Köşe Yazarları

Türkiye’yi yalnızlaştırma politikası tehlikeli

İnsanların sorunları çözme yöntemleri, kendilerini ele vermektedir.

       Bir sorun varsa, onunla yüzleşmek yerine, sorunu görmezden gelmeye çalışmak, mevcut sorunu dış desteklerle çözmeye çalışmak da bir yöntem sayılabilir.

       Ancak, yıllardan beri denenen bu yöntemler sonuç vermiyorsa, sorunu çözmek için yeni yöntemlere yönelmek en doğru yoldur.

       Kıbrıs sorununda, tarafların hedefleri ve uyguladıkları yöntemler, bu yöntemlerle elde edilen sonuçlar akademik bir çalışmanın konusunu oluşturacak kadar zengin verilere sahiptir.

       Kıbrıs Rumlarını yönetenlerinin yöntemleri ve ulaştıkları sonuçlar incelenince, Rumlar adına büyük bir hayal kırıklığı elde edildiği görülecektir.

       1820lerden beri Osmanlı İmparatorluğuna karşı, Yunanistan’nın başlattığı ayaklanma hareketi, Kıbrıs Rumlarına ve kiliseye de büyük kayıplar vermiştir.

       1820lerden önce, Osmanlı Kıbrıs’ta vergi toplama yetkisini Ortodoks kilisesine vermişti.

       Ortodoks kilisesinin topladığı vergiler, Osmanlı yetkilileri ile bölüşülüyor ve Kıbrıs kilisesi alabildiğine zenginleşiyordu.

       1820lerden sonra, Yunanistan‘ın Osmanlı’ya karşı başlattığı ayaklanma, Kıbrıs Rumlarının kilisesinin güç kaybetmesine ve Rum cemaatinin  Osmanlı’ya verdiği vergi oranının artmasına yol açtı. Bunun sonucu olarak bir çok Kıbrıslı Ortodoks kilisesinden ayrılarak Müslümanlığı seçti.

       1950lerde İngiliz sömürge yönetimine karşı başlatılan mücadelede yine Yunanistan’a bağlanmayı ifade eden ENOSİS politikası ile, Kıbrıs Türkleri hiç dikkate alınmadı.

       Dikkate alınmayan bu topluluk da, İngilizlerin yönlendirmesiyle Türkiye’yi yeniden Kıbrıs politikasının içine soktu.

       1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte Türkiye, İngiltere ve Yunanistan ile birlikte, ada’da GARANTÖR ÜLKELER olma hakkını kazandılar.

       Rumlar, Garantör Ülkeler kavramının ne olduğunu kavramadan 1963 olaylarıyla birlikte, devlet içindeki Kıbrıs Türklerini yönetimin dışına attılar. Bu politikayı ayrılıkçı Kıbrıs Türkleri de  fırsat bilerek, yönünü tamamıyla Türkiye’ye çevirdi.

       1963-74 yılları arasında, Kıbrıs Türkleri saldırıya uğrayan ve dikkate alınmayan bir toplum olarak çok mağdur edildi.

       15 Temmuz 1974 Yunanistan’ın askeri darbesi 20 Temmuz 1974’ü getirdi. Yunanistan‘ın ve Kıbrıs Rum faşistlerinin Amerikan planını uygulamak istemesi ve Makarios’u öldürme planları Kıbrıs’a Türkiye’yi getirmekle sonuçlandı.

       1974’tten günümüzü tüm Rum politikacıları, acı da olsa bir uzlaşma siyaseti izleyeceğine, her dönemde, Türkiye’yi dünyaya şikayet etme ve yalnızlaştırma siyaseti uyguladılar.

       Bu siyasetin sonucunda, hala 40 bine yakın Türk askeri adada bulunmaktadır.

       Hala Türkiye’den Kıbrıs’a nüfus akışı olmakta ve ada Türkiye’nin bir vilayeti haline gelmektedir.

       Kıbrıs Türkleri adanın kuzeyinde bir özne olmaktan uzaklaşırken, Rumlar hala tüm adanın kontrolü hayalinden vazgeçmemektedir.

       Anastasiadis son yıllarda, Kıbrıs gazının çıkartılması ve kullanılmasında Kıbrıs Türkleri ve Türkiye’yi dikkate almayan politikalarında İsrail ve Yunanistan ile ittifaklar kurmaya çalışmaktadır.

       Anastasiadis geçtiğimiz Cumartesi günü de Yunanistan Başbakanı ile birlikte Amman’da gerçekleştirdikleri toplantıda Ürdün’ü de yanlarına çekmeye çalışmaktadırlar.

       Dışişleri Bakanları seviyesinde yapılacak yeni toplantıda Irak Dışişleri Bakanı’nın da katılacağı , yapılan açıklamalardan anlaşılmaktadır.

       Türkiye’yi Akdeniz’de ve Orta Doğu’da yalnızlaştırma politikaları, Kıbrıs Rumlarına ve Yunanistan’a uzun vadede acı ve kayıplardan başka bir şey veremez.

       1820lerden beri yaşanan gelişmeler ve elde edilen sonuçlar bunu göstermektedir.

Etiketler


İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı