Köşe Yazarları

Türkiye’den istenen ya çözüm ya çözümdür!

Türkiye ile İsrail’in barışmasına Güney’deki komşumuzun ne zaman tepki göstereceğini merakla bekliyordum. Çok bekletmedi! Nitekim yine Rum medyasından öğreniyoruz:

“Bu TC-İsrail uzlaşısının Güney’in hoşuna gitmeyeceği zaten açık seçikti. Meğer bir süre önce İsrail Başbakanı Netanyahu Telefonla bir iki kez Anastasiadis’i arayarak konuşmuşlar. Vardıkları mutabakata göre “Türkiye’nin bölge ülkeleriyle enerji konusundaki işbirliklerinin yürümesi için Kıbrıs sorununun behemehal çözümü gerekiyormuş!”

Hatta “bazı kaynaklar” denilerek, “arzu edilenin doğal gaz yataklarının değerlendirilmesi ve boru hattıyla TC üzerinden AB’e sevk edilmesiymiş!”

Öte yandan ayni Güney medya haberlerine göre Geçtiğimiz günlerde Rum hükümet sözcüsü Hristodulidis bir yazılı açıklama yaparak “Netanyahu’nun Anastasiadis’e Türkiye ile aralarındaki anlaşmanın Rum Yönetimi ile İsrail arasındaki yakın ve dostane ilişkileri hiçbir şekilde etkilemediği ve etkilemeyeceği konusunda güvence vermiş…”

TÜKÜRDÜĞÜMÜZÜ YALAMAYACAĞIZ! “Köşemi” okuyanlar bilecekler: Bir süre önce Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden söz ederken; “neden bölgedeki bu ülkeler; Türkiye, Kıbrıs Rum-Türk devletleri, İsrail, Mısır, Yunanistan birliktelik oluşturmasınlar demiştim!

Çünkü bölgenin Suriye de dahil büyük çapta bir “barışa” ihtiyacı olduğu apaçık ortada. Savaşın kıvılcımları bölgeyi sarmış her taraf kan revan içinde, bölge yanıyor!

Pekala o kıvılcım şimdi “barış” için çakılmaz mı?

Nitekim bu konuda “barışı yıkan” olarak suçlanan Türkiye ilk adımı attı ve İsrail, ardından da Rusya ile barışarak dolayısıyle bu ülkelerin bölgede dostları olan “Güney Rum Yönetimi, Mısır, uzaktaki Yunanistan’a da dostluk kapılarını aralamış oldu. Kaldı bu girişimleri zaten var.

ANCAK: İşte yine geldik zurnanın zırt deliğine! Türkiye medyasına bakıyorum ayni “ifade” ayni “siyasi mantık!” Rum medyasına bakıyorum ayni öneri! AB’e BM’lere bakıyorum ayni söylem! Kısaca deniyor ki:

“Eğer bölgede istikrar ve barış olacak, gazın TC üzerinden AB’ye sevki istenecekse ve yeni siyasi sosyoekonomik ilişkiler geliştirilecekse; Kıbrıs sorunu çözülmelidir! Bu çözümü de Türkiye gerçekleştirmelidir!”

Kırk satır mı istersin kırk katır mı? Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal! Çünkü biliyoruz ki Türkiye’nin boynuna asılan çözüm fermanı Güney Rum patentlidir ve önerdikleri ile istedikleri yerine getirilecek makul şartları içermemektedir! Fakat bu gerçeğe karşılık TC’den istenen “ya çözüm ya çözümdür!” Bakalım TC’nin tutumu ne olacak?

MUHALEFET KAPALI TOPLUM EKONOMİSİNDE ISRAR EDİYOR!

Türkiye bir kez daha kesenin ağzını açtı. İstese bunu CTP ağırlıklı Yorgancıoğlu Koalisyon Hükümeti de yapardı Kalyoncu hükümeti de! Özellikle savsakladılar, “Sol” tepkileri sokaklara düşürdüler ve TC ile olan ne kadar sağlıklı ilişki varsa hepsini de dinamitlediler. Ne oldu ama? Sağ’ı iktidar yaptılar!

