Çaluda’nın dediği gibi erteleme düşüncesi var mıydı, sonra birileri mi uyardı, yoksa gelen tepkilerle fikir mi değiştirdiler bilmem ama, o bütçe geçecek. Sucuoğlu Saner’den aldığı parti mirasını yerine getirecek, kaçarı yoktur…
İkincisi Kıbrıs konusunda…
Hem “Federasyon anlaşma modeli artık geçmişin bir kalıntısı olmuştur” deniyor, hem de araya müzakerelerin devamı arzusu sıkıştırılıyor.
Bütün dünyanın “iki ayrı devlet” çıkışına şiddetle karşı olduğu bu ortamda kiminle, neyin müzakeresi yapılacak, meçhul.
Hem nala hem mıha… Son moda tezi takip edelim, ama federasyon isteyenleri de küstürmeyelim.
Olayın aslında hükümet programından çok, seçmene seçimle ilgili fikir vermeye yönelik olduğu anlaşılıyor.
“Gelir artırıcı tedbirler yanında harcama disiplininin sağlanmasına yönelik çalışmalar ödün vermeden sürdürülecektir” ifadesi, her hükümet programında heyecan verir. Yine konmuş.
Ancak bakıyorsun, e-vergi, ekonomiyi kayıt altına alma, vergi tabanının genişletilmesi falan var da, vergi adaleti yok! Vergide kıyağa son verecek bir şey yok. Basmakalıp…
Yüz sene uğraşsa, devlet bu yöntemle hak ettiği gelirin urubunu alamaz. Devlet gelirlerini artıracaksan önce vergi düzenlemesi yapacaksın. Bu konu da muallakta.
Eğer açıkça yazmış olsa, ‘kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomiyi ister’ diyeceğim ama hemen ardından Türkiye ile 2022 protokolu geliyor. Yani kendi kaynaklarımızla, kendi ciğerimizi kavurma yerine, el açmaya devam. Türkiye’den gelecek kaynakla hükümet etmenin artık hayal olduğunu göremeyen bir UBP Başkanı var yine.
Bütün bunlara bakınca, Sucuoğlu’nun öngördüğü politikaların Tatar ya da Saner’in izlediği politikadan farklı olmayacağı açık seçik ortaya çıkıyor.
Ne dış politikada ne de ekonomide ezberden dışarı çıkabilecek.
Hükümet programı değil, seçim programı… Görmek isteyene…
PANDEMİ TÜM REZİLLİKLERİ YÜZÜMÜZE VURDU…
Hava Trafik Kontrolörleri Sendikası sürekli kadro eksikliğinden bahseder.
Devletin yaptığı, sadece grevi engellemek oldu. Geçiştirdiler, treni içten salladılar, ama o sorun orada durdu.
Bir defa da bu insanlar ne diyor, ne yapabiliriz diyen çıkmadı.
Şimdi pandemi bu umursamazlığı tokat gibi yüzlerine vurdu.
Bir kişi pozitif, diğerleri temaslı, ama çalışacak adam yok, onun için temaslılar görev yapmaya devam ediyor.
Bir tek bu örnek bile bu ülkede siyasetin kamu yararına yapılmadığını göstermeye yeter…
YERİN KULAĞI VAR
KARMA OY DEĞİL, TEK BÖLGE KALKMALI:
Karma oyun kaldırılması ciddiye binince, eleştiriler de gelmeye başladı. Eski politikacılardan, hukukçulara birçok kişi, karma oyun katılımcı demokrasi açısından bir ileri nokta olduğunda hemfikir; “Neden geri gidelim” deniyor. İkincisi, kaldırılması halinde sandığa gidecek seçmen sayısının ciddi şekilde düşmesi öngörülüyor. Ve asıl sorunun çarşaf liste olduğu ortaya çıkıyor. Seçim bölgeleri geri gelsin ama karma da kalsın. Akla yakın görünüyor. Umarım popülizmin peşine takılacağız diye tam tersine halkın istemediği bir değişikliğe gidilmez. Hem de meşruiyeti kalmamış bir Meclis iradesiyle.
ACİL SORUNLARA YANIT YOK:
Hükümet programından beklenen bir şey yoktu ancak, gündelik acil sorunlar açısından detay beklerdik. Mesela aşılama oranının yükseltilmesi deniyor… Peki nasıl? Ya da pahalılıkla mücadele, yok’! Programda tek kelime denetim geçmiyor, pandemi sadece iki yerde, ancak hiçbiri tedbir anlamında değil. Keşke gençlik kampı, ormancılık falan yerine bunları söyleyebilseydi.
BÜTÇEYE HIZ:
Meclis Danışma Kurulu’nun seçim tarihini belirlemesi yanında, önemli bir diğer kararı, bütçe görüşmelerinin sınırlandırılması. Önümüzdeki seçim takvimine uygun olarak 3 gün Komite’de, 3 gün Genel Kurul’da görüşülecek ve bitecek. Video skandalı bir yana, Saner “kurultayı bekleyeceğim” diye tutturmasaydı, çok daha sağlıklı bir şekilde şimdi bütçe de hazırlanacak, seçime de rahat rahat gidilecekti.
VEKİLLİĞE DEĞİL CUMHURBAŞKANLIĞINA ADAYIM:
Son zamanlarda siyasetten elini ayağını çeken, kurucusu olduğu partisi DP ile de bağlarını koparan Serdar Denktaş, 32 yıllık vekilliğin ardından önümüzdeki seçimlerde aday olmayacağını, esas hedefinin 4 yıl sonra yapılacak cumhurbaşkanlığı adaylığı olduğunu açıkladı. Önümüzdeki 4 yılda neler olacağını kimse bilmiyor ama bu köprünün altından çok suların geçeceği kesin…
KKTC’Yİ TANIYIN DESEYDİN YA
İstanbul’da düzenlenen “Karabağ Azerbaycan’ındır” etkinliğine katılan Ersin Tatar, Azerbaycan’dan KKTC’ye öğrenci, turist ve yatırımcı beklediğini söyleyerek, “Bir millet, üç devletiz” dedi. Madem AB’ye girmek Kıbrıs Türkleri için uygun değildi, Azerbaycan’dan KKTC’yi tanımalarını istemek hiç mi aklına gelmedi? Aslında bu söylediklerinin olmayacağını Tatar da biliyor…
TEHLİKE BİTMEDİ:
Vatandaş seçim ve geçim derdine düşüp esas tehlike olan salgını unuttu gibi. Halbuki salgın bizim bu rehavetimizden faydalanarak can almaya devam ediyor. Özellikle son haftalarda vaka sayısında yaşanan artış tehlikenin geçmediği ve her an yeni bir patlamanın yaşanacağının habercisi. Ülke normale dönmüş durumda, önlemler ise uygulanmıyor. Karar alması gerekenlerin öyle bir derdi yok. Umudumuz Pilli’de… Bakalım bu defa neler yapacak.
