Şimdi o “Sol” dediğimiz biraz da Bremen mızıkacılarını çağrıştıran korku spazmlarında “belki korkuturuz” diyerek türlü çeşitli seslerle eleştiri getiriyorlar ama Türkiye’nin (isteseler kendileri de yapardı) dediğimiz “hibe” kaleminden paraların KKTC kasasına akmasını önleyemiyorlar! Zaten şu muhalefet tutumlarını sürdürüp götürmelerini  anlamak da hâlâ mümkün değil! Mesela: Su ile başlayan TC-KKTC krizini Mali ve Ekonomik protokollerle sürdürmelerini .. Spor ve Kültür alanındaki KKTC-TC işbirliğini aforoz etmelerini! Bir ilahiyat okulunun mezuniyet törenini basarak bu memlekette “yobazlık, gericilik, din istemiyoruz” demelerini! (Oysa Sol dediğiniz “demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerinin de savunucusu olmalıydı değil mi?) Tam aksine memleketin insanlarını “lime lime ayrıştırıp ayırarak” despotizmin dik alâsını sergiliyorlar!

BU NEDENLERDEN OLMALI: İki arada bir derede kaldık! Oysa daha müzakereler başlamadan “masaya güçlü oturmamız gerekir” diyorduk! Ekonomik istikrardan söz ediyorduk.. Geçici Siber Hükümetinden başlayan ivme ile “peş peşe çıkarılan yasaları, yeniden reorganizasyona tabi tutulmaları gerekiyor denilen “Kurumları” gözlüyorduk. Hatta ne diyorduk: “Gelin reformlarla birlikte ikinci Cumhuriyete kapı açalım.”

Sanki “gelin kendimizi salyangoz kabuğumuzun içine öyle bir kapatalım ki değil Türkiye, yedi düvelin güçleri gelse çıkartamazsın” denmiş gibi! Yani başından beridir muhalefet kanadı kapalı toplum ekonomisine devam etmek istiyor! Fakat öte yandan da TC’ye kapatılmak istenen  kapılar  Güney’in Rum’una açılırken Yahudi-Rum-Türk işbirliğinde gelişen rant ekonomisi de berdevam gidiyor!

KISACA TAKILDIĞIM: (PROVAKATÖRLERİN YALANLARI İLE KARALARI!)

TC’nin suyu sessiz sedasız nihayet Mağusa’nın Güzelyurt’un depolarına akmaya başladı. Tabi bu suyu “Türkiyeden geldiği için” o kadar provoke ettiler ki ne sevinebildik ne heyecan duyabildik! Halâ devam ediyorlar! Nitekim bunlardan birisi, (adı lazım değil! Önemli olan temsil ettikleri “hastalıklı zihniyetlerin” ortalara saçtıkları laflarıdır.) bakın nasıl yalan söylüyor! Ki “dünyanın yalanı ile karasını Kıbrıs’a yığsanız böyleleri ile yarışamaz! (Havadis gazetesinden aktarıyorum.)

“Mağusa” diyor “1974’den beridir hiç susuz kalmadı!”

“Suyun dağıtılması topluma gerçekçi bir hizmet değildir! Deniz arıtması ile de ‘susuzluk’ sorunu aşılabilirdi!” (Yukarıda ise ne diyordu. 1974’den beridir Mağusa susuzluk çekmedi, derken, hemen ardından “susuzluk aşılabilirdi” diyor!)

Hedef Kıbrıs Türk halkına su getirmek değil, Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda İsrail ile yapacağı çalışmalara yönelik bir yatırımdır!” (Manası mantığı nerede!)

İŞTE bu memleket böylesi yalanlar ve karalamalarla kurdukları dehlizlerinde boğulurken laflayan “provakatörler” de yetiştirdi!

 




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı